Ankara Blog 2/3: Bir Günde Eski Ankara

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

Önceki yazımız “Anıtkabir” için buraya tıklayınız.

 

Ankara Blog 2/3: Bir Günde Eski Ankara

Ben de birçok insan gibi Ankara’nın kasvetli, gri ve ciddi bir şehir olduğunu düşünürdüm. Başkent vasfının getirdiği titre ile kentin siyasetin merkezi olması, ayrıca denizin noksanlığı gibi etkenler de bendeki  bu olumsuz düşüncelerin hep pekişmesine neden oldu. AVM’lerin patlamadığı yıllardan önce, Anıtkabir’i ziyaret ettikten sonra bir taksiye binmiştik ve taksiciye Anıtkabir’den başka nereyi gezebiliriz diye sormuştuk. Taksici uzun uzun düşünüp yine “Anıtkabir” cevabını vermişti 😊 Şimdi de eminim birçok insan şehirde Anıtkabir’den başka gezilecek sadece AVM’lerin olduğunu düşünüyordur ama gerçekte durum böyle değil.

Elbette Anıtkabir, ülkemizin en kıymetli noktalarından biridir yanlış anlaşılmasın ama Ankara, tahmin edildiğinden çok daha fazla derinliği olan bir kenttir. Öncelikle kentin tarihi binlerce yıl öncesine dayanır. Hattiler-Hititler, Frigler, Kimmerler, Lidyalılar, Persler, Hellenler, Galatlar, Romalılar, Doğu Romalılar (Bizanslılar), Selçuklular, İlhanlılar, Ahiler, Timurlular, Osmanlılar kente dokunmuş halkların sadece bir kısmıdır. Şehrin adının Yunanca “çapa” anlamına gelen Ankyra kelimesinden geldiği iddia edilir (İngilizcedeki anchor kelimesi de buradan gelir) ama Anadolu’daki Yunan/Hellen etkisi tüm Anadolu tarihi düşünüldüğünde oldukça yenidir. Hitit kaynaklarında bahsi geçen Ankuwa kentinin Ankara olduğu düşünülür ki bu teori Ankara’nın isim kökenini açıklama açısından akla daha yatkındır. Ama her türlü Ankara’nın geçmişi tahmin ettiğimizden çok daha eskidir. Okullarımızda eski Anadolu tarihinden üstünkörü bahsedilir ve sonra Ankara’nın tarihi Türklerin Anadolu’ya girmesi ile başlar. Her yeni halkın bir önceki halkla karıştığı bize unutturulur. Halbuki bu karışımın getirdiği çeşitlilik bizim zenginliğimizdir. Anadolu tarihinde çeşitliliğe tahammülsüzlüğün bu kadar yüksek seviyede olduğu bir dönem ise az görülmüştür.

Cumhuriyet dönemi ile nüfusu patlayan Ankara, antik dönemlerdeki sınırlarının çok ama çok ötesine yayılmıştır ama “Eski kent” bölgesi, yapılan restorasyonlar ve düzenlemelerin etkisiyle günümüzde de otantikliğini korumaktadır. Yazımızda bahsi geçecek Eski Ankara, Kızılay’ın kuzeyinde bulunan Sıhhiye-Ulus-Hamamönü-Kale bölgelerini kapsayacaktır. Bu bölge, aynı zamanda çok sayıda müzeye ve tarihi yapıya da ev sahipliği yapmaktadır.

Bazılarımız Ankara’nın bu kadar dar bir alanda sınırlandırılmasının doğru olmadığını savunacaklardır ki haklılardır ama Kocatepe, Dikmen, Mogan gibi yerlerin de içinde bulunduğu Yeni Ankara’nın da ayrı bir yazıda anlatılması gerektiğini belirtmeliyim.

Bu yazıda aşağıdaki haritada 1 numara ile gösterilen Gençlik Parkı’ndan başlayacağım ve tam bir tur atıp parka geri döneceğim:

Eski Ankara’yı kapsayan bölgeler: Sıhhiye-Ulus-Hamamönü-Kale

  1. Gençlik Parkı
  2. Atatürk Bulvarı
  3. Atatürk Lisesi’nin çevresi
  4. Hamamönü
  5. Ulucanlar Cezaevi
  6. Kale Meydanı
  7. Ankara Kalesi
  8. Anadolu Medeniyetleri Müzesi
  9. Çarşılar bölgesi
  10. Hacı Bayram Cami & Augustus Tapınağı
  11. Roma Hamamı Açık Hava Müzesi
  12. Ulus ve TBMM’ler

Son olarak da Anıtkabir’den bahsedip yazıyı sonlandıracağım.

