Ankara Blog 3/3: Bir Günde Eski Ankara (Devamı)

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

 

Önceki yazımız için buraya tıklayınız.

 

Ankara Blog 3/3: Bir Günde Eski Ankara (Devamı)

Eski Ankara’yı kapsayan bölgeler: Sıhhiye-Ulus-Hamamönü-Kale

  1. Gençlik Parkı
  2. Atatürk Bulvarı
  3. Atatürk Lisesi’nin çevresi
  4. Hamamönü
  5. Ulucanlar Cezaevi
  6. Kale Meydanı
  7. Ankara Kalesi
  8. Anadolu Medeniyetleri Müzesi
  9. Çarşılar bölgesi
  10. Hacı Bayram Cami & Augustus Tapınağı
  11. Roma Hamamı Açık Hava Müzesi
  12. Ulus ve TBMM’ler

 

  1. Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Bence Anadolu Medeniyetleri Müzesi, Anıtkabir’den sonra Ankara’nın en önemli yeri. Hatta bu müzenin, Türkiye’nin de en önemli müzelerinden biri olduğunu düşünüyorum.  Müzede Paleolitik Dönem’den Klasik Dönem’e eserler sergileniyor. Daha Türkçe olarak söylemem gerekirse, burada milattan sonraya ait bir eser yok yani en genç eser bile 2500 yıllık. Medeniyetlerin beşiği olan, kadim halklara ev sahipliği yapan Anadolu coğrafyasında yaşadığımız için gerçekten çok şanslıyız ve bu müze de bu mirasın kıymetini bilenler tarafından kurulmuş. Cevat Şakir Kabaağaçlı (Halikarnas Balıkçısı), anlatmak istediklerimi çok daha güzel bir şekilde özetlemiş:

“Klasik çağlar tarihinde Anadolu sırasıyla İran, Makedonya ve Roma imparatorluklarının bir eyaleti olarak gösterilir. Oysa Anadolu Asya, Avrupa ve Afrika’nın yani üç büyük kara parçasının birleştiği yerde, bu kıtaların birinden ötekine geçenlere köprülük etmiş bir yerdir. Göç eden insan yığınları ve istila için yürüyen fetih orduları, hep Anadolu’nun üzerinden geçtiler. Buldukları halkı çoğu kez öldürmediler ama onlara hep karıştılar. Son olarak biz Türkler geldik ve onlara karıştık. Öyle ki biz, Amerikalılardan bile daha melez olduk, bundan ötürü vakit vakit Anadolu’ya gelmiş ve bu yurda kısa ya da uzun bir süre sahip olmuş ne kadar insan varsa damarlarımızda hepsinin de kanı vardır. Her ne kadar kültür sorunu, bir kan sorunu değilse de yabancımız sayarak yadırgadığımız şeylerin biz hem fiilen hem de hukuken mirasçısıyız.”

 

Müzenin bulunduğu yapı, Fatih Sultan Mehmet zamanında 15.yüzyılda han ve çarşı olarak inşa edilmiş. 1881 yılında çıkan bir yangında bina terkedilmiş ve Atatürk döneminde restorasyonu başlamış. Müze, 1943 yılında ziyarete açılmış ve 1997 yılında Avrupa’da yılın müzesi seçilmiş. Yunanistan ve İtalya dahil Avrupa’daki eserlerin hiçbirinin geçmişi bu müzedekiler gibi köklü değil. Tabii İngiliz, Alman ve Fransızların bizim topraklarımızdan kendi ülkelerine götürdükleri hariç… Çoğu zaman Batılılara bizim eserlerimizi götürdükleri için kızıyoruz ama bu konuda çift yönlü düşünmek gerekiyor. Kızmakta çoğu zaman haklıyız ama biraz da haksızız çünkü tarihin ve arkeolojinin kıymetini onlardan öğrendiğimizi, öğrenmeseydik ve onlar da bu eserlerin bir kısmını götürmeseydi çoğunun ortadan kalkacağını unutmamamız gerekiyor.

Müze çok büyük bir yer değil ve içerideki eserler de değerli taşlardan oluşmuyor ama tarihsel kıymetleri paha biçilemez. Eserler, kronolojik olarak bölümlere ayrılmış. Paleolitik Dönem’den başlıyorsunuz, Neolitik, Kalkolitik, Erken Tunç, Asur Ticaret Kolonileri, Hitit, Frig, Urartu dönemleri şeklinde devam ediyorsunuz. Sadece Taş Eserler kısmı kronolojik bir sıralamaya bakılmaksızın ayrı bir bölüm altında toplanmış.

Müzenin bulunduğu yapı, Fatih Sultan Mehmet zamanında 15.yüzyılda han ve çarşı olarak inşa edilmiş.

