Atina Blog 4/5: Syntagma Meydanı’nın Kuzeyi

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

Önceki yazımız için buraya tıklayınız.

Atina Blog 4: Syntagma Meydanı’nın Kuzeyi

  1. Psyrri
  2. Kerameikos
  3. Omonia
  4. Panepistimiou
  5. Kolonaki
  6. Likavittos
  7. Exarcheia
  8. Ulusal Arkeoloji Müzesi
  9. Strefi Tepesi & Pedion Areos Parkı

 

  1. Psyrri

Atina’nın eski bir mahalellesi olan Psyrri’nin daracık sokaklarında çok sayıda kafe, restoran, bar, taverna bulabilirsiniz. Psyrri ile Monastiraki arasında, oturmasak da çocukların çok seveceğine emin olduğumuz Little Kook isimli mekan ise çok hoşumuza gitti.

Üstte, Psyrri mahallesinin merkezi. Altta, Little Kook.

  1. Kerameikos

Kerameikos tarihi alanı, Attiki bölgesindeki (Atina ve çevresinin ismi) en büyük antik mezarlığı ile biliniyor. Giriş: Persefonis Caddesi üzerinde.

Kerameikos’un yakınında Gazi mahallesinde eski bir havagazı fabrikası ve önemli etkinliklerin düzenlendiği Technopolis bulunuyor.

Kerameikos

Kerameikos’un üç kilometre kuzeybatısında, haritanın dışında Plato Akademisi Arkeoloji Parkı (Plato’s Academy) bulunuyor. Plato tarafından MÖ IV. yüzyılda kurulan bu okulda çok sayıda filozof yetişmiş ve günümüzde yeşil alan olarak kullanılıyor.

  1. Omonia

Atina’nın en kalabalık meydanlarından biri. Her yerde dükkanlar, yemek yerleri, bir milyoncular bulunuyor. “Salaş” diye tabir edebileceğimiz bu alan, uygun fiyata alışveriş yapmak isteyenler için seçenekler sunuyor. Omonia’nın yüz elli metre güneyindeki Kotzia Meydanı, oldukça güzel düzenlenmiş ve burada Atina Belediye Binası’nı görebilirsiniz. Meydandaki yüzlerce güvercini beslemek ise çok eğlenceli 😊

 

Üstte Omonia Meydanı. Altta, Kotzia Meydanı.

  1. Panepistimiou

Yunanistan’a gittiğinizde içten içe çevrenizde bol sayıda Antik Yunan ve Roma mimarisinde birçok bina görmek istersiniz ama göremediğiniz için hayıflanırsınız. Halbuki birçok yer Türkiye’ye daha çok benzer ve zaman zaman kendinize Türkiye’de değil de Yunanistan’da olduğunuzu hatırlatmak zorunda kalırsınız.

Syntagma’yı Omonia’ya birleştiren ve Atina’nın en eski caddelerinden biri olan Panepistimiou, sizin bu mimari konusundaki isteğinizi karşılayacak bir yer. Arka arkaya bulunan binaların karşı şeridine bakmazsanız kendinizi bir Antik Yunanlı ya da Romalı gibi hissedebileceğiniz az sayıdaki yerlerden biri.

Syntagma’dan Omonia yönüne giderken sırasıyla göreceğiniz yerler:

  • Madalya ve Para Müzesi (Numismatic Museum of Athens): Bu müze, geçmişten günümüze bulunan madalya ve paralarla ilgili dünyanın en iyi koleksiyonlarından birine sahip müzelerinden bir tanesi.
  • Aziz Dionyssios Katolik Kilisesi (Catholic Church of Agios Dionyssios)


Aziz Dionyssios Katolik Kilisesi (Catholic Church of Agios Dionyssios)

  • Atina Akademi Binası (Athens Academy): Merdivenlerin başında Plato ve Sokrat, binanın girişinde ise iki dev sütunun üzerinde Athena ve Apollo karşılar sizi. Bu binaya bayıldık.

Athens Academy

  • Atina Üniversitesi (The University of Athens)

Atina Üniversitesi (The University of Athens)

  • Ulusal Kütüphane (National Library): Yunanistan’ın en büyük kütüphanesi. Muhteşem mimarisi bizi kendisine çekti ama maalesef yaz tatili nedeniyle kapalıydı.

Ulusal Kütüphane (National Library)

Panepistimiou Caddesi’nin güney paralelinde bulunan Ulusal Tarih Müzesi (National Historical Museum), 1961 yılına kadar parlamento binası olarak kullanılmış. İçinde, başta 1821 Yunanistan Bağımsız Savaşı olmak üzere 1453 (İstanbul’un Fethi) ile 1939 (II. Dünya Savaşı’nın başlangıcı) yılları arasından kalan parçalar sergileniyor.

