Finlandiya Blog 1/33: Beyaz Zambaklar Ülkesinde Yaşamak… Finlandiya…

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

Blog 1: Beyaz Zambaklar Ülkesinde Yaşamak… Finlandiya…

Hayatımın toplam yirmi ayını Finlandiya’da geçirdim. Bana çok farklı deneyimler sunan bu ülke, başta yönetim anlayışı ve bilinçli olmak konusunda dünyaya örnek olabilecek potansiyelde bir yer. Her ülkenin kusuru vardır. Finlandiya’da da kusurlar vardır ama çarpık dünya düzenimizde kusursuzluğa en yakın ülkelerden biridir burası.

Yazımı yazarken hep Grigory Petrov’un “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” kitabını anımsadım. Bu kitap, 1920’li yıllarda yazılmış, Atatürk zamanında Türkçeye çevrilmiş ve Atatürk, bu kitaptan o kadar çok etkilenmiş ki birçok kurumda okutulmasını zorunlu kılmış. Toplumsal bilincin, kültürün, eğitimin, sanatın ve öz benliğin ilerlemesi ile birlikte halkın da yükselebileceğini anlatan bu kitap, tüm dünya için kıymetli bir kaynak. Aradan yüz yıl geçmesine rağmen içerisinde yazanlar eskimedi ve dünya kusursuzluğa yaklaşmadıkça eskimeyecek de.

İlk okumanızda “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” sanki size hiç gerçekleşemeyecekmiş gibi duyulan bir ütopyayı anlatır. Halbuki kitap, gerçekleşmiş olan ütopyayı anlatmaktadır. Finlandiya ise, bu gerçekleşmiş ütopyanın canlı örneğidir. Kitabı ise bir kez okumanız yeterli değildir. Defalarca kez, birkaç yılda bir okumanız gereken bir kaynaktır.

Yazılarımı, kitapta tüm detaylarına kadar anlatılan ve Finlandiya’da geçen yüzyılda gerçekleşen kültürel devrimin 2000’li yıllardaki pratik uyarlaması olarak görebilirsiniz. Bu nedenle, yazımın başlığında kitabın ismini tekrardan kullanma ihtiyacı duydum.

İşin ilginç yanı, konuştuğum hiçbir Finlinin bu kitabın varlığından haberdar olmayışıydı. Hatta birçoğunun, ülke düzenleri hakkında kafa yorduklarını bile düşünmüyorum. Çünkü yapılması gereken yapılmış, gerekli kültürel ve etik değer alt yapısı önceki kuşaklar tarafından yerleştirilmişti. Günümüzde yaşayan Finliler ise bu yerleşmiş geleneği farkında olmadan da olsa uyguluyorlar. Şimdi bu uygulamalara ve Finlandiya’da yaşamanın nasıl bir şey olduğuna göz atalım. Ama bunu yaparken kendimizde ve ülkemizde neler değiştirebileceğimizi düşünmeyi de ihmal etmeyelim:

 

Başlamadan Önce: Beyaz Zambaklar Ülkesi Hakkında Genel Bilgiler

Finlandiya bayrağı ve ülkenin Avrupa’daki konumu. Finlandiya bayrağındaki mavi renk, ülkenin her yerine yayılmış binlerce adayı, beyaz renk ise karı sembolize ediyor.

Finlandiya, beş buçuk milyon nüfusuyla ve Türkiye’nin yarısından az olan yüzölçümüyle yazılı tarihin hiçbir anına damgasını vurmamıştır. Çünkü iklimi soğuk, yer altı kaynakları az, toprağı verimsiz, tarıma elverişli arazisi azdır. Bu nedenle tarih boyunca bu topraklarda hiçbir zaman yayılmacı imparatorluklar, zengin devletler oluşmamıştır. Hatta ülkenin orijinal adı olan Suomi, ülkenin bu verimsiz arazisini anlatır ve kelime anlamı “Bataklıklar Diyarı”dır. Ancak bir ülkenin tarihe damga vurması için büyük imparatorluklara, devletlere sahip olması gerekmez çünkü yazılı tarih çoğu zaman zalim ve yayılmacı devletleri kutsar. Halbuki Finlandiya birçok yönden dünyaya örnek bir ülkedir. Zaten bu yazıyı yazmamdaki amaç da budur. “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” kitabının yazarı Grigory Petrov, Finlandiya’nın dünya için bir cevher olduğunu anlamıştır ve size uzun uzun bu ülkeyi anlatmıştır. Benim görevim de bu cevherin birikimlerinin günümüz dünyasındaki durumunu sizinle paylaşmaktır.

