Efes Blog 1/11: Selçuk & Efes – Dünyanın En Kadim Yerleşim Yerlerinden Biri

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

Efes Blog 1/11: Selçuk & Efes – Dünyanın En Kadim Yerleşim Yerlerinden Biri

Efes ve Selçuk’un haritadaki yeri

Dünyanın ve tarihin en kadim şehirlerinden birine hoşgeldiniz: Efes. Ancak acele etmeyin. Bu kadim kenti görmeden önce, günümüzde Efes’in bağlı olduğu Selçuk ilçesinin zirvesinde sizi karşılayan kaleye bakın. Ayasuluk Kalesi olarak anılan bu kale, aslında orijinal Efes’i barındırıyor. Tahmin edebileceğiniz üzere orijinal Efes, bu kalenin altında.

Antik tarihçiler, Efes’in Amazonlular tarafından kurulduğunu iddia etse de; modern arkeolojik bulgular bölgenin yerlilerinin Luviler, Karyalılar ve Lelegler olarak isimlendirilen halklar olduğunu söylüyor. Mesela Lelegler, “tepelek yerleri” mesken tutmayı severlermiş (Bodrum’daki Pedasa gibi), günümüzde Ayasuluk Kalesi’nin bulunduğu Ayasuluk Tepesi de Lelegler tarafından iskan edilmiş. Selçuk’un zirvesinde bulunan bu tepe, “Efes’e gitmeden önce bana bak” der gibi ilçe girişinde size haykırır. Ama bu halkların arasında en ilginç olanı Luvilerdir. Eminiz çoğunuz Luviler hakkında bir şey duymamışsınızdır ama önümüzdeki yıllarda bu halkı bolca duyacağınıza emin olabilirsiniz. Luviler, Batı ve Güney Anadolu’nun bilinen en eski halklarıdır. “Işık insanları” olarak da bilinen Luviler, Hititleri en çok etkileyen halk olduğu tahmin ediliyor. Hatta Karyalılarla Leleglerin, Luvilerin uzantısı olduğunu kabul eden araştırmacılar da var.

Luviler hakkında ortaya çıkan bilgiler bilim dünyasını şaşırtmaya devam ediyor. Çünkü Hellen olarak bildiğimiz Antik Yunanlıların medeniyeti Luvilerden öğrendikleri düşünülüyor. Yine Hellen olarak anılan birçok antik kentin de Luvi kökenli olduğu tespit ediliyor. Efes de bunlardan biri. Hititler döneminde Apasas olarak isimlendirilen Efes kentinin ismi, zamanla Hellenler tarafından Yunanlılaştırılarak Efesos olarak değişmiş. Aşağıdaki videoda Luvilerle ilgili çok ilginç tespitler var, mutlaka izlemenizi tavsiye ederiz. Bu tespitlerden en önemlilerinden biri de Hellenler ile ilgili çünkü günümüze kadar araştırmacılar MÖ VIII.-IX. yüzyıl buluntularını görene kadar kazmışlar, böylece şehirleri direkt Hellenler ile ilişkilendirmişler. Ama bu tarihlerden öncesine çok nadir gidilmiş. Artık araştırmacılar daha da eskileri kurcalıyorlar ve kurcaladıkça daha ilginç sonuçlarla karşılaşıyorlar:

Orijinal Efes, Ayasuluk Tepesi’nin üzerinde ve çevresinde MÖ 7000’li yıllarda kurulmuş (Çukuriçi ve Arvalya Höyükleri). 9000 yıllık tarihi olan bu kadim kent de kurulduğu günden günümüze hep önemli bir yerleşim yeri olmuş.

Hellenler ile ismi Efesos (Έφεσος) olan Apasas, birçok Antik Yunan şehri gibi düzlüğe, yani Ayasuluk Tepesi’nin aşağısındaki ovaya, Küçük Menderes Nehri (Kavstros, Καυστρος)’nin yanına taşımışlar. “Yunanlılar o zaman bile tembelmişler” dediğinizi duyar gibiyiz 😊 Tembellik teorisini bir kenara koyarsak, asıl amaç şehri, önemli ticaret yollarıyla birleştirip yeni kurdukları liman vasıtasıyla ticareti geliştirmekmiş. Ayrıca, Antik Yunanlılar’ın güvenlik endişesi yokmuş, bu nedenle şehirlerini surlarla korumak ya da daha yükseklere yerleştirmek gibi bir ihtiyaçları da bulunmuyormuş.