  1. Kolonaki

Kolonaki, Nişantaşı’nın Atina versiyonu. Lüks kafeler, barlar, restoranlar, dükkanlar Kolonaki sokaklarında sıralanıyor. “Kolonaki” ismi meydanda bulunan tarihi ufak bir sütundan gelmiş. Sütun:Kolon, Ufak sütun:Kolonaki demekmiş 😊

Kolonaki

  1. Likavittos

Likavittos, 278 metre yüksekliğiyle Atina merkezdeki en yüksek tepe. Efsanelere göre “Likavittos” isminin iki kaynağı varmış: Birincisinde, eskiden bu tepede çok sayıda kurt yaşadığı içinmiş (Kurt:Likos). İkincisinde ise Athena, tapınağının göklere daha yakın olmasını istiyormuş ve bu nedenle bir kaya parçasını alıp Akropolis’e yerleştirmek üzere yola çıkmış. Yolda aldığı kötü bir haber nedeniyle elindeki kaya parçasını düşürmüş ve bu tepe ortaya çıkmış 😊

Biz de bu kayaya çıkalım dedik ve yola koyulduk. Aristippou Sokak üzerinde bulunan Teleferik (Kelimenin Yunancası da aynı) ile yukarı daha rahat çıkarız diye düşünerek Evangelismos metro istasyonundan yukarı tırmandıkça tırmandık. İzmirliler Halil Rıfat Paşa Caddesi’nin çevresindeki sokakları iyi bilir. Pardon, sadece merdivenlerden ibaret sokaklar diyecektik. Aynı o şekilde bitmek bilmeyen merdivenleri tırmanarak Teleferik’e geldik ama o sıcakta ter kan içinde kaldık. Teleferik’e vardığımızda görevli kadın “Sadece gidiş mi? Gidiş-dönüş mü?” diye sorduğunda fiyat listesi gözümüze ilişti ve bu nedenle sadece gidiş bileti istedik.

Teleferik, aslında dikine bir raylı sistem. Tek bir vagonun içine girip kırkbeş derece eğimli bir ray üzerinde tünelin içinden yukarı tırmanıyorsunuz. Tepeye vardığınızda ise bütün Atina ayaklarınızın altında. İnsanlar özellikle gün batımı saatlerinde buraya akın ediyorlar ve isteyen tepenin üstündeki iki mekandan birine oturuyor ya da zirvedeki kilisenin önündeki ufak meydanda durup manzarayı izliyor.

     

Üstte, Likevittos tepesine tırmanan Teleferik. Altta, Teleferik’in vagonu.

Likavittos’dan gün batımı

En üstte, Likavittos’ta en zirvede bir kilise ve önünde manzara izleyebileceğiniz ufak bir meydan bulunuyor. Orta ve son fotoğrafta, Likavittos’taki mekanlar ve manzaraları. Ortadaki fotoğraf Doğu Atina’ya, sondaki fotoğraf Kuzeybatı Atina’ya bakıyor.

Atina tepeden çok cezbeden bir şehir değil. Kuleleri, gökdelenleri, rezidansları, plazaları yok. Varsa da diğer binalarla aynı seviyede. Şehir bembeyaz betondan bir halı gibi önünüze seriliyor. Halı, şehri üç taraftan sınırlayan çıplak dağların eteklerinde ve güneyde Ege Denizi kıyılarında sonlanıyor. Merkezdeki yeşil alanlar bu halı üzerinde desenler oluştursa da şehrin profili yine de çok eğlenceli değil. Aslında daha iyi. Bizde olsa pembe renkli altı katlı apartmanın yanında siyah cam kaplı otuz katlı bir gökdelen, onun yanında derme çatma bir ev, onun yanında sarı renkli sekiz katlı bir apartman, onun da yanında yirmi katlı yeşil bir rezidans olurdu. Atina’nın ise görüntüsü sıkıcı da olsa en azından şehrin kendine has bir tarzı var.

 

Likavittos’tan Güney Atina’ya ve Ege Denizi’ne bakan yönün gündüz ve gece manzaraları. Sağda, Akropolis tepesi, ortada Ulusal Bahçe çok belirgin olarak görülüyor.

Az önce bahsettiğimiz gibi, Likavittos’a tırmanmak için tek yön bilet almıştık ve aşağı inmek ne kadar zor olabilir ki diye düşünmüştük. Hava karardıktan sonra zifiri karanlık patikalardan sürekli aşağıya inmek tahmin ettiğimiz kadar kolay olmadı ama önümüzde ışıl ışıl parlayan Atina’nın görüntüsü, bu zorlu inişi biraz kolaylaştırdı.