Finlandiya’nın olumsuz fiziksel şartları nedeniyle Finliler hariç ülke tarihine sadece üç tane halk yön vermiş: Samiler, İsveçliler, Ruslar. XII-XIII yüzyıllarda kademeli olarak İsveç egemenliğine geçen Finliler, İsveçliler’den birçok şey öğrenmiştir ancak egemen İsveç kültürü nedeniyle Fin kültürü ve dili yüzyıllarca dışlanmıştır.  Eğitim, yönetim, soyluların dili İsveççe iken; Fince, köylülerin, din adamlarının ve yerel mahkemelerin dili olarak kabul edilmiştir. Bu süre zarfında Fin milliyetçiliği kavramı pek gelişmemiştiri Finliler cahil ve fakir, İsveçliler eğitimli ve zengindir.

XVIII. yüzyıldan itibaren Fin toprakları, İsveçlilerle Ruslar arasında çekişme konusu olmaya başlamıştır. Çünkü dönemin Rusya başkenti Saint Petersburg’dur ve Rus başkenti, İsveç yönetimindeki Fin topraklarına çok yakındır. Ruslar güvenlikleri için Finlandiya’yı yönetimlerine almak konusunda ısrarcı olurlar ve birkaç savaştan sonra 1809 yılında bunu başarırlar.

Rusya, Finlandiya’yı topraklarına kattıktan sonra Finlilere özerklik verirler. Ruslar, Finlandiya’yı çok önemsemez çünkü Fin toprakları verimsiz, bataklık dolu, kayalıktır ve iklimi kötüdür. Amaç sadece Rus başkentini, İsveç tehdidinden uzak tutmaktır ve bunu da zaten başarmışlardır. Rusların sağladığı özerklik sayesinde Finliler benliklerinin farkına varmaya başlarlar. Kendi kültürlerini oluşturmaya ve onu geliştirmeye başlarlar. Kalevala Destanı da bu döneme denk gelir. İlk zamanlar Fin kültürünü ilerletmek için çalışanların (Öğretmenler, aydınlar, eğitimliler) sayısı azdır ama bu durum, halkın enerjisini azaltmamış, aksine daha da gayretli çalışmalarına neden olmuştur.

Oluşturulan bu yeni Fin kültürü ile, XIX. yüzyılın sonlarından itibaren Sosyal Demokrasi politikaları Finlandiya topraklarına egemen olmayan başlamıştır. Bu politikalar, zaman zaman kesintiye uğrasa da günümüzde hâlâ bu çizgi korunmaktadır.

Bu kesintilerden biri 1917 yılında Rusya’da Çarlık rejimi yıkılmasıyla gerçekleşmiş. Bolşeviklerin yaptığı Ekim Devrimi’nden sonra Finlandiya bağımsızlığını ilan etmiş ancak bu durum ülkeyi Sovyet destekli sosyalist Kızıllar ve Almanya destekli milliyetçi Beyazlar olmak üzere ikiye bölmüş. Çıkan Fin İç Savaşı sonucunda onbinlerce Finli hayatını kaybetmiş ve ülke ekonomisi çökmüştür. Beyazlar’ın amacı Almanya’ya bağlı bir monarşi devleti oluşturmaktır ancak Almanya’nın I.Dünya Savaşı’nı kaybetmesi üzerine bu fikir “Bağımsız Demokratik Cumhuriyet” olarak değişmiştir.