Nehir ağzına, ovaya kurulan yeni Efes kısa zamanda gelişmiş, ticarette ilerlemiş ve zenginleşmiş. MÖ VII. yüzyılda Efes, Panionion üyesiymiş, yani on iki şehir devletinden oluşan İyonya Birliği’nin bir parçasıymış. Hatırlarsanız, Dilek Yarımadası Milli Parkı yazımızda Panionion toplantılarının gerçekleştiği yeri paylaşmıştık. Kuşadası’nın Güzelçamlı beldesinde bulunan Panionion, günümüzde bakımsızlıktan yok olmanın eşiğinde ve birçok tarihi değerimiz gibi, o da ilgi ve alâka istiyor.

Efes, Panionion üyelerinin arasında en güçlü olanıymış. Doğudan gelen ticaret yolları, İyonya kentleri içinde en çok Smyrna (İzmir) ve Efes’ten Ege Denizi’ne açılıyormuş. Efes ise kozmopolit yapısıyla hep bir numara olmuş. Nasıl, Miletos için İyonya kentleri arasında “En İyon olanı” dediysek (Miletos yazımızı okumak için tıklayınız), Efes için de İyonya kentleri arasında “En az İyon olanı” diyeceğiz. Günümüzde Efes’e gittiğinizde Türklerden çok, İngilizleri, Fransızları, Korelileri, Japonları, Almanları görüyoruz. O zamanlar Efes’e gittiğinizde Efes’in yerli halkı olan İyonlar’dan çok Lidyalıları (Sardeis yazımızı okumak için tıklayınız), Giritlileri, Fenikelileri, Keltleri, Frigleri, Karyalıları, Mısırlıları, Persleri, Ermenileri, Trakyalıları görüyormuşuz. Az önce bahsettiğimiz kozmopolit yapıyla da bunu kastediyoruz. Tabii bu kozmopolit yapı, gelişmiş bir ticaret ağının ürünü. Kozmopolitliğin getirdiği evrensel yapı da Efes’i diğer İyon kentlerinden ayırmış, onu hep bir adım ötede tutmuş. Her Antik Yunan kentinin gözde olduğu bir dönem olmuş, Efes ise bütün dönemlerin gözdesiymiş. Günümüzde de bu geçerli. Hâlâ milyonlarca turist akın akın Efes’i görmeye geliyor ve Efes, Ayasofya ve Topkapı Sarayı ile birlikte Türkiye’nin en çok ziyaret edilen ilk üç tarihi değerin arasında.

Efes, öylesine parlamış ki zamanla bölgenin en önemli ticari, felsefi ve dini merkezi haline gelmiş. Binlerce yıl boyunca Batı Anadolu’nun antik kentleri, konumlarını Efes’e göre belirlemiş. Efes, bugün de antik kentlerin içinde en yaşanılanıdır. Zaman zaman antik kent, değişik etkinliklere ev sahipliği yapar. Bu özelliği ise Efes, sadece tarihi ören yeri olarak değil; kültür, sanat ve eğlence merkezi olarak hâlâ varlığını sürdürebilen tek antik kenttir.

Ancak nehir ağzına kurulmuş olan bu önemli kent, tüm nehir ağzına kurulmuş yerleşim yerleri gibi dönem dönem belli sınavları atlatmak zorunda kalmış. Kaçınılmaz olarak körfez, şehre zenginliğini veren Küçük Menderes Nehri’nin alüvyonları ile dolmuş ve liman, denizden uzaklaşmış. Efesliler de tarih boyunca şehir merkezini ve limanı daha ileri, daha da ileri taşımak zorunda kalmışlar. Tabii bu taşıma işlemleri oldukça maliyetli ve zorlu oluyormuş. Efesliler bu maliyetlerin üstesinden gelebilmişler ama benzer tarihlerde aynı sorunla karşılaşan Priene (Priene yazımız için tıklayınız) ve Kaunos (Dalyan) halkları, liman ve çevresini kaplayan sazlık ve bataklığın oluşturduğu salgın hastalıkların pençesinden kurtulamamışlar.