 

  1. Gençlik Parkı

1943 yılında açılan Gençlik Parkı, şehir merkezindeki en büyük park alanlarından biri. 275 dönüm alanı kaplayan park alanında dev bir havuz var ancak yeşil alan olması gereken yerlerin çoğu maalesef düğün salonlarının elinde. Nedense bir türlü park kültürünü öğrenemedik. Park demek doğayı olduğu gibi bırakmak demektir, bizde bu doğayı olduğu gibi bırakma ise nedense sadece mezarlıklarda uygulanıyor! Parklarda yapılması gereken şudur: Bitkiler yerleştirilir ve sadece bakımları yapılır, aradaki patikalarda beton ya da asfalt kullanılmaz, idealinde çamur yapmayan bir toprak tercih edilir, yapı gerekliyse sadece ahşap kullanılır ve doğal görüntüye müdahale edilmez. Böyle bir ortamda hem insanlar daha mutlu olur hem de masraflar düşer. Şehirciliğin nasıl olması gerektiğiyle ilgili Finlandiya’da Şehircilik yazımızı okumanızı tavsiye ederiz.

Gençlik Parkı

  1. Atatürk Bulvarı

Atatürk Bulvarı’nın Ulus-Sıhhiye hattının arasında güzel mimaride çok sayıda yapı bulunuyor. İş Bankası ve Ziraat Bankası binaları, Yunus Emre Enstitüsü ise bunlardan sadece birkaçı. İnsan bu yapıları gördükten sonra keşke şehirdeki tüm yapılar bu mimaride yapılsaymış diyor.

Atatürk Bulvarı üzerinde güzel mimariye sahip çok sayıda bina bulunuyor.

Bu hat üzerinde ayrıca Melike Hatun Camii, Vakıf Eserleri Müzesi, Opera Binası ve PTT Pul Müzesi bulunuyor.

Melike Hatun Camii

PTT Pul Müzesi’nin özellikle üzerinde durmak istiyorum çünkü gerçekten çok başarılı planlanmış bir müze. Bu müzeye giriş ise ücretsiz. İçeri girdiğimde fazla vaktim yoktu ve bir pul müzesi ne kadar büyük olabilir ki diye düşünüyordum. Ama beş katlı bir müzeyle karşılaşınca çok şaşırdığımı belirtmek isterim. Pullar; temalarına, ülkelerine, tarihlerine göre organize edilmişlerdi ve klasifikasyon, çok başarılı bir şekilde gerçekleştirilmişti. Müzeyi detaylı bir şekilde gezerseniz tam bir gününüzü alacak büyüklükte bir koleksiyona sahip olduğunun da altını çizmeliyim.

Beş katlı PTT Pul Müzesi, oldukça zengin bir koleksiyona sahip.

 

  1. Atatürk Lisesi’nin çevresi

Ankara Lisesi’nin çevresinde Numune Eğitim-Araştırma Hastanesi ve Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi bulunuyor. Bu nedenle lisenin çevresi her zaman oldukça yoğun oluyor. Ama okulun bahçesinin bitişiğinde muhteşem mimariye sahip iki yapıyı gözden kaçırmamanızı tavsiye ederim:

Ankara Devlet Resim Heykel Müzesi ve Ankara Etnografya Müzesi.

Her iki yapı da 1930 yılında tamamlanmış ve açılışları Atatürk tarafından gerçekleştirilmiş. Resim Heykel Müzesi’nde Osman Hamdi Bey’den İbrahim Çallı’ya birçok sanatçının eserleri sergileniyor. Ancak maalesef gittiğimde restorasyon nedeniyle kapalıydı.

Etnografya Müzesi’nde ise Selçuklu Dönemi’nden günümüze parçalar bulunuyor. Müzenin en önemli özelliği, geçici Anıtkabir işlevini görmesi. Burası, asıl Anıtkabir inşa edilene kadar, 1938’den 1953’e kadar Mustafa Kemal Atatürk’ün istirahat ettiği yer olarak bilinir.

Ankara Devlet Resim Heykel Müzesi

Ankara Etnografya Müzesi, 1938’den 1953’e kadar Atatürk’ün geçici Anıtkabiri olarak kullanılmıştır.

