Bafa (Latmos) & Kapıkırı (Herakleia)

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii

Bafa (Latmos) & Kapıkırı (Herakleia)

Bafa Gölü ve çevresi, değeri maalesef bilinmeyen tarihi hazinelerle dolu. Bölgedeki tarih, programlı bir şekilde gün yüzüne çıkarılsa ve turizme açılsa, eminiz bu coğrafya kendine yüzbinlerce hatta milyonlarca turist çekecektir. Biz sadece ulaşılabilen ufak bir kısmını gördük ve bunları sizlerle paylaşacağız ama çok daha fazlası bakım bekliyor.

Bafa Gölü, Muğla-Aydın il sınırında bulunuyor ve genellikle daha turistik güney beldelerine inilirken burası es geçiliyor. Son yıllarda popülaritesinin biraz artmasıyla bölgede bulunan birkaç işletme hemen fiyatlarını arttırmaya başladı bile. Ama bölge, “göl manzarası” sunmaktan daha öteye pek geçemedi.

Bafa Gölü’nin haritadaki konumu

Bafa Gölü ve çevresinde büyük bir yerleşim bulunmuyor ama bölgeyi deneyimlemek için en uygun yer Kapıkırı Köyü. Sırtını Beşparmak Dağları’na yaslamış, yüzünü Bafa Gölü’ne dönmüş olan Kapıkırı, kendi halinde sakin bir köy. Şimdi, daha fazla yerli ve yabancı turiste hitap etmeye başladığı için Kapıkırı halkı kendi çapında turizme yönelmeye başlamış ama burası doğal ve tarihi dokusuna dokunulmadan elden geçmesi gereken bir bölge. Çünkü çevredeki tarihi doku koruma altına alınmazsa bir süre sonra bilinçsizlikten ve “Kısa dönem kâr kafasından” dolayı tamamen yok olacak ve bir değerimizi daha yitireceğiz.

Bafa Gölü ve çevresindeki yerleri haritada şu şekilde işaretledik:

Kapıkırı, Beşparmak Dağları’nın altında, Bafa Gölü’nün kıyısında bulunan bir köy. Kapıkırı’ya beş kilometre uzaklıkta bulunan ve yok olmanın eşiğinde bulunan Yediler Manastırı’na karayolu ulaşımı bulunmuyor ve Kapıkırı’ndan yaklaşık iki saatlik bir yürüyüş sonrasında ulaşılabiliyor.

Bafa ve Kapıkırı’ndan bahsetmeden önce bölgenin geçmişini bilmek oldukça önemli. Çünkü göreceğiniz her şey ve kaybedilmeye yüz tutmuş tüm değerler bu geçmişle birebir bağlantılı:

Taa tarih öncesi dönemlere gidelim. MÖ 7500’lü yıllarda insanlar Beşparmak Dağları’nın içindeki mağaralarda yaşıyorlarmış ve o yıllardan kendi çizimleri hâlâ bu mağaraların içinde bulunuyormuş. Bir dönem Alman arkeologlar bu mağaralarla çok ilgilenmişler ama devletimiz maalesef bu konuya el atmamış.

Bölgenin yerlileri Luviler ve Karyalılar olarak biliniyor ama biz yazılı tarihi, bölgede gelişmeye başlayan Yunan antik kentleri ile biliyoruz. Antik Yunanlılar, Ege Bölgesi’ni kolonize ederken bildiğimiz Ege Bölgesi haritası günümüzdekinden çok daha farklıymış. Büyük Menderes Nehri (O dönem nehrin adı Maiandros’muş)’nin taşıdığı alüvyonlar ile deniz kenarında bulunan çok sayıdaki antik kent, yüzyıllar içinde denizin onlarca kilometre içinde kalmış (Priene antik kentini anlatırken de bu konudan bahsetmiştik). Aşağıdaki haritada Hellenistik Dönem (MÖ IV.-MÖ I. yüzyıl)’de Ege Bölgesi’nin haritası çizilmiş:

Helenistik Dönem’de Ege Bölgesi’nin haritası (Kaynak: www.petersommer.com/blog/archaeology-history/herakleia-latmos)

Harita gerçekten şaşırtıcı ve doğanın gücünü ispatlayan nitelikte. Aşağıdaki haritada ise Bafa Gölü’nün maps.google’dan uydu görüntüsünü, üstteki haritayla birleştirdik:

Gözünüzde daha iyi canlandırabilmek için Helenistik Dönem’deki sahil bandını kırmızı ile işaretledik (Miletos, Myus ve Herakleia antik kentleri ise bu dönem, liman kentleriymiş).

Yukarıdaki haritaya dikkatli bakarsanız Bafa Gölü’nün, Ege Denizi’nin bir parçası olduğunu farkedeceksiniz (Bafa Gölü, Ege Denizi’nden koptuğu için günümüzde tuzlu suya sahip). Günümüzde Bafa Gölü denilen yere Antik Yunanlılar Latmos Körfezi, Beşparmak Dağları’na ise Latmos Dağları diyorlarmış. Günümüzde Kapıkırı’nın bulunduğu yerde ise Herakleia liman kenti bulunuyormuş.

Bu nedenle yazımıza “Bafa (Latmos) & Kapıkırı (Herakleia)”başlığını daha uygun gördük.

Herakleia, MÖ IV. yüzyıldan itibaren zenginleşen ve gelişen Karya kentleriyle birlikte gelişmeye başlamış. Bu antik kentler gelişirken dev inşaat projeleri gündeme gelmiş ve Herakleia’nın, inşaatlar için dev bir hammadde kaynağı varmış: Latmos Dağları. Örneğin, Didim’deki Apollon Tağınağı, Latmos (Beşparmak) Dağları’ndan çıkarılan taşlarla inşa edilmiş. Latmos Dağları’ndan çıkarılan taşlar, Herakleia’da bulunan limana yüklenip kolaylıkla diğer antik kentlere ulaştırılıyormuş. Böylece “taş ticareti” yapan şehir geliştikçe gelişmiş ta ki Büyük Menderes Nehri, alüvyonlarıyla körfezin ağzını kapatıp Latmos’u körfezden göle dönüştürene dek.

Roma yıllarına gelindiğinde Herakleia artık bir deniz değil, göl kenti olduğu için fazla ilgi görmemiş. Bu nedenle Kapıkırı’nda göreceğiniz Herakleia kalıntılarının çoğu Helenistik Dönem’e ait. Tek bir istisna var: Bizans döneminde şehir, piskoposluk merkeziymiş. Bafa Gölü’nde bulunan beş tane adadaki kalıntılar ise Bizanslıların inşa ettiği manastırlardan arta kalanlarmış. Eskiden büyük bir şehir olan Herakleia, zamanla kasabaya, sonra da günümüzde olduğu gibi köye dönüşmüş. Kapıkırı köyü de Herakleia kentinin tam ortasında bulunuyor. Köyün dört bir tarafı ve içi tarihi eserlerle çevrili. Halk, turizmin biraz gelişmesiyle yaşadığı yerin tarihini biraz öğrenmiş. Ancak Kapıkırı’na vardığınızda karşılaşacağınız manzara şu şekilde oluyor:

Köy kadınlarının neredeyse tamamı el işi incik boncuk satıyor ve her yerde size selam verip sırtındaki bohçayı yere indirip içindekileri satmaya çalışıyor. Biz düşük sezonda Kapıkırı’na gittiğimiz için peşimize on civarında köylü teyze takıldı 😊 Birbirinden sevimli bu teyzeler, bizi köyün çevresinde biraz gezdirdi ve gezi bittiğinde hepsi sırtındakileri yere serip ellerinde ne varsa bize satmaya çalıştı 😊 Yabancı turist olsak “Turist Gözüyle Bali” başlığı altında anlattıklarımızı referans gösterirdik, neyse ki yerliyiz ve sevimli teyzelerle bir şekilde baş edebildik 😊

Köy merkezinin göl kıyısında birkaç restoran ve pansiyon bulunuyor. Bu bölge çok huzurlu ancak yirmi yıl öncesinde temiz olan göl suyunun artık kirli olduğunu hatırlatmak zorundayız. 1994 yılında Bafa Gölü ve çevresi “Tabiat Parkı” ve “1. Derece Doğal Sit Alanı” ilan edilerek bir adım atılmış ama gördüğümüz kadarıyla ikinci adım atılmamış. Bölge, birçok kuş ve bitki türüne de ev sahipliği yapıyor. Gölün zengin florası, yılan balıklarının çoğalması için çok uygun bir ortam sunuyor. Bu nedenle Kapıkırı’nın en beğenilen yemeklerinden biri yılan balığı kızartması. Ama yılan balıkları ne kadar kontrollü avlanıyor bunu bilemiyoruz. Zaten göldeki kirlenme bu şekilde devam ederse birkaç yıl sonra muhtemelen “Bir zamanlar gölden çıkarılan yılan balıkları ne kadar lezzetli oluyordu” da denilecek.

Herşeye rağmen Bafa (Latmos) ve Kapıkırı (Herakleia) hâlâ çok güzel ama umudumuz daha da güzel olması yönünde. Şimdi de bu bölgeden çektiğimiz fotoğrafları paylaşalım:

Bafa Gölü

Beşparmak Dağları’ndaki kayalar ilgili çekici:

Ancak Beşparmak Dağları’nda bir kaya grubu vardı ki aklımıza Almanların kısa animasyon filmi Das Rad’ı aklımıza getirdi 😊 Animasyonu da boşuna aramayın diye fotoğraflardan sonra paylaştık. Video Almanca ama anlamanız şart değil, sonuna kadar izlemenizi tavsiye ediyoruz, gerçekten anlamlı bir animasyon filmi olmuş.

Kapıkırı köyünden görüntüler:

Kapıkırı Köyü, Herakleia antik kentinin tam ortasına kurulmuş ve köyün ortasında yükselen bu yapı Helenistik Dönem’den kalan Athena Tapınağı:

Athena Tapınağı’ndan Bafa Gölü (Latmos Körfezi) ve Kapıkırı (Herakleia) manzarası nefes kesici:

Kapıkırı’nda bize rehberlik yapıp, sonra sırtında taşıdığı incik boncuğu satmaya çalışan sevimli teyzeler 😊

Köyün yanıbaşında bulunan Herakleia antik kent tiyatrosu yok olmak üzere:

Kapıkırı köyü, Muğla-Aydın bölgesindeki birçok yerleşim yeri gibi zeytin ve zeytinyağıyla da övünüyor. Bu arada Yunanistan’a olan gezilerimizde Yunanlıların zeytini bizden çok sahiplendiğini gördük. Zeytin ağaçları ve zeytin ülkenin neredeyse sembolü gibiydi. Hatta süs bitkisi olarak saksılarda bile yetiştiriyorlardı!

Kapıkırı’nın dış sınırlarında, Herakleia antik kentini çevreleyen ve yüz metre arayla dizilmiş sur kulelerinin bir kısmı hâlâ ayakta duruyor. Eskiden bu kulelerden altmış tane olduğu tahmin ediliyormuş. Bu arada köyün yakınında bulunan ve köy halkı tarafından “Kaplumbağa Kayası” olarak isimlendirilen kaya parçası, bizi gezdiren teyze grubunun her üyesi tarafından tek tek gösterildi ve bize kaplumbağanın her açıdan fotoğrafını aldırdılar ama biz aşağıda bunlardan sadece birini paylaşıyoruz 😊

Aşağıdaki fotoğraflarda yakın planda kayalara oyulmuş Herakleia mezarlığı görülüyor. Beşparmak (Latmos) Dağları’nın oluşturduğu yüzey şekli ise çok ilginç. Yazının başında bahsettiğimiz Yediler Manastırı’nın konumunu ise aşağıdaki fotoğrafta işaretledik:

Kapıkırı’nın sahil bandı ve Bafa Gölü huzur verici:

Kapıkırı sahilin tam karşısında bulunan ufak adadaki kalıntılar Bizans Dönemi’nden kalma. Eskiden Herakleia piskoposluk merkeziyken burada bir manastır bulunuyormuş:

Kapıkırı’ndan ayrılırken göl kenarında ilgimizi çeken bir alan. Yağmurlar başlamadan önce geldiğimiz için gölün bu bölgesi kurumuştu ve ortaya şu ilginç görüntüler ortaya çıkmıştı:

Sonsöz

Öyle bir coğrafya düşünün ki burada neredeyse 10 bin yıl öncesinden kalma duvar resimleri, 100 metre arayla dizilmiş 60 sur kulesinin dizildiği bir antik kent, zengin ekolojik çeşitlilik ve Bizans Dönemi’nden kalma yapılar bulunuyor. Sur kuleleri kare şeklinde dizilmiş olsa bile buradaki antik kentin büyüklüğünün en az 250 hektar olması gerekir. Biraz para harcanıp bu bölgelerdeki tarih gün yüzüne çıkarılsa ve yok olmanın eşiğindeki yapılar ayaklandırılsa, bölge coğrafyasının ne kadar yerli ve yabancı turisti cezbedeceğini bir hayal edin. Hem bir değerimizi korumuş oluruz, hem de ülke ekonomisine büyük katkıda bulunuruz. Umarız bir gün Kapıkırı ve Bafa, Herakleia ve Latmos olduğu zamanlardaki parlak günlerine geri döner…

Kaynaklar

Değer Biçilemeyen Hazineler: Türkiye’nin Antik Kentleri -Ege- , Devrim Erşen.

https://www.petersommer.com/blog/archaeology-history/herakleia-latmos/

http://arkeolojihaber.net/2010/01/29/yediler-manastiri-yok-oluyor/

http://www.milliyet.com.tr/eyvah-bafa-golu-son-nefesini-gundem-2496653/

 

4045total visits,13visits today

Bir Cevap Yazın