Efesliler bir şeye daha emek ve para harcamışlar: Ana tanrıça. Hellenlerden önce baskın olan ana tanrıça kültü Kybele, Hellenler’in devrinde tanrıça Artemis olarak evrilmiş. Romalılar döneminde Artemis, tanrıça Diana olarak evrilmiş. En son da bölgeye Hristiyanlık’ın gelmesiyle Diana kültü, Meryem Ana olarak evrilmiş.

Ana tanrıça Kybele. MÖ VI. yüzyıl, Frigler (Fotoğraf, Efes Müzesi’nden)

 

MÖ 800’lü yıllardan sonra ana tanrıçalara yapılan yatırımlar ile Efes, dini bir merkeze ve hac yerine dönüşmüş. Aradan 2800 yıl geçmesine ve şehrin terkedilmesine rağmen antik şehir hâlâ hac yeri. Efes, İncil’de bahsi geçen Batı Anadolu’daki Yedi Kilise’den biri (Laodikya yazımızda Yedi Kilise’den uzun uzun bahsettik) ve bu özelliği ile her yıl birçok Hristiyan’ın ziyaret akınına uğruyor. Milattan önceki yıllarda ise bu hac akımı, Artemis için gerçekleşiyormuş. Tanrıça Artemis için yapılan tapınak dünyanın Yedi Harikası’ndan biriymiş. Birkaç yılda bir ve yıl içinde belirli dönemlerde gerçekleşen Artemis şenlikleri hem uluslararası bir karnaval hem de bir hac etkinliği gibi rağbet görüyormuş.

MÖ VII. yüzyılda Kimmerlerin istilası ile Artemis Tapınağı yerle bir edilmiş ama tapınak kısa sürede tekrardan ayağa kaldırılmış. MÖ VI. yüzyılda ise Lidyalılar, Efes’in üzerine yürümeye başlamışlar. Efesliler akıllanmamış, yabancıları cezbeden zengin şehirlerini Artemis’in koruyacağını sanarak hâlâ güçlü surlar inşa etmemişler ve tabii ki de Lidyalılar Efes’in kontrolünü Hellenler’den devralmış. Lidyalıların başkenti olan Sardeis’le ilgili yazımızda, Lidyalıların Hellen dünyasında büyük itibar gördüğünü ve Lidyalılar’ın kendi Kybele kültürlerinden dolayı Yunanlıların Artemis inancına sempati duyduklarını, hatta Efes’in Artemis Tapınağı’nın inşasında sponsorluk yaptıklarını yazmıştık. Bu nedenle Lidyalılar Efes’in kontrolünü ele geçirdiklerinde Artemis Tapınağı’na saygı göstermişler, hatta tapınağı güzelleştirmek için ellerinden geleni yapmışlar. Tamam belki Lidyalılar, Efeslilerin bir kısmını şehirden sürüp kalanını Artemis Tapınağı’nın çevresindeki mahallelerde yaşamaya zorlamışlar ama zulüm ya da katliam yapmamışlar. Yoksa Lidyalılar, Efes’ten çekildiğinde Yunanlılar tarafından hâlâ saygınlıklarını koruyor olmazdı.