Likavittos’tan iniş

  1. Exarcheia

Exarcheia mahallesi, görüntüde pek birşeye benzemiyordu. İzmir Alsancak’ın ara sokaklarında yürümek gibiydi. Ama Alsancak’ta da olduğu gibi bazı ara sokaklar popülerdi ve bu sokaklarda her yer insan kaynıyordu. Birşeyler yiyip içmek isterseniz, bu mahalleye akşam saatlerinde gelmenizi tavsiye ederiz.

Exarchia

  1. Ulusal Arkeoloji Müzesi (The National Archaeological Museum)

Bizim için Atina’nın olmazsa olmaz yeri burası, Akropolis değil. Bu muhteşem müze sizi tarihte ordan oraya sürüklüyor ve müzedeki koleksiyon, eski medeniyetlerle ilgili sizi büyülüyor. İçeride MÖ VII. binyıldan, başka bir deyişle sekiz bin beş yüz yıl öncesinden parçalar bulunuyor.

  Ulusal Arkeoloji Müzesi (The National Archaeological Museum)

Müzede daimi ve geçici sergiler var. Daimi sergiler: Tarih Öncesi Koleksiyonu, Heykel Koleksiyonu, Bronz Çağ Koleksiyonu, Mısır Koleksiyonu, Stathatos Koleksiyonu (Madalyonlar ve paralar), Vazolar ve Minyatür Sanatı Koleksiyonu.

Resmi web sitesi: www.namuseum.gr

Giriş ücreti: Kişi başı 10€ ama verdiğiniz her sente değer 😊

Uyaralım, müzedeki parçaları detaylı incelemek isterseniz ve tarihe meraklıysanız bu müzeyi bir günde zor bitirirsiniz. Sizlerle müzedekilerin çok ufak bir kısmını paylaşabileceğiz:

Üstte, Tarih Öncesi Koleksiyon. Altta, müzenin belki de en meşhur parçası olan Agamemnon’un Altın Maskesi (The Golden Mask of Agamemnon).

Agamemnon, ordularını Truva Savaşı’na götüren MÖ XII. yüzyılda yaşamış Miken kralıymış. Yakın bir tarihe kadar bu maskenin Agamemnon’un yüzü olduğu sanılıyormuş ama yapılan incelemelerde, maskenin MÖ XVI. yüzyıldan günümüze geldiği ve başka bir krala ait olduğu saptanmış. Ama maske Kral Agamemnon’a yakıştırılmış bir kere, geri dönmek olmaz 😊

Miken Uygarlığı: Tarih öncesi devirde en gelişmiş uygarlıklardan biri. Miken Uygarlığı, Minos Uygarlığı’nın küllerinden doğmuş. Küllerinden doğmuş diyoruz çünkü Miken’den önce bulunan Minos Uygarlığı, Girit başta olmak üzere çok ileri seviyelere gelmiş ancak MÖ 1650 yılları civarında Santorini adasında gerçekleşen dev yanardağı patlaması sonucu tarihten ve haritadan silinmiş. Ege Denizi’nin güneyinde bulunan Santorini adasındaki bu yanardağı patlaması, tarihteki en büyük felaketlerden biri olarak biliniyor. Bu patlama sonucunda Güney Ege’nin haritası değişmiş, bölgedeki hemen herkes ölmüş, oluşan dev tsunami dalgaları günümüzdeki Kıbrıs ve İsrail kıyılarını mahvetmiş (İsrail, Santorini’den bin kilometre uzaklıkta), dünya iklimini değiştirecek kadar gaz açığa çıkmış. Yanardağın oluşturduğu toz ve kül, kimi yerlerde elli metreye varan kalınlığa ulaşmış. Bu nedenle hem patlamanın etkisi hem de oluşan toz ve kül tabakasının kalınlığı nedeniyle Minoslulara ait eserlerin çok büyük bir kısmı ortadan kalkmış. Yapılan arkeolojik çalışmalar, Minosluların çok ileri bir medeniyet seviyesine ulaştığını gösteriyor, hatta bazı araştırmacılar “Kayıp Kıta Atlantis”in Minos Uygarlığı olduğunu düşünüyor.

