Akyaka & Sedir Adası (Kedrai)

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

 

Akyaka & Sedir Adası (Kedrai)

Sakar Geçidi’nden Gökova Körfezi. Körfez, her mevsim ayrı bir güzel.

Türkiye’nin en güzel coğrafyalarından biri olan Gökova Körfezi, maviyle yeşilin olağanüstü bir şekilde harmanlandığı yer. Muğla’yı Gökova’ya bağlayan 670 metre yüksekliğindeki Sakar Geçidi’nden aşağıya doğru süzülürken ovanın çevresinin dantel gibi kıyılarla, masmavi bir denizle, yemyeşil ormanlarla ve dağlarla çevrili olduğunu görüp büyüleniyorsunuz. Ancak bu coğrafya, ciddi bir şekilde koruma altına alınması gerekirken hâlâ nükleer santral, dev yazlık saray ya da tesisler gibi zihniyetler (!) tarafından tehdit edilmeye devam ediliyor. Gökova, doğanın bize sunduğu bir miras ve bu mirasın da en güzel şekilde korunması bizim ellerimizde. Kişisel ve ekonomik hırslar nedeniyle bu coğrafyaya el atmak, burayı katletmekten başka birşey değil. Olduğu gibi korunmalı, yeni yapılaşmalara ve tesislere asla ve asla izin verilmemeli. Bu konuda liderler duyarsız olursa, durum hoca-cemaat ilişkisine döner ama neyse ki yöre halkı bu konuda oldukça duyarlı ve kendilerine bahşedilmiş olan bu mirası sahiplenmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

Sakar Geçidi’nden aşağıya inip, sağa döndüğünüzde ovanın en güzel yerleşimi olan Akyaka’ya geliyorsunuz. Aslında ovada Akçapınar, Gökova gibi oldukça güzel köyler de var ama Akyaka’nın deniz ve çay kenarında olması ona ayrı bir cazibe katıyor. Akyaka, bir Cittaslow, başka bir deyişle “yavaş şehir”. Duymayanlar için söyleyelim, Cittaslow ciddi bir organizasyon. Dünyada 30 ülkede 252 yerleşim yeri Cittaslow olarak ilan edildi (2019 verisi) ve bu sayı gün geçtikçe artıyor. Organizasyonun amacı, artık nefes alınmayan, tüketim odaklı ve mutsuzluğa sebep olan hızlı yaşayan kentler yerine; yaşamdan keyif alınacak bir hızda yaşayan yerleşim yerlerinin oluşmasını teşvik etmek. Böylece insanların birbirleriyle daha sağlıklı ilişkiler kurabileceği, doğaya ve çevreye daha saygılı olacağı, el işi gibi geleneklere sahip çıkacağı ama aynı zamanda altyapı sorunu olmayan, teknolojinin nimetlerinden faydalanan, yenilebilir enerji kaynakları kullanan kentlerin ortaya çıkmasını sağlamaktır.

2019 yılında Türkiye’de Cittaslow kriterlerini karşılayan 15 yerleşim yeri bulunuyor:

  • Seferihisar (İzmir): Türkiye’yi Cittaslow’la tanıştıran ilk yerimiz.
  • Akyaka (Muğla)
  • Yenipazar(Aydın)
  • Gökçeada (Çanakkale)
  • Vize (Kırklareli)
  • Taraklı (Sakarya)
  • Göynük (Bolu)
  • Mudurnu (Bolu)
  • Yalvaç (Isparta)
  • Eğirdir (Isparta)
  • Gerze (Sinop)
  • Perşembe (Ordu)
  • Şavşat (Artvin)
  • Uzundere (Erzurum)
  • Halfeti (Şanlıurfa)

cittaslowturkiye.org sitesine girerek bu organizasyon hakkında daha fazla bilgi edinebilirsiniz.

Akyaka, doğal güzelliklerin arasında, kendine özgü dokusuyla, suyla bütünleşmiş sakin ve huzurlu bir yerleşim yeri. Suyla bütünleşmiş diyoruz çünkü hem deniz kenarında hem de içinden geçen Kadın Azmağı, Akyaka’ya ayrı bir hava katıyor. Azmaktan akan su ise tertemiz ve buz gibi. Azmağın içinde su altı bitki türleri salınırken, deniz canlıları cirit atarken ve kuş türleri pineklerken siz de bir yandan azmak kenarındaki mekânlarda oturup bu huzur ortamını soluyabilirsiniz. Azmak kenarında özellikle yaz aylarında bu mekânlarda oturmak ayrı bir keyifli oluyordur çünkü suyun serinliği, doğal bir klima görevi görüyor. Azmağa girmek de serbest ama biz havanın soğumaya başladığı dönemde burayı ziyaret ettiğimiz için azmağa girmeye çekindik ama yazın bunaltıcı sıcağında gidiyorsanız akmakta çimmenizi öneririz 😊 Hiçbir şey yapamıyorsanız azmakta sefer yapan gezi tekneleri bulunuyor, bunlardan birine atlayın 😊