Etnografya Müzesi’nde sergilenen Delail-ül Hayrat

Ankara Hacı Bayram Türbesi’nin iç kapısı (15.yüzyıl)

Atatürk’ün naaşı Yüksek Kaldırım (İstanbul)’da giderken

İlk Anıtkabir

 

  1. Hamamönü

Hamamönü, Ankara’nın Eski Şehir bölgesinde restore edilerek ziyarete açılan yerlerden biri ve bu alanda geleneksel mimarideki konutlar göze çarpıyor. Bu bölgede Mehmet Akif Ersoy Müzesi, Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi ve Gökyay Vakfı Satranç Müzesi bulunuyor.

Gökyay Vakfı Satranç Müzesi’nin mimarisi ile Eski Ankara evleri tekrardan canlandırılmış.

Satranç Müzesi, 2012 yılında 412 adet satranç takımıyla Guinness Rekorlar Kitabı’na girmiş bir müzedir ve 2019 yılı itibariyle koleksiyondaki takım sayısı 700’ü aşmış. Gezmesi oldukça keyifli olan bu müzeyi mutlaka ziyaret etmenizi öneririm.

Satranç Müzesi oldukça güzel bir koleksiyona sahip ve satranç takımları ülkelerine, temalarına göre ayrılmış.

Müzede bulunan 700’den fazla satranç takımından sadece ikisi. İlki Hindistan’da, ikinci İsviçre’de üretilmiş.

Tahmin edildiğinin aksine satranç, Batı’dan Doğu’ya giden bir oyun değildir. Satranç, ilk olarak MS 100 yılında Kuşhan Türkleri tarafından Hindistan’a getirilmiş. Oyun sonraları Çinliler ve Persliler tarafından öğrenilmiş. Batılılar ise satrançla ilk defa 1500 yıl sonra, 15-16.yüzyıllarda tanışmışlardır.

 

  1. Ulucanlar Cezaevi

Türk siyasi ve edebi hayatında önemli bir yeri olan Ulucanlar Cezaevi, restore edilerek 2010 yılında müze olarak halka açıldı. Bülent Ecevit, Nazım Hikmet, Kemal Tahir gibi birçok önemli isim burada tutuklu kalmıştır ve Deniz Gezmiş ile arkadaşları yine bu cezaevinin avlusundaki kavak ağacında idam edilmişlerdir.

Maalesef vakit darlığından müzeyi ziyaret etme fırsatı bulamadım. Ankara’ya bir sonraki gidişimde ilk uğrayacağım yerlerden bir tanesi bu müze olacak.

 

  1. Kale Meydanı

Eskiden Ankara Kalesi’nin olduğu tepe gezmek için güvenli bulunmazdı. Neyse ki günümüzde tepenin tamamı elden geçirilerek Ankara’nın en eski yerleşiminin olduğu bu alan turizme açılmıştır. Ulucanlar Caddesi’nden Ankara Kalesi’ne tırmandığınızda kalenin girişinde ufak bir meydanla karşılaşacaksınız. Kalenin cazibesine kapılmadan meydanda bulunan iki müzeyi de görmenizi şiddetle tavsiye ederim:

 

Rahmi M. Koç Müzesi ve Erimtan Müzesi

Kalenin girişinde bulunan ufak meydan. Kalenin cazibesine kapılmadan önce meydanda bulunan iki müzeyi de gezmenizi öneririm.

Rahmi M. Koç Müzesi, Çengelhan ve Safranhan isimli iki tarihi hanın birleştirilmesi ile ortaya çıkarılmış. Her iki han da 16.yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman Dönemi’nde inşa edilmiş. İlk olarak Çengelhan 2005 yılında restore edilerek hizmete açılmış, Safranhan’ın müzeye ilavesi ise 2016 yılında gerçekleşmiş.

Müze, Çengelhan ve Safranhan isimli iki tarihi handan oluşuyor.

Bu müzede ne sergileniyor diye sormak ise oldukça hatalı olacaktır çünkü müzede gerçekten de yok yok 😊 Koleksiyon o kadar zengin ve çeşitli ki nereye bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Koleksiyonda eski yıllarda kullanılan ama artık kullanılmayan oyuncak trenler, hesap makineleri, kameralar, daktilolar, dikiş makineleri, mikroskoplar, televizyonlar, bez bebekler, bastonlar, arabalar, süpürgeler, uçuş kaskları, hatta musluk bataryaları, dişçi koltukları bile bulunuyor! Bunların haricinde tablolar, maketler, müzik aletleri, hat sanatı örnekleri de sergileniyor. Bu koleksiyona kafa yoranların çok fazla emek harcadığı o kadar belli ki insan bu müzeden saygı duymadan ayrılmıyor. Çünkü ortam hem nostaljik, hem otantik, hem modern hem de mistik olmuş ve bunu başarmak da gerçekten de kolay bir iş değil. Müzenin çocuklar için de harika bir yer olduğunu belirtmeliyim. Zaten müzenin tanıtım broşüründe de en önemli hedef kitlenin çocuklar olduğu vurgulanmış ve çocukların hayal güçleri ile yaratıcılıklarının geliştirilmesi amaçlanmış. Ama yetişkinler de bu müzeden en az çocuklar kadar keyif alır.