MÖ 550’lerde şartlar değişmiş. Doğudan gelen Persler önce Lidyalıları, ardından da Lidyalıların güçlü ordusuna güvenip askeriyeye önem vermeyen Batı Anadolu Antik Yunan kentlerini haritadan silmeye başlamışlar. Persler önüne çıkan herşeyi yakıp yıkıyormuş ve taş üstünde taş bırakmıyorlarmış. Efes ise bu dönem çok şanslıymış. Zengin bir liman kenti olması ve Efeslilerin diplomatik başarıları sayesinde Persler Efes’te yıkım yapmamışlar ama Efes’in sıkı müttefiklerinden biri olan Lidyalıların başkenti Sardeis’i ele geçirmek için Efes’i üs olarak kullanmışlar. Efesliler Persleri hiç sevememişler, sürekli isyan edip bu istilacıları topraklarından atmaya çalışmışlar. Sonunda MÖ IV. yüzyılda Büyük İskender, Efeslileri Pers derdinden kurtarmış (Konu ile ilgili Sardeis yazımızı okuyabilirsiniz). Büyük İskender, Efes’i Efeslilere geri teslim ettikten sonra halkın Perslere ödediği verginin Artemis Tapınağı’na ödenmesini emretmiş. Artemis Tapınağı böylece kısa sürede büyük bir sermaye birikimi elde ederek çok görkemli bir yapıya dönüşmüş.

Büyük İskender’in ölümünden sonra MÖ III. yüzyılda Küçük Menderes’in alüvyonlarının peşinden gitmesi gereken Efes bir kez daha müdahaleye ihtiyaç duymuş. Liman yine balçıkla dolmuş ve şehrin yerinin değiştirilmesi gerekiyormuş. Büyük İskender’in generallerinden zengin Hellen kral Lysimakhos, büyük sermaye birikimi olan Artemis Tapınağı ile birlikte kolları sıvamış ve Efes’in yerini son kez değiştirmişler. Bugün gezilen Efes, Lysimakhos ve Artemis Tapınağı’nın ortak servetinin inşa ettiği yerde bulunuyor. İlk olarak Miletosluların kullanmaya başladığı (İyonya’nın en İyon olan kenti Miletos’u okumak için tıklayınız) ve sonradan diğer şehirlere yayılan Hippodamik (Izgara tipi) şehir planlaması bu dönem Hellen kültürüne göre biçimlenmiş.

Efes şehri taşındığında tahmini uydu görüntüsü (Kaynak: www.aoi.com.au/bcw/Sealevel/index.htm)

 

MÖ II. yüzyılda Efes, Roma İmparatorluğu’nun kontrolüne girmiş. Efesliler, Persler gibi Romalıları da hiç benimseyememişler ve sürekli isyan etmişler. Romalılar ise her seferinde bu isyanlara çok sert yanıt vermiş, hatta isyanın birinde Romalıların gözü dönmüş, Artemis Tapınağı’na sığınanlar dahil önlerine kim geldiyse katletmişler. Milattan önceki yüzyıllarda egemenlik kurduğu her yere emperyal bir kibirle hükmeden Roma, milattan sonraki yüzyıllarda tarz değiştirmiş ve hakimiyeti altındaki topraklarda daha gelişmiş bir yönetim sistemi kurmaya çalışmış. Çünkü Romalılar, en geniş sınırlarına ulaştıklarında, sınırları dışındaki alanlarda fethetmeye değecek toprakların kalmadığını düşünüyorlarmış. Gerçekten de o dönem Roma İmparatorluğu sınırlarına baktığımızda kuzeyde barbar kavimleri ve soğuk toprakları, güneyde Sahra Çölü’nü, doğuda ise başka büyük medeniyetlerin bulunduğunu görüyoruz.

Efes katliamından sonra Romalılar şehre çok daha sevecen davramışlar. Sanki önceki günahlarını affettirmek istercesine Efes’e sürekli yatırım yapmışlar ve şehri kısa sürede eskisinden daha da parlak günlerine kavuşturmuşlar. Bugün gezilen Efes’in yeri Kral Lysimakhos ve Artemis Tapınağı’nın inşa ettiği yerde olabilir ama içindeki binaların çok büyük bir kısmı Romalılar tarafından milattan sonraki ilk üç yüz yılda inşa edilmiş.