Bazı kaynaklar, bu yanardağı patlamasının gerçekleşmediğini iddia ediyor ama biz gerçekleştiği teorisinin üzerinden yazıyoruz. Eğer bu patlama gerçekse, ileriye yönelik tedbir alınması gerekiyor. Felaket tellalığı yapmak istemeyiz ama günümüzde Santorini’deki yanardağının tekrardan hareketlenmeye başladığı iddia ediliyor. Böyle birşey günümüzde gerçekleşirse Yunanistan ve ülkemizde milyonlarca insanın ölümüne yol açabilecek kadar tehlikeli bir felaketle tekrardan karşı karşıya gelebiliriz.

“Minos’un küllerinden doğan” Miken, MÖ 1600-1100 yılları arasında Minos kadar olmasa da oldukça gelişmiş bir medeniyet kurmuş ve Mikenlerin etkisi neredeyse bütün Akdeniz havzasına yayılmış. Minos ve Miken uygarlıklarının, günümüzdeki Batı Medeniyeti’nin oluşmasında büyük katkıları olduğu düşünülüyor.

 

MÖ XV. – MÖ XII. yüzyıldan Miken döneminden kalan parçalar. Üst sıradaki parçaların detaylarına dikkat edin. Alt sırada ise yine Miken döneminden takılar sergileniyor. O dönemin insanlarının taktığı bu takılar, günümüz koşullarında bile oldukça zevkli ve güzeller.

 Müzenin bilinen eserlerinden, The Horse Rider of Artemision (MÖ II. yüzyıl). Artemision, Eğriboz adasının kuzeyinde bulunan bir burunmuş ve bu bronz heykel, buradaki bir batık gemiden bulunmuş.

Heykel Koleksiyonu’ndan görüntüler

Bu fotoğrafın muhtemelen ne olduğunu ilk bakışta anlamayacaksınız. Biz de başta anlamadık ama açıklamayı okuduğumuzda diş hekimi olarak çok ilgimizi çekti:

Çünkü binlerce yıl önce heykellerin metal döküm işlemi, günümüzdekiyle aynı şekilde yapılıyormuş!

Heykeller önce mumdan işleniyormuş ve bu heykelin üzerine yine mumdan ufak kanalcıklar (tij) hazırlanıyormuş. Modellenen heykeller, kilden bir kalıba alınıyor ve mum eritilerek bu kalıpta heykelin boşluğu oluşturuluyormuş. Eritilen metal, boşluğa dökülerek tij’ler vasıtasıyla heykelin boşluğu dolduruluyormuş ve metal soğuduktan sonra tij’ler heykelden ayırılıp, heykele son şekli veriliyormuş.

Günümüzde diş hekimliğinde ve metal dökümüyle ilgili bütün meslek dallarında bu mantık birebir aynı şekilde kullanılıyor!

 MÖ VI. yüzyılda Yunan Medeniyet’inin yayıldığı coğrafya. Ulusal Arkeoloji Müzesi’ndeki daimi sergilerini okurken dikkat ettiyseniz “Mısır Koleksiyonu” da vardı. “Mısır ve Yunanistan ne alaka” demeyin çünkü Minoslular’dan başlayarak (Belki de daha öncesinde başlamıştır) Yunanlılar, Mısırlılar’la çok ciddi ticari ve kültürel alışverişte bulunmuşlar. Bu esnada her iki kültür de birbirinden etkilenmiş.

Mısır Koleksiyonu

Vazolar ve Minyatür Sanatı Koleksiyonu

Stathos Koleksiyonu

Denk geldiğimiz geçici sergi: Odysseus Koleksiyonu

Yazıt Müzesi (Epigraphical Museum): Ulusal Arkeoloji Müzesi’nin yanında bulunan bu müzede, Ege Havzası’ndan toplanmış onbinden fazla yazıt sergileniyor.

  1. Strefi Tepesi & Pedion Areos Parkı

Strefi, Likavittos’un sekiz yüz metre kuzeybatısında Exarcheia mahallesinde bulunan, 147 metre yüksekliğinde bir park/tepe. Yürüyüş yapmak ve Atina manzarasını izlemek için alternatif yerlerden biri olarak gösteriliyor.

Strefi tepesinin ve Ulusal Arkeoloji Müzesi’nin birkaç yüz metre kuzeyinde bulunan Pedion Areos parkı, yirmi sekiz hektar alanıyla Atina’nın en büyük parkı (Haritada en üstte 9 numaralı yerde parkın küçük bir kısmı görülüyor). Burası da şehrin ortasında yeşille bütünleşmek için ideal bir nokta.      Likavittos tepesinden, Strefi tepesi ve Pedion Areos parkının görüntüsü.

Pedion Areos parkı

Yazının devamı için buraya tıklayınız.

 

6607total visits,11visits today

Bir Cevap Yazın