Rahmi M. Koç Müzesi’nde yok yok. Burası hem yetişkinler hem de çocuklar için eğlendirici ve bilgilendirici.

Müzenin koleksiyon yelpazesi inanılmaz geniş. Koleksiyonun içinde fırlatılabilen uçak koltuğu bile var!

Bu da müzeyi gezerken yaşadığım algıda seçicilik 😊

2015 yılında açılan Erimtan Müzesi, hem arkeoloji hem de sanat müzesi olarak hizmet veriyor. Bu müzeyi “Mini Anadolu Medeniyetleri Müzesi” olarak görüyorum çünkü içeride sergilenen eserlerin tarihi, Anadolu Medeniyetleri’nin eserleri ile kısmen örtüşüyor. Erimtan’ın en büyük farkı ise, özel bir müze olduğu için butik bir anlayış ile organize edilmiş olması. Burası aynı zamanda sanatsal faaliyetlere de müsait bir yer.

Erimtan Müzesi, oldukça keyifli bir koleksiyona ve ambiyansa sahip.

Erimtan’da sergilenen eserlerin tarihi, Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ndekiler ile kısmen örtüşüyor.  Örneğin burada Urartulara ait bronz bir kemer görüyoruz (MÖ 8-7.yüzyıl).

Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne giremeyecek kadar “yeni” olan bu parçalar ise MÖ 3.-MS 3.yüzyıllar arasına tarihleniyorlar. Burada Hellenistik ve Roma dönemlerine ait, adak ve muska olarak kullanılan bronz hayvan heykelcikleri görüyoruz.

Roma dönemine ait şişeler ve mezar hediyeleri (MS 1-4.yüzyıllar)

Müzenin koleksiyonu gün be gün gelişmeye devam ediyor. Burada Heykeltıraş Mehmet Aksoy’un müzeye hediye ettiği “Apollo ve Defne” adlı eseri görülüyor. Mehmet Aksoy’un Kars’taki “ucube”(!) heykeli ile gündeme gelen sanatçımız olduğunu da belirtmeliyim.

Mitoloji’de Apollo’nun aşkına yanıt vermeyen Daphne’nin, Apollo’dan kurtulmak için değişmesi konu edilmiş. Defne ağacı da bu mitle ortaya çıkmış.

Erimtan Müzesi’nin kafesinin de çok keyifli bir ortama sahip olduğunu ilave etmek isterim.

 

  1. Ankara Kalesi

Hititler tarafından inşa edildiği tahmin edilen Ankara Kalesi’nin tarihi çok net değil ancak Romalılar, Doğu Romalılar (Bizanslılar) ve Selçuklular tarafından kullanıldığını biliyoruz. Kalenin hem dış hem de iç duvarı bulunuyor ve her iki duvar arasında bir mahalle bulunuyor. Bu mahallenin neredeyse tamamı birkaç yıl önce boşaltıldı ve turizme yönelik bir daha düzenlendi. İç kalenin ise iki büyük hisarı var. Bu hisarlardan biri ziyarete kapalı, diğerine ise tırmanıp şehri tepeden izleyebiliyorsunuz.

Ankara Kalesi’nin iç ve dış duvarları arasında geleneksel mimari tarzda evlerden oluşan bir mahalle bulunuyor. Bu mahalle birkaç yıl önce düzenlenip turizme açıldı.

İlk olarak Hititler döneminde inşa edildiği tahmin edilen Ankara Kalesi’nin iç duvarında iki tane hisar bulunuyor. Fotoğraf, ziyarete açık olan hisardan çekildi ve karşıdaki hisar 2019 yılında ziyarete kapalıydı.

Hisardan Çankaya yönüne bakıldığında manzara. Şehrin yukarıdan çok güzel göründüğünü söylemek isterdim ama çok iyi şehir örnekleri gördüğüm için bu konuda yorumsuz kalacağım 😊 (Bkz. Stockholm’de Şehir Planlama)

 

Yazımızın devamı için buraya tıklayınız…

5188total visits,42visits today

Bir Cevap Yazın