Arkeoloji ve tarih dünyasına bomba gibi düşen bir Göbeklitepe dikilitaşı

Çatalhöyük, Konya’da bulunan bu duvar resminde, MÖ 6. binde gerçekleşen Hasan Dağı’nın son volkanik patlaması resmediliyor.

Tarih öncesi devirde sıklıkla kullanılan Obsidiyen taşı; bıçak, ok ve mızrak ucu olarak kullanılıyordu. Eserler MÖ 6.binden.

MÖ 5750 yılından bir tanrıça figürini. Anaerkilliğin ve çok tanrılığın baskın olduğu bu yıllarda, kadın figürler baş tanrıça oluyor. Ataerkilliğin baskınlaşmasıyla erkek tanrılar ön plana çıkmaya başlıyor.

Hacılar, Burdur’da bulunan seramik parçaları. MÖ 6.bin, Geç Neolitik Dönem’e tarihleniyorlar.

“Hitit Güneşi” olarak bilinen bu güneş kursları, Hititler tarafından dini törenlerde kullanıldılar. Ancak bu eserler, Hititlerden çok daha önce, MÖ 2500-2250 yılları arasında Alacahöyük, Çorum’da kullanılmışlar.

Asur Ticaret Kolonileri Dönemi’nde Kültepe, Kayseri’den çıkarılan bu tabletler, MÖ 19-18.yüzyıllarda evlilik belgesi olarak hazırlanmışlar.

MÖ 19-17.yüzyıldan günümüze gelen bir balta kalıbı. Aradan neredeyse 4000 yıl geçmesine rağmen hâlâ aynı kalıplama tekniğini kullanıyoruz.

Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin içinden bir görüntü. Solda görülen Hititlerin savaş tanrısı kabartması, Hitit başkenti Hattuşa’da bulunan Kral Kapısı’na işlenmiş ve MÖ 14-13.yüzyıllara tarihleniyor.

MÖ 14.yüzyılda Hattuşa (Boğazköy), Çorum’dan bulunan bu pişmiş toprak örneği sayesinde, şehir surlarının ufak bir kısmı tekrardan inşa edilmiş. Günümüzde bu sur, Hattuşa Örenyeri’nin girişinde bulunuyor ve arkeologlar tarafından deneysel çalışmalarda kullanılıyor.

Hitit başkenti Hattuşa’da bulunan Sfenksli Kapı’daki sfenksler (MÖ 14.yüzyıl)

Sfenksli Kapı’nın iç kısmında bulunan bu çift başlı kartal sembolü, Hititlere Mezopotamya’dan gelen önemli bir sembol. Bu sembol, sadece tarih boyunca kullanılmakla kalmamış, günümüzde de kullanılmaya devam ediliyor.

Hitit döneminde görülen çift başlı kartalın geçmişi, Mezopotamya’ya gidiyor. Bu sembol tarihsel süreçte Bizanslılar (sol üst) ve Selçuklular (sağ üst) tarafından kullanılmış. Günümüzde Sırplar (sol orta), Karadağlılar (sağ orta), Arnavutlar (sol alt), Ruslar (sağ alt, bayrak değil ülke arması olarak) tarafından kullanılmaya devam ediliyor.

Karkamış, Gaziantep’ten MÖ 9-7.yüzyıllardan bir Luvi hiyeroglifisi. Hititler iki alfabe sistemi kullanmışlar: Mezopotamya’dan aldıkları çivi yazısı ve Luvilerden aldıkları hiyeroglif. MÖ 1200’lerde Hititlerin yıkılması ile Luvi yazısı kullanılmaya devam etmiş ve bu alfabe en az 1500 yıl Anadolu’da kullanılmış. Anadolu’nun en kadim halkların biri olan Luviler hakkında daha fazla şey öğrenmek istiyorsanız aşağıdaki linki izlemenizi tavsiye ederim:

https://www.youtube.com/watch?v=iDlrEVg9f2g

Frigler döneminden kakmalı tabure (MÖ 9-8.yüzyıl)

Frigler döneminde de ana tanrıça kültü devam etmiş. Hititlerde “Kubaba”, Friglerde “Kybele/Kibele” olarak bilinen ana tanrıçaya, Frig dilinde matar (anne) olarak sesleniliyordu. “Sibel” isminin de bu ana tanrıça inanışından geldiğini belirteyim. İnanışlar ve gelenekler unutulmuş gibi görünse de binlerce yıldır aslında kuşaktan kuşağa aktarılmaya devam ediliyorlar ve farkında olmadan çoğunu uyguluyoruz.

Urartu kralının tanrı Haldi için yaptırdığı tapınak-sarayda bulunmuş (MÖ 7.yüzyıl. Kef Kalesi, Adilcevaz, Bitlis).

Altıntepe, Tuşba, Van’dan Urartu döneminden bir fresk (MÖ 8.-7.yüzyıl)

Gılgamış Destanı’nı anlatan bir kabartma. Kral Gılgamış, MÖ 27.yüzyılda Sümerler döneminde Uruk kentinde (Günümüzde Irak toprakları) hüküm sürmüş. Destan, ölümsüzlüğün ve bilginin peşindeki insanı yücelterek anlatır. Tarihte ilk yazılı destan olmasıyla bilinen Gılgamış Destanı, Sümer ve Akad Mitolojilerinde yer alır ve MÖ 7.yüzyılda Asur Kralı Asurbanipal tarafından düzenletilmiştir.

Gılgamış Destanı’nın en önemli özelliklerinden biri, anlattığı Tufan öyküsünün, üç semavi din olan Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet’te yer almasıdır.

9. Çarşılar bölgesi

Kalenin eteklerinden başlayan çarşılar Ulus’un meydanına kadar devam eder. İstanbul’da Eminönü neyse, İzmir’de Kemeraltı neyse Ankara’da da Ulus odur. Bu alandaki dükkanlarda her zevkten, her renkten ürün bulabilirsiniz.

Suluhan Çarşısı

10. Hacı Bayram Cami & Augustus Tapınağı

Ankara’nın en keyifli yerlerinden biri olan bu alan, yaklaşık 3000 yıllık Anadolu hoşgörüsünün birikimi ile oluşmuş ve alanın merkezinde Hacı Bayram Cami ile Augustus Tapınağı yanyana duruyor. Bu iki yapıdan önce bu noktada MÖ 8.yüzyılda Frigler tarafından baş tanrıça Kybele ve ay tanrıçası Men’e adanan bir tapınak inşa edilmiş. Sonra, şehir Galatların kontrolüne geçmiş. MÖ 1. yüzyılda Romalılar, Ankara’yı ele geçirince bu alanda İmparator Augustus adına yeni bir tapınak inşa edilmiş, böylece imparator kültünün Galat topraklarına da gelmesi amaçlanmış. Roma egemenliğiyle, Ankara (O dönemler adı Ankyra)’da imar faaliyetlerine başlanmış ve şehir, tapınağın çevresine kurulmuş. Tapınağın üstüne de İmparator Augustus’un başarılarının anlatıldığı uzun bir yazıt işlenmiş.

Kentin Hristiyanlaşmasından sonra tapınak yıkılmamış ve yapı, kilise olarak kullanılmış. Türkler geldikten sonra da tapınağa müdahale edilmemiş. 1574 yılında tapınağın günümüzdeki duvar komşusu Hacı Bayram Cami inşa edilmiş.

Hacı Beyram-ı Veli (1352-1430), günümüzdeki Altındağ’ın Solfasol Mahallesi’nde doğan önemli bir mutasavvıf (Kızılay’dan yarım saat içinde doğduğu eve ulaşabilirsiniz. Restore edildi ve ziyarete açık). Din ilimlerinin yanısıra fen ilimleriyle de yetişen Hacı Bayram-ı Veli, aynı zamanda Fatih Sultan Mehmet’in hocası Akşemseddin’in de hocası. Tasavvuf hoşgörüsünün sembollerinden biri olan veliye adanan caminin, çok tanrılı bir tapınağa ya da sonradan kilise olan bir yapıya zarar verilmeden inşa edilmesi gerçekten çok anlamlı.

Yanyana bulunan Hacı Bayram Cami & Augustus Tapınağı, hoşgörünün en önemli örneklerinden biri.

Augustus Tapınağı, Galatia’nın Roma kontrolüne geçmesinden sonra inşa edilmiş ve dış yüzüne imparatorun başarılarını anlatan uzun bir yazıt işlenmiş.

Hacı Bayram Cami’nin iç ortamı oldukça huzurlu.

Cami & Tapınak ikilisi ile Ulus Meydanı arasında Ankara Valiliği ve Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi binaları bulunuyor. Her iki binanın tam ortasında, MS 362 yılında Roma İmparatoru Julianus’un Ankara’yı ziyareti anısına dikilen sütun bulunuyor.

Valilik binasının ön bahçesinde ise kazı çalışmaları yapılmış. Yerin 2.50 metre altından Osmanlı’ya ait eserler, 3.40 metre altından Bizans’a ait eserler, 4.15 metre altından ise Roma’ya ait eserler ortaya çıkmış. 4.25 metre derinlikte ise bir cadde bulunmuş. MS 1-2.yüzyıllara tarihlenen bu yolun, Augustus Tapınağı’ndan çıkan ana cadde olduğu tespit edilmiş.

Julianus Sütunu (MS 362), Roma dönemindeki ana caddede bulunuyor.

