Finlandiya Blog 17/33: Finli – Dürüstlük, Çalışma, Bireysellik İkilileri

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

Önceki yazımız için buraya tıklayınız.

Blog 17: Finli – Dürüstlük, Çalışma, Bireysellik İkilileri

Finli – Dürüstlük İkilisi

Finliler hayatımda gördüğümde en dürüst milletti. Dürüstlükleri birbirlerine güveni de beraberinde getirmiş. Örneğin, sadece basit bir telefon görüşmesiyle dairenizin elektrik aboneliğini başlatabilirsiniz. İleri yıllarda tahminimce aşırı göç nedeniyle göremeyeceğimiz bu uygulamayı şahsen yaşadım.

Finlandiya’ya ilk gittiğimde, ev sahibine kirasını nakit olarak hazırladım ve kendisine teslim etmek istediğimde tepkisine çok şaşırdım: “Elden para alamam, banka hesabıma yatırın, vergilendirilmesi gerekli”! Çünkü verginin kendisine geri döneceğini biliyordu, ülkeyi yönetenler tarafından cebe atılmıyordu ama aynı zamanda halk da dürüsttü. İki taraflı dürüstlük ile bu iş başarılabilirdi zaten. Günümüzdeki teknolojik imkânlar nedeniyle aslında bu dürüstlük pekiştirilebilir. Politikacılar dahil herkesin mal varlığı ve hesapları şeffaflaştırılabilir. Ayrıca devletin aldığı vergi ve karşılığında verilen hizmetlerin listesi dürüst bir şekilde yayınlanırsa halk da dürüstlüğe teşvik edilir. Buna rağmen dürüstlük yolundan sapan politikacılar ve vatandaşlar için çok ağır cezai yaptırımlar uygulanırsa halkın devlete olan güveni artar. Finlilerin ise bu tarz uygulamalara çok ihtiyacı yoktur çünkü dürüstlük ve açıklık herkesin kanına işlemiştir.

 

Size bu dürüstlüğü başka örneklerle de açıklayacağım:

Arkadaşım fakülteye gelirken yolda cüzdanını düşürmüş ve farkında değilmiş. İşine devam ederken bir telefon gelmiş: “Yolda cüzdanınızı gördüm ve aldım. Adım ve telefonum… Size getirmek istiyorum ancak şu an dışarıda önemli bir işim var, akşam üstü sizin bulunduğunuz yere getirsem sizin için sorun olur mu”! Arkadaşım neye şaşıracağını bilememiş, karşı tarafın dürüstlüğüne mi, hemen getiremeyeceği için özür dilemesine mi, ayağına getirecek olmasına mı. Gerçekten de dediği saatte arkadaşımın bulunduğu yere cüzdanı getirip aynen teslim etmiş ve üzerine hemen getiremediği