Kadın Azmağı, Akyaka

Akyaka’da ufak ama oldukça sevimli bir çarşı da bulunuyor. Bu çarşı alanı, azmakla plaj arasında ilerliyor. Etrafta büyük tesisler, zincir markalar yok, zaten olması da buranın özgünlüğünü yokederdi. Samimi yerel halkla ve işletmeleriyle bir aradasınız, herkes güleryüzlü ve sıcakkanlı, bu nedenle gelen ziyaretçilere “yolunacak kaz” gözüyle bakılmıyor. Anlayacağınız Akyaka’nın çevresindeki doğal huzur ortamı da Akyakalılarla bütünleşmiş gibi.

Çarşının diğer ucundaki Akyaka Plajı ise incecik kumdan oluşuyor. Boyunuzu aşacak deniz yüksekliğine gelmeniz için 200-300 metre ilerlemeniz gerekiyor ve azmağın suyuna yakın bir yerde konumlandığından deniz sürekli sıcak-soğuk salınımı yapıyor. Bir yandan ayaklarınız deniz suyuyla ısınırken, diğer yandan bedeniniz buz gibi azmak suyuyla karşılaşabiliyor. Bu nedenle alışmakta oldukça zorlandığımız bir deniz suyuyla karşı karşıya kaldık ama çevremiz o kadar huzurluydu ki alışmayı unutup kendimizi bu ortama kaptırdık.

Akyaka Plajı

Akyaka’ya yakın birkaç plaj daha bulunuyor. Bunlardan biri olan Çınar Plajı, Akyaka-Ören arasında bulunuyor. Diğerleri ise Sedir Adası ve çevresinde bulunuyor. Sedir Adası’nda bulunan Kleopatra Plajı, adanın karşısındaki ana karada bulunan İncekum ve Boncuk plajları da diğerleri. Bu plajların arasında en meşhur olan Kleopatra Plajı, zaten bir sonraki hedefimiz de burası 😊

İncekum Plajı, Sedir Adası ile karşılıklı.

Sedir Adası’na iki türlü ulaşabiliyorsunuz: Biri Akyaka’dan hareket eden günlük teknelerle/turlarla, diğeri de adanın kendi iskelesinden hareket eden seferlerle. İskeleye ulaşmanız için önce Marmaris yoluna sapmanız gerekiyor. Marmaris yolunun yarısında (17. kilometresinde) Sedir Adası iskelesinin tabelasını göreceksiniz ve buradan saptığınızda bir 5 kilometre daha ilerlemeniz gerekiyor. Biz yine de tarifle zor olur diye aşağıdaki haritada iskelenin yerini işaretledik:

Sedir Adası iskele beklediğimizden çok daha geniş bir park alanına sahipti ve adaya hareket eden seferler dolmuş usulüyle hareket ediyordu. Düşük sezonda burayı ziyaret ettiğimiz için teknenin hareket etmesini biraz bekledik ama hiç önemli değildi çünkü çevremizdeki yeşille mavi inanılmaz bir bütünlüğe sahipti ve bu bütünlük bize huzur veriyordu.

Sedir Adası iskelesi ve Sedir Adası/Kedrai Antik Kenti’ne yolculuk

Bu arada belirtelim, Sedir Adası’na giriş için iki ayrı ücret ödemeniz gerekiyor. Biri tekne için, diğeri de ada için. Sedir Adası aynı zamanda bir antik kent/müze olduğu için buraya vereceğiniz giriş ücreti ayrı olacak ve Müzekart geçerli.

Sedir Adası’nda bulunan antik yerleşimin adı ise Kedrai. Adanın yerli halkı Karyalılarmış, zamanla kent Hellenleşmiş. Roma ve Bizans hakimiyetlerinden sonra da ada Türk egemenliğine girmiş ve “Şehiroğlu” olarak adlandırılmış. Günümüzde burası “Sedir” olarak adlandırılsa da çevrede sedir ağacı aramanızı önermeyiz çünkü yok.

Adaya ayak basar basmaz karşılaşacağız ilk yapı Kıstak (Isthmus) Kilisesi. Bizans döneminde inşa edilen bu kiliseden maalesef günümüze pek birşey kalmamış ama kilisenin olduğu yerden oldukça güzel bir manzara var.

