Atina Blog 1/5: Komşumuz ile ilgili bir derleme – Atina ve Yunanlılar

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

Atina Blog 1: Komşumuz ile ilgili bir derleme – Atina ve Yunanlılar

Komşumuzun başkenti adını, kentin baş tanrıçası ve koruyucusu Yunan mitolojik tanrısı Athena’dan almış. Atina, Batı Medeniyeti’nin tarihsel olarak en eski ve köklü şehirlerinden biri olmakla birlikte geçmişi en az yedi bin yıl öncesine dayanıyor. Şehir, tarihi boyunca hep önemli bir yerleşim yeri olmuş ve günümüzde yaklaşık dört milyon nüfusuyla Yunan halkının 1/3’ünden fazlasına ev sahipliği yapıyor.

Köklü tarihin getirdiği miras, şehrin birçok yerinde gün ışığına çıkarılmış ama eminiz çok daha fazlası keşfedilmeyi bekliyor. Yunanistan’da okuduğumuz bir yazıda, Atina’da yapılan bir metro çalışmasının hemen tıkanma noktasına geldiğinden bahsediyordu. Nereye “kazma” vurulsa tarihi eser çıkmış ve hemen o bölge SİT alanı ilan edilmiş. Bu şekilde hiçbir inşaat yapamayacaklarını anlayan Atinalılar, iş makinelerinin yanına bir de arkeoloji ekibi yerleştirmişler ve bu şekilde inşaatlarda tarihi eser sorununu kısmen çözebilmişler.

Uzak tarihi bir kenara bırakıp yakın tarihe bakarsak, Yunanlılar, yaklaşık dört yüzyıl boyunca (1458-1834) Türklerle bir arada yaşamışlar. 1923 yılındaki mübadele sonrasında 1 milyon 200 bin Yunanlı Anadolu’dan Yunanistan’a; 500 bin Türk ise Yunanistan’dan Anadolu’ya göç etmiş. Bu nedenle tanışacağınız birçok Yunanlı size, dedesinin nenesinin kökeninin İstanbul, Aydın, İzmir gibi şehirlerden geldiğini söyleyecektir. İster kabul edin, ister etmeyin Yunanlılar’la birçok açıdan gerçekten çok benziyoruz ve bazen kendimize “Türkler mi çok Yunanlı, yoksa Yunanlılar mı çok Türk” sorusunu sormadan edemedik. Tek bir Yunanlı bile bizim turist olduğumuzu anlamadı, eminim aynı şekilde biz de sokaklarımızda gezinen Yunanlıları farketmiyoruz. Çünkü sadece tiplerimiz değil; hareketlerimiz, mimiklerimiz, yemeklerimiz, tepkilerimiz, hatta ritm tuttuğumuz müzikler bile birbirine çok benziyordu.

Belirtmemiz gerekiyor, Türk olduğumuzu söylediğimizde bize ters davranan ya da bizi kötü karşılayan tek bir Yunanlı ile karşılaşmadık. Hatta ilginç bir şekilde Bodrum’un onlar için de meşhur olduğunu öğrendik. İki tarafın politikacılarının bize dayattığı “karşılıklı düşmanlık” gerçekten çok anlamsız ve gereksiz bir tepki. Birçoğumuz İstanbul’un Konstantinoupoli, İzmir’in Smirni, Bodrum’un Alikarnassos olarak isimlendirilmesine kızar. İstanbul isim olarak Yunanlılar tarafından bilinse de “İzmir” ya da “Bodrum” dediğinizde Yunanlılar nereden geldiğinizle ilgili bir an duraksar. Halbuki biz de Alexandroupoli’ye Dedeağaç, Evia’ya Eğriboz, Hios’a Sakız, Thessaloniki’ye Selanik deriz. Bir Yunanlı Türk’e gelip “Ben Thessalonikiliyim” dese kaçımız anlarız bir düşünün ama “Ben Selanikliyim” dese hepimiz o kişinin nereden geldiğini anlarız. Yüzyıllardır aynı coğrafyada yaşamamız nedeniyle, aynı yerleşimlere farklı isimler vermişiz ve alışkanlık olarak kendi dilimizdeki isimleri kullanmak anormal bir durum değil.