Finlandiya’daki diğer kriz II.Dünya Savaşı esnasında yaşanmış. 1939 yılında Sovyet orduları Finlandiya’ya saldırmış ve Finliler’in Atatürk’ü Mannerheim, kendilerinden defalarca kez güçlü olan Sovyet ordularına karşı ülkeyi çok iyi savunmuştur. “Kış Savaşı” denilen bu savaşta 100 bini bulan Fin zayiatının karşısında Sovyetler 300 binden fazla kişi kaybetmiştir. Savaşı Finliler kaybetse de ülke Sovyet işgaline uğramamıştır. Sovyetler, kendisinden çok daha ufak olan Finlandiya’ya karşı kazanılan bu zor zafer nedeniyle Almanlar daha çok cesaretlenmişler.

Savaşı kaybeden Finliler, çok zayıf düşmüşler. Komşu Norveç, Almanlar tarafından işgal edilmiş ve Sovyet tehdidi hâlâ devam etmektedir. Bu nedenle Finliler, Almanlarla ittifak yapmak zorunda kalmışlar. Kısa süren barış döneminden sonra Finliler tekrardan kendilerini savaşın içinde bulmuşlar. “Devam Savaşı” denilen ve 1941-44 yılları arasında süren bu savaşta Almanlarla Finlilerin toplam zayiatı 275 bin, Sovyetlerin 835 bin kişi olmuş. Savaşı tekrardan Sovyetler kazanmış olsa da yine Fin topraklarının işgali engellenmiştir.

Almanlar, Finlandiya topraklarından çekilirken her yeri yakmaya başlamışlar. Bu nedenle II. Dünya Savaşı’nın son yıllarında Finlilerle Almanlar savaşa girmişler (Laponya Savaşı) ve Almanlar geri çekilmek zorunda kalmışlar.

II. Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra Sovyetler ile yapılan anlaşma gereğince Finliler topraklarının %12’sini kaybetmiştir. Günümüzde Karelia bölgesindeki yaşayan Finliler hâlâ Finlandiya’ya bağlanmak için emek harcasalar da bu emekler sonuç vermemektedir.

Finlandiya’nın Ruslara kaybettiği topraklar turuncu renkle işaretlenmiştir.

Finlandiya II.Dünya Savaşı’ndan sonra tarafsız bir politika izlemiştir. Sovyetlerle temkinli bir ilişki kurmuş ve Sovyetleri kızdırmamak için Batı’yla da çok sıkı ilişkiler kurmamıştır. Özellikle Soğuk Savaş döneminde bu durum çok daha belirgin olmuş. Dönemin devlet başkanı Urho Kekkonen sayesinde ülke bu tarafsızlık politikasında istikrarlı olmuş, böylece Finlandiya tekrardan toparlanacak vakti bulabilmiştir.

Yanındaki istikrarsız komşusu Sovyetler Birliği nedeniyle Finlandiya’da askerlik çoğu Batılı ülkenin aksine zorunludur ve günümüzde Sovyetlerin dağılmış olmasına rağmen bu uygulama devam etmektedir. 1995 yılında Avrupa Birliği’ne giren ülke, yine bu nedenle NATO üyeliğinden uzak durmuştur.

Diğer İskandinav ülkeleri gibi XX. yüzyılın başında fakir olan Finlandiya, dönem dönem kesintiye uğrasa da istikrarıyla, ülkesini seven vatandaşlarıyla ve politikacılarıyla kısa dönemde toparlanmış ve dünyanın refah seviyesi en yüksek, en güvenli, en yeşil ülkelerinden biri haline getirilmiştir. İskandinavların refah seviyesinin artışında akılcı ekonomik stratejiler de faydalı olmuştur. Bu stratejiler ile, üretimde millileşme, birbirine destek olma, dünya piyasalarının en yüksek kaliteli ürünlerini üretme hedeflenmiştir ve başarılı olunmuştur.

Beş İskandinav ülkesi: İsveç, Norveç, Finlandiya, Danimarka, İzlanda

Yazının devamı için buraya tıklayınız.

3558total visits,1visits today

Bir Cevap Yazın