Bu manzarada, yakınlarda bulunan ufak adalardaki tarihi yapılar dikkatimizi çekti ve eskiden bu ufak adaların da Sedir’e bağlı olduğunu ama zamanla deprem gibi doğal nedenlerle ayrıldığını düşündük. Ama bu düşüncemizi destekleyen bir kaynakla karşılaşmadık.

Kıstak (Isthmus) Kilisesi’nden manzara

Kiliseden biraz daha ilerlediğinizde Sedir’in en meşhur noktasına geliyorsunuz: Kleopatra Plajı. Bu plajdaki kumların Kleopatra tarafından Mısır’dan özel olarak getirildiği, hatta Kleopatra’nın sevgilisi Marcus Antonius’la burada çok defa yüzdüğü düşüncesi hakim. Bu özel kumun korunması için plaja direkt ortadan girilmesi yasak, onun yerine yanlardan giriş verilmiş ve çok da iyi yapılmış. Geçtiğimiz yıllarda plaja girenlerin havlularını ve üzerilerini silkelemesi isteniyordu, böylece kumun azalması önlenmeye çalışılıyordu, bu yöntem işe yaramamış olmalı ki şimdi böyle bir uygulama var. Çünkü suya giren her bir kişiden bile bir damla kum kaybolsa bu plaj tehdit altında olur (Günümüze ulaşan kısmının da orijinalinden çok daha az olduğunu düşünüyoruz). Bir kum ne kadar güzel olabilir ki diye de düşünmeyin çünkü gerçekten de bu kumun dokusu ve verdiği hissiyat çok farklı. Hep kıyıya yakın olup bu kuma temas etmek istiyor canınız, hiç açılasınız gelmiyor 😊 Ama bize miras kalan bu özel kumun yüzyıllarca daha durmasını istiyorsanız, denizden çıkarken mayonuzu durulamanızı, iskeleye adım attığınızda ise ayaklarınızı son defa sudan geçirmenizi öneririz.

Kleopatra Plajı

Plajın arkasında bulunan güneşlenme/dinlenme alanından yolun ikiye ayrıldığını göreceksiniz. Bunlardan geniş olanı adanın içlerine, dar olanı ise bazilikaya gidiyor. 5-6. yüzyıllarda inşa edildiği tahmin edilen bu Bizans bazilikası, maalesef tamamen harabeye dönmüş. Ama adadaki yapılarda genel olarak böyle bir sorun var, hepsi kötü durumda ve bütün hallerini hiçbir şekilde gözünüzde canlandıramıyorsunuz.

Geniş olan patika ise sizi adanın diğer tarafına götürüyor. Bu esnada şanslıysanız adanın diğer sakinleri olan keçilerle de karşılaşabilirsiniz. Zaten adada sadece tavuklar ve keçiler bulunuyor. Tavuklar daha çok inanların yoğun olarak bulunduğu plaj çevresinde takılırken, keçiler insanlardan biraz daha uzak yerlerde takılıyorlar.

Sedir Adası’nın sakinleriyle selamlaşalım 😊

Adanın surlarla çevrili diğer kısmına bir patika vasıtasıyla ulaşabiliyorsunuz.

Adanın diğer kısmı surlarla çevriliymiş ve Kedrai şehir merkezi de burada bulunuyormuş. İlk olarak Hellenistik dönemde inşa edilen surlar, Roma ve Bizans dönemlerinde elden geçmiş ama bunlardan da geriye çok az şey kalmamış. Adanın en iyi durumdaki yapısı olan tiyatro binası bile ağır düzeyde tahrip olmuş ama bu hali bile insanı etkilemeye yetiyor.

Kedrai Antik Kenti’nin 2500 kişi kapasiteli tiyatrosu

Tiyatrodan manzara

Kedrai Antik Kenti hakkında çok fazla şey bilinmiyor, bu da muhtemelen buradaki yapıların ağır düzeydeki tahribatından kaynaklanıyor. Ama bu tahribat sadece bizim tarafımızdan yapılmamış, örneğin tiyatro yapısının sahne blokları, Bizans döneminde sökülüp konut ve liman inşasında kullanılmış. Tarih boyunca bu ufak kentin neler yaşadığı bilinmiyor ama savaşlar, depremler derken kentten geriye bunlar kalmış. Ama güzel bir projeyle bu yapılar biraz da olsun ayaklandırılabilir diye düşünüyoruz çünkü şu haliyle Sedir Adası, Kleopatra Plajı ile ön plana çıkartılıyor ve tarih ikinci plana atılıyor. Ama binlerce yıl insanların burada yaşadığı da unutulmamalı çünkü biz buraya geldiğimizde, bizden önce burada yaşayan ve karışan onlarca halklarla yine karıştık. Dolayısıyla bu topraklardaki her türlü tarihi değer bizim de mirasımız…

SON

 

12086total visits,3visits today

Bir Cevap Yazın