Roma hakimiyetinin ilk yıllarında Asia Eyaleti (Günümüzde Ege Bölgesi’ne denk geliyor)’nin başkenti Pergamon (Bergama) iken, sonraki yıllarda başkent Efes’e taşınmış. Böylece şehre bir göç dalgası başlamış ve nüfusu 250 binlere ulaşmış (Bundan 2000 yıl önce dünya nüfusunun 170 milyon, Roma İmparatorluğu nüfusunun ise 60 milyon olduğunu ve kentleşme oranının günümüzden çok daha düşük seviyelerde bulunduğunu unutmayın)! MS I. yüzyılda Roma İmparatorluğu’nun en büyük şehirleri Roma, İskenderiye (Alexandria), Efes ve Antakya (Antioch)’ymış. Hellen karakterindeki kent, bu dönem Roma kentine dönüşmüş ve kozmopolit yapısı daha da gelişerek Greko-Romen bir kimlik taşımaya başlamış. Yunanlı ana tanrıça Artemis kültü ise Romalı tanrıça Diana ile yer değiştirmiş. Efes, artık zenginliğin ve şöhretin zirvesindeymiş.

Roma İmparatorluğu’nun en geniş sınırları

Efes, Roma İmparatorluğu döneminde Batı Anadolu’daki Asia Eyaleti’nin başkenti olmuş ve imparatorluğun en büyük üç şehrinden biriymiş.

(Kaynak: en.wikipedia.org/wiki/Bithynia_and_Pontus)

 

Efes’in zirvede olduğu yıllarda sadece yeni yayılmakta olan Hristiyanlık öğretileri ortalığı karıştırmış. Birçok Efesli başlangıçta Hristiyanlık’ı kabul etmemiş ve isyanlar çıkmış. Bu dönem İncil’in en önemli yazarlarından biri olan Aziz Yuhanna ve Hz. İsa’nın annesi Meryem Ana Efes’e taşınmışlar ve Efes’te ölmüşler. Efes, İncil (Yeni Anlaşma)’de de sık sık adı geçen şehirlerden bir tanesi ve Hristiyanlık’ın ilk kabul edildiği topraklardan biri olan Asia (Batı Anadolu)’daki Yedi Kilise içinde en önemli olanı (Yedi Kilise yazımızı okumak için tıklayınız).

MS 240-290 arasındaki yıllarda Roma İmparatorluğu ile birlikte Efes de felaketler silsilesine maruz kalmış. Roma’nın bu çöküş döneminde elli yıl içinde yirmi beş tane imparator değişmiş ve hepsi de öldürülmüş. Politik istikrarsızlık beraberinde ekonomik krizi de getirmiş. Kontrol edilemeyen hiper enflasyon nedeniyle imparatorlukta kargaşalar ve ayaklanmalar baş göstermeye başlamış. Devlet de bu karmaşaya son vermek için temel gıda maddelerine zam yapılmasını yasaklamış. Maliyetleri sürekli artan işletmeciler bu sefer bir bir iflas etmeye başlamış. Roma ise iflaslara engel olmak için “manyakça” bir yasa çıkarmış: “Çocukların, babalarının mesleği dışında bir işi icra etmesi ve bu iş yerlerinin iflası yasaktır”! Bu nedenle çocuklar borç sarmalının içinde üretim yapmaya mecbur bırakılmışlar ve imparatordan kölelere herkesin yaşam standardında büyük düşüşler başlamış.

Hiper enflasyon ve ekonomik kriz, felaketler silsilesinin sadece bir ayağı olmuş. Efes’te salgın hastalıklar ortaya çıkmış, Hristiyanlar ile paganlar arasındaki gerilimler büyümüş. Yetmemiş, 262 yılında meydana gelen büyük depremde şehir ciddi zararlanmalar görmüş. Yine yetmemiş, 260’lı yıllarda kuzeyden gelen bir Cermen kavmi olan Gotlar, şehri ve Artemis Tapınağı’nı yağmalayıp yakıp yıkmışlar. Gotların bu yağmaları sadece Efes’i değil, Afrika dahil tüm Akdeniz havzasını terörize etmiş. Böylece, Efes dahil Anadolu’daki tüm Roma kentleri, tarihlerinde ilk kez kendilerini surlarla çevirme ihtiyacı duymuşlar. Efes artık bir daha toparlanamayacak şekilde yıpranmış, Roma İmparatorluğu çökmüş ve şehir IV. yüzyılda Bizanslıların kontrolüne geçmiş.

Bizans devrinin ilk yıllarında herşeye rağmen Efes yine önemli bir kentmiş. Hatta 431 yılında din tarihinin en önemli konseylerinden biri Efes’teki Meryem Ana Kilisesi’nde gerçekleştirilmiş. V. yüzyılda Hristiyanları ikiye bölen Nestorius ve Theotokos öğretileri bu konseyde tartışılmış. Konuya hakim değiliz ama okuduklarımızdan anladığımız kadarıyla Nestorius’la Theotokos’u ayıran en önemli düşüncelerden biri insani kimlik-tanrısal kimlik ayrımıymış. Nestorius, Meryem Ana için “Tanrı’nın annesi” denmesine karşı çıkmış, Tanrı’nın doğurulamayacağını ve çarmıha gerilen İsa’dan tanrısal tabiatın ayrıldığını belirtmiş. Bu düşünceler konseyde sapkın ilan edilip Nestorius öğretilerini kabul edenler afaroz edilmiş, tersini savunan Theotokos öğretileri ise yüceltilmiş. Böylece günümüz Hristiyanlık’ın ana hatları Efes’te belirlenmiş. Nestoriusçular günümüzde Nasturiler/Asuriler olarak anılıyor ve XVI. yüzyılda Papa ile görüşerek Katolik mezhebine bağlanmayı kabul etmişler.

Orta Çağ yıllarına gelindiğinde Efes’in limanı yine Küçük Menderes’in alüvyonları ile dolmuş. Ancak fakir Bizanslıların Efes’le uğraşacak takati yokmuş. Limanın balçıkla dolması, sonrasında yine salgın hastalıkları beraberinde getireceğinden ve güvenlik endişesi duyduklarından şehir merkezini bu sefer ters yöne yani orijinal Efes (Apasas)’in bulunduğu Ayasuluk Tepesi’ne geri taşımışlar. Yazımızın en başında bahsettiğimiz Ayasuluk Kalesi de bu şekilde ortaya çıkmış. Bu şekilde limanın kenarındaki Efes kaderine terkedilmiş.

Yine de Ayasuluk çevresindeki yeni Efes, önemli bir kent ve hac yeri olmaya devam etmiş. MS V. yüzyılda inşa edilen Saint John Bazilikası ile Efes’in hac konusundaki değeri pekiştirilmiş.

1090 yılında Selçuklular birkaç yıllığına Efes’i kontrol etmişler, bu yıllarda yerleşim yeri ufak bir kasabadan başka birşey değilmiş. Bizanslılar 1097’de Efes’i geri alsalar da 1304 yılına kadar ellerinde tutabilmişler.

1304’te Efes artık Türk toprağı olmuş. Aydınoğulları Beyliği’nin yönetimi altında Efes, kısa süreliğine olsa da biraz ilgi görmüş ve bir dönem beyliğin başkentliğini yapmış (Aydınoğulları ile ilgili Birgi yazımızı okumak için tıklayınız). Ayasuluk Kalesi onarılmış, Selçuk şehir merkezindeki İsa Bey Cami de bu dönem ortaya çıkmış.

1426 yılında Efes, Osmanlı topraklarına katılmış ve zamanla önemini iyice kaybetmiş, XVI. yüzyılda ise tamamen terkedilmiş.

Efes Antik Kenti ülkemizin en önemli tarihi yerlerinden biri. UNESCO Dünya Miras Listesi’nde bulunuyor. İzmir’den Efes’e ise ulaşım iyice kolaylaşmış durumda. 2017 yılında Selçuk’a uzatılan İZBAN Hafif Raylı Sistem hattı ile hem İzmir merkezden hem de Adnan Menderes Havalimanı’ndan Selçuk’a direkt bağlantı sağlandı. Selçuk’tan ise tek yapmanız gereken dolmuşa atlayıp birkaç dakikada Efes’e varmak. Ama önce Selçuk merkezi görmenizi öneririz çünkü Ayasuluk Kalesi “Önce bana bak!” dercesine size tepeden göz kırpıyordu 😊

Yazının devamı için buraya tıklayınız.

 

15615total visits,9visits today

Bir Cevap Yazın