 

11. Roma Hamamı Açık Hava Müzesi

Roma egemenliği esnasında Ankara kentinin en az 1.5 kilometre çapında bir kent olduğu biliniyor. Müzenin komşu olduğu Aski Genel Müdürlüğü binası ile kale arasındaki mesafeyi gözümüzde canlandırdığımızda aradaki mesafe azımsanmayacak kadar çok ki bundan 1700-2000 yıl öncesini düşünüyoruz.

65 dönüm alanda bulunan açık hava müzesinin içindeki dev hamam kompleksinin ise İmparator Caracalla (MS 198-217) döneminde inşa edildiği tahmin ediliyor. Yapılan kazılarda bu alandan mezar taşı ve heykel başta olmak üzere çok sayıda eser çıkartılmış.

Hamam kompleksinden çıkan mezar taşları. Karasal iklimin buzlanma etkisi nedeniyle taşların gölgelerindeki çimenlerin donuk olmasına, güneşin geldiği yerlerde ise yeşil olmasına dikkat edin 😊

İmparator Caracalla döneminde inşa edildiği tahmin edilen dev Roma hamamı kompleksi. Yerde görülen ufak sütunlar, hamamdaki hypocaust (yerden ısıtma) sistemini gösteriyor. Bu alandan sıcak su boruları geçirilmiş ve üzerine zemin döşenmiş.

 

12. Ulus ve TBMM’ler

Ulus Meydanı’nda bulunan Atatürk heykelinin yüzünün dönük olduğu yerde Türkiye Cumhuriyeti’nin Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi Binası (Kurtuluş Savaşı Müzesi) yer alıyor. Bina, 1920-1924 yılları arasında meclis binası olarak kullanılmış ve sonra yeni meclis, bu binanın hemen yanına kurulmuş.

Ulus Meydanı’nda Atatürk heykelinin yüzünün dönük olduğu yerde Türkiye Cumhuriyeti’nin 1. TBMM Binası (Kurtuluş Savaşı Müzesi) yer alıyor.

İlk anayasanın ve İstiklal Marşı’nın kabulü, Saltanatın kaldırılması, Lozan Barış Antlaşması, Ankara’nın başkent oluşu, Cumhuriyet’in ilanı, Ulu Önderimizin Cumhurbaşkanı seçilmesi gibi önemli yasalar bu meclisten geçmiştir.

1.TBMM Binası (Kurtuluş Savaşı Müzesi)

Anlayamadığım bir şekilde içeride fotoğraf çekmek yasaktı. Dünyanın hiçbir yerinde müzelerde flaşlı fotoğraf çekimi serbest değildir, serbest de olmamalıdır. Çünkü kuvvetli ışık, hem eserlere zarar verir hem de görgü kuralı olarak değerlendirildiğinde çevredeki insanlar rahatsız edilir. Ancak flaşsız çekim yapmanın hiçbir sakıncası yoktur. Ayrıca ülkemiz ilk kurulduğunda, meclisin ne şartlarda bulunduğunu görmek bu ülke vatandaşlarının haklarından biridir diye düşünüyorum ve bu yasağı şahsen anlamsız buluyorum.

Bir Türk vatandaşı olarak, ilk meclisimizin ne şartlarda olduğunu göstermenin bir hak olduğunu düşünüyorum. Bina, 1915 yılında İttihat ve Terakki Cemiyeti için inşa edilmiştir ancak salonun bir meclis olarak yetersiz olduğunu bu fotoğraftan görebiliyoruz.

 

1.TBMM Binası’ndan aşağıya doğru yürüdüğümüzde iki dakika sonra 2.TBMM Binası’da ulaşıyoruz. Mimar Vedat Tek (1873-1942) tarafından inşa edilen bina, 1960 yılına kadar meclis binası olarak kullanılmış. 1960’ta da günümüzdeki meclis binasına geçilmiş.

Atatürk ilke ve inkılâpları gerçekleştirildiği, Türkiye’nin çağdaş medeniyetler seviyesine taşındığı 2.TBMM Binası’nın koridorlarından İsmet İnönü, Ali Fethi Okyar, Kazım Özalp, Abdülhalik Renda, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Şükrü Saraçoğlu, Refik Koraltan gibi önemli siyasi isimler geçmiştir.

1924-1960 yıllarında kullanılan 2.TBMM Binası. Neyse ki burada fotoğraf çekmek serbest 😊

Meclis Genel Kurul Salonu. Türkiye’yi çağdaş medeniyetler seviyesine taşıyan yasalar bu meclisten çıkmıştır. Ayrıca, Mustafa Kemal Atatürk, 1927’de Nutuk’u 36 saat boyunca bu kürsüde okumuştur.

 

SON

 

10833total visits,50visits today

Bir Cevap Yazın