Ancak Yunanlılar bize her açıdan benzemezler. Bu benzerlikleri ve farklılıkları madde madde anlatmaya çalışalım:

  • İlk oturduğumuz yerde bize getirilen tuzun içerisinde nemini alsın diye pirinç konulmuştu, sonra aynı yerde tuvalete gitmek istediğimizde sıvı sabun yerine sulandırılmış bulaşık deterjanı bulunuyordu 😊
  • Yunanlılar toplu taşıma araçlarında bizim kadar hassas değillerdi. Belediye otobüslerinde hep koridor tarafında oturuyorlardı ve siz birinin yanına oturmak istediğinizde yana kaymak yerine oflayıp poflayıp yer veriyorlardı. Pencere kenarında oturuyorsanız ve kalkmanız gerektiğinde yine yanımızdakilerin oflayıp poflamasına maruz kaldık. Halbuki baştan yana kaysalar ne kendileri rahatsız olurdu ne de biz sabır çekmek zorunda kalırdık 😊 Aynı hassasiyet eksikliği uçaklarında da vardı. Hayatımızda bindiğimiz en gürültülü uçak yolculuğu Yunanistan’daydı. Uçağa hem binerken hem de uçaktan inerken ağır davranıp koridorları işgal ediyorlardı ve siz geçmek istediğiniz zaman da sinirleniyorlardı.
  • Yunanlılar çabuk parlayan bir halktır. Nerede neye kızacakları belli olmaz. Örneğin, metro istasyonu gişesindeki bir görevliye çok basit bir soru sormama rağmen, bana çok farklı cevaplar verdi. “Hayır onu sormuyorum” deyip İngilizcemi basitleştirip üçüncü kez aynı soruyu sorduğumda sinirlendi ve fişi önüme koyup bana “Güle güle” dedi 😊
  • Yunan halkının çoğu temel seviyede bile olsa İngilizce bilir. Bu nedenle seyahatlerinizde “homurdanmazlarsa” İngilizce ile rahat iletişim kurabilirsiniz 😊
  • Yunanlılar da Türkler gibi sıcakkanlıdır. Bolca gülümserler, kahkaha atarlar, sohbet etmeyi ve kaynaşmayı çok severler. Anlayacağınız, Yunanlılar da Türkler gibi ya çok kaba ya da çok kibar.
  • Bazen Yunanlılar da Türkler gibi gereğinden fazla sıcakkanlıydı. Restoranların önünden geçerken turist olduğunuzu anlarlarsa “How are you my friend?” gibi sorular sorup kırk yıllık ahbap moduna geçiyorlardı ve mekânlarında oturmanız için ısrarcı oluyorlardı.
  • Oturduğunuz yerlerde ne yiyeceğim diye endişelenmeyin. Adları farklı olsa da çoğu yemek aslında bizde de var😊 Gyros – Dürüm (Ketçap mayonez yerine cacık koyuyorlar ve çok daha lezzetli oluyor), Souvlaki – Şiş, Tzatziki – Cacık (Bizden farkı, kese yoğurdu içinde rendelenmiş salatalık bulunuyor), Saganaki – Kızarmış peynir, Revani, Moussaka – Musakka (Bizim musakka daha iyi), Loukoumades – Lokma, Keftethes – Köfte, Kantaifi – Kadayıf, Halvas – Helva, Dolmadakia – Yaprak sarması, Baklava (Biz kesinlikle bu konuda daha iyiyiz), Kokoretsi – Kokoreç, Ouzo – Yunan rakısı, Kalamari – Kalamar… Liste bu şekilde uzayıp gidiyor. Aynı coğrafyada ve iklimde yaşadığımız için aynı yiyeceklere sahibiz, bu nedenle tatlar birbirine çok yakın. Neredeyse hiçbir yiyeceği yadırgamıyorsunuz.
  • Yunanistan’da kahve çaydan daha baskındı. Filtre kahveler ise çok lezzetliydi. Balkan ülkelerinin hepsinde olduğu gibi Yunanistan’da da Türk kahvesi sahiplenilir ve “Yunan kahvesi” olarak isimlendirilir. Frape ise soğuk kahvedir ve ülkenin en popüler içeçeklerden biridir. Frape, sıcak yaz günlerinde Yunanistan’da içebileceğiniz en güzel ve en uygun fiyatlı içeceklerden biri.

Yunanistan’da sıcak yaz günlerinde en çok içilen içecek: Frape. (Not: Bazı mekânlarda açık bira da bulunuyor ve bunların çoğu oldukça başarılıydı)

  • Atina’da kalacağımız sokağa ilk geldiğimizde kendimi İzmir’de doğup büyüdüğüm Hatay sokaklarında zannettim. Dar sokakların, eski apartmanların, duvar yazılarının, az yeşil alanın bulunduğu bu mahallede kaldığımız süre boyunca sürekli kendime İzmir’de olmadığımı telkin etmek zorunda kaldım. Bir yandan, yakındaki bir kafeden sürekli gelen tavla sesleri ise kesinlikle İzmir’de olduğumu kanıtlar nitelikteydi 😊

Atina’da kaldığımız sokak, İzmir Hatay’ın sokaklarına çok benziyordu

Yunanistan’la aramızdaki en büyük farklar:

  • Özgür Yunan kadınları: Belki de Türklerle Yunanlıları ayıran en önemli fark bu. Yunan kadınları hayatın içindeydiler. Güçlü ve özgürdüler. Her meslek dalında kadınlarla karşılaştık. En güvensiz bulduğunuz mahallelerde bile Yunanlı kadınlar istedikleri gibi giyiniyordu ve kimse onlara karışmıyordu. Kadınların rahatlıkla gezinebildiği yerler ise aslında güvenli yerlerdir. Bu kural neredeyse dünyanın her tarafında geçerli olur.
  • Trafik: Yunanistan’da trafik kurallarına olan saygı Avrupa standartlarındaydı. İnsanlar yine bizde olduğu gibi yola atlıyorlardı ama aşırı hız yapan, trafik kurallarını hiçe sayan, sabırsız Yunan şoförü çok az sayıda gördük.
  • Yunanlılar keyif yapmayı çok seviyorlar. Özellikle hava karardığı an bütün Yunanlılar sokağa fırlıyorlardı. Akşam yemeklerini dışarıda yiyip, eğleniyorlardı. Son yıllarda Yunanistan’ı vuran ekonomik kriz sanki hiç olmamış gibiydi.
  • Yunanlılar keyif yapma işini abartırlar. Öğle tatilleri üç-dört saati bulur. Bu esnada yemeklerini yerler, denize girerler ya da siesta yaparlar. Çalışmak için yaşamazlar, yaşamak için çalışırlar. Avrupa Birliği olmasa bu ruh halini devam ettirebilirler mi bilemiyoruz tabii… Okuduğumuz bir yazıda Yunanlı biriyle bir röportaj yayımlanmıştı ve Avrupa Birliği’ndeki Almanya’nın hegemonyasından şikayet ediyordu. Bu yazıya göre, Almanya bütün üye ülkelere “Uzmanlık alanınıza yoğunlaşacaksınız” diye dayatıyormuş. Bu şekilde Almanya bütün sanayiyi elinde toplamış. Yunanistan, İspanya, Portekiz gibi güney ülkelerine ise “Turizme yoğunlaşacaksınız” diye dayatma yaparak bu ülkelerin sanayide ilerlemesine engel olmuş. Yazıda, Güney Avrupa ülkelerinin, sanayide geri kalmalarından dolayı ekonomilerinin çok kırılgan olduğundan ve sürekli kriz yaşadıklarından bahsediyordu. Bize doğru bir bakış açısı gibi gelse de Yunanlılar’ın tembel olduğu da su götürmez bir gerçek 😊
  • Hava sıcaksa yanarsınız. Türkiye’de nereye oturursanız oturun en kötü ihtimalle bir vantilatör sizi biraz serinletir ama Yunanistan’da oturduğumuz yerlerin çoğunda ne klima ne de vantilatör vardı.
  • Yunanistan sokaklarının genel olarak bizden daha güvenli olduğunu hissettik. Zaten bir yerde kadınlar rahatlıkla gezebiliyorsa o sokaklar güvenlidir. Güvenlik konusunda önyargılı olduğumuz sokaklarda bile güvenlik sıkıntısı yaşamadık. Tüm dünyada olduğu gibi sadece kalabalık yerlerde yankesicilere karşı gerekli tedbirlerinizi almanızı öneririz.
  • Yemek porsiyonları: Çoğu Yunanlının porsiyon ayarı yok. İki kişilik yemek sipariş edip dört kişilik yemekle karşılaştığımız çok oldu.
  • Bazı istisnalar dışında Yunanistan’da mekânlar arasında fiyat uçurumu göremedik. Bizde sahildeki bir kafenin fiyat listesi ile üç sokak arkadaki bir kafenin fiyat listesi arasında iki-üç kat fiyat farkı bulunur. Bu fiyat farklılıklarını Yunanistan’da uç seviyelerde görmeyeceksiniz.
  • Yunanistan’daki işletmelerin çoğu aile işletmesidir. Bu işletmeler ufak ve özgündür. Dev şirketlere ait zincirler elbet burada da var ama piyasayı bu şirketler yönlendirmiyorlar. Bu nedenle ortamlar daha mütevazı, daha sıcak.

Atina’ya geri dönersek…

  • Atina ve çevresindeki yerleşim, kuş uçuşu kuzeyden güneye 25 kilometre, doğudan batıya 15 kilometrelik bir alana yayılıyor. Üç tarafı dağlarla sınırlanmış geniş bir ovanın içine kurulmuş olan şehrin güney sınırı ise Ege Denizi.
  • Yerleşim alanının yayıldığı alana oranla ve tarihi geçmişini de göz önünde bulundurduğumuzda Atina’nın şehir merkezi çok ufak. Şehrin ana meydanı olan Syntagma Meydanı’nı merkez kabul ettiğinizde, görülecek yerlerin çok büyük bir kısmı iki kilometre yarıçapındaki bir dairenin içinde.
  • Açıkçası biz Atina’dan çok fazla keyif almadık ve şehirden çok etkilenmedik. Şehrin neresine gidersek gidelim kendimizi hep Türkiye’de hissettik ve bize göre çok farklı bir yer bulunmuyordu. Sizinle gezi notlarımızı paylaşırken sık sık İstanbul ve İzmir’in mahallelerine benzeteceğiz şimdiden söyleyelim 😊

Örneğin; Pire Moda ve Kadıköy’e, Atina sahil bandı Maltepe sahile, Athens Metro Mall çevresi Güzelyalı/Pendik’e, Exarcheia mahallesi İzmir Alsancak’ın ara sokaklarına, merkezdeki birçok ana yol Bağdat Caddesi ve çevresindeki mahallelere benziyordu. Bu benzetme hâli bazen öyle abartılı seviyelere ulaşıyordu ki kendimizi bir kilise görene kadar Türkiye’de zannediyorduk.

  • Pire bölgesi hariç Atina’nın sahil bandı temiz ve çok sayıdaki plajda güvenle yüzülebiliyor. Bizce Türkiye şehirlerini Atina’dan ayıran önemli farklardan biri buydu.
  • Atinalılar şehirsel güzellikten çok bireysel keyfe önem veriyorlar. Bol miktarda yeme, içme, eğlenme yeri mevcut. Turistik bölgenin dışında olmadık ara sokaklarda olmadık sayıda mekân ve kalabalıklarla karşılaşıyorsunuz.
  • Atina sokaklarının çoğunda sidik kokusu aldık ve bazen koku seviyesi aşırı seviyelerdeydi. Bizi en çok rahatsız eden şey bu oldu.
  • Atina’nın birçok yerinde tarihi kalıntılar var ancak hiçbiri bizi etkileyecek kadar iyi durumda değildi. Buna Akropolis de dahildi.
  • Atina’da gittiğimiz tüm fırınlar harikaydı. Daha uygun fiyatlara karnınızı buralardan doyurabilirsiniz. Özellikle de sandviçleri öneririz. Bizim kadar sık olmasa da Atina’da da sokak simitçilerine denk geldik ve simitleri gayet lezzetli bulduk.

Atina’da sokak simitçileri

  • Atina’da nerede oturursanız oturun yemeğin ya da kahvenin yanında buzlu su ikram ediliyor ve ücretsiz. Dilerseniz yine ücretsiz olarak bardağınızı doldurtabilirsiniz.
  • Atina’da musluk suyu temizdi ve çok lezzetliydi. Sanayinin az olması suların temizliğini arttırıyor olabilir ama yine de bunu başarabilmek bizce saygıyı hakediyor.
  • Atina’da su ücretsizdi ama ekmek ücretliydi haberiniz olsun 😊
  • Atina’da gördüğümüz inşaatlarda, molozlara böyle bir çözüm bulunmuş ve kesinlikle bizde de olması gerektiğini düşünüyoruz:

Atina’da binaların molozlarına bulunan akılcı ve basit çözüm

Atina’da Ulaşım

Turistlere yönelik günlük, üç günlük ve beş günlük toplu taşıma kartları satılıyor. Bu kartlar ile otobüs, tramvay ve metro hatlarını kullabilirsiniz. Ancak neredeyse hiçbir Atinalı’nın toplu taşıma kartı kullandığını görmedik. Belediye otobüsleri bütün kapılarını açıyordu, metro istasyonlarında turnike yoktu. Ancak denetleme olup yakalanırsanız bilet fiyatının altmış katını ödüyormuşsunuz. Biz ne olur ne olmaz diye hep bilet kullandık ama açıkçası kendimizi biraz enayi gibi hissettik. Yine de riske girmeye gerek yok diye düşündük.

2017 yazında beş günlük bilete kişi başı 9€ verdik (Toplam 18€). Ama havalimanı metro bileti aşırı pahalıydı (İki kişilik tek yön grup bileti 18€). Halbuki havalimanı durağı, normal şehir metro hattının devamıydı. Resmen Atinalılar’dan alamadıklarının acısını turistlerden çıkarıyor gibilerdi. En azından dönüşte bu fiyatı ödemesek mi diye düşündük ama vazgeçip bir 18€ daha ödedik. İyi ki de ödemişisiz çünkü tam önümüzdeki turist çift denetime maruz kaldı ve ellerinde bilet yoktu. Başlarına ne geldi bilmiyoruz ama derde girdikleri kesin.

Bu arada havalimanından şehir merkezine belediye otobüsü seçeneği de bulunuyor ve daha uygun fiyatlı ancak trafik riskine girmek istemedik.

Atina’da üç tane metro hattı bulunuyor: Mavi, yeşil, kırmızı hatlar. Yeşil-kırmızı hatlar Omonia’da, Yeşil-mavi hatlar Monastiraki’de, Mavi-Kırmızı hatlar Syntagma’da kesişiyor. Bu üç kesişme noktası aynı zamanda Atina’nın en işlek meydanları.

Yeşil hat 1869 yılında açılmış. Londra’dan sonra dünyanın en eski ikinci metro ağı. Trenler ve istasyonlar dökülüyor ama ağ gayet güzel çalışıyor. Trenle peron arasında bir çocuğun rahatlıkla düşebileceği boşluklar bulunuyor, lütfen trene binerken bunu göz önünde bulundurun.

Bir de haritada mor renkle işaretlediğimiz tramvay hattı var. Syntagma’dan başlayıp sahile iniyor, sahilde batı yönünde Pire’nin bir istasyon gerisinde (Tramvay’da Barış ve Arkadaşlık Stadyumu’nun kısaltması olan SEF durağı, yeşil hatta Faliro istasyonu), doğu yönünde ise Voula’da sonlanıyor. Tramvay seferleri Syntagma-SEF, SEF-Voula, Voula-Syntagma arasında olmak üzere üç ayrı hat şeklinde çalışıyor.

Atina’da demiryolu sistemi: Mavi, yeşil, kırmızı hatlar. Havalimanı, mavi hattın son istasyonu. Tramvay hattına ise mor rengini biz verdik 😊

Atina Rehberi

Atina’nın en turistik bölgesinin, Syntagma Meydanı’nı merkez kabul ettiğinizde, iki kilometre yarıçapında bir dairenin içinde olduğunu yazmıştık. Bu da aşağı yukarı haritada şu alana denk geliyor:

Atina şehir merkezinin haritası

Ancak, bu haritada detaylar görünmüyor ve gezilecek yerleri bu harita üzerinde işaretlediğimizde çok karmaşık bir görüntü ortaya çıkıyordu. Bu nedenle anlatımımızı “Syntagma Meydanı’nın Güneyi” ve “Syntagma Meydanı’nın Kuzeyi” olarak ayırmak zorunda kaldık.

Şehir merkezini anlattıktan sonra “Pire (Pireas)” ve “Attiki (Atina’nın Çevresi)” diye iki ayrı başlık daha bulunacak. Böylece dört başlık altında şehri size tanıtmaya çalışacağız. Şimdiden iyi eğlenceler diyoruz 😊

Yazının devamı için buraya tıklayınız.

 

3546total visits,9visits today

Bir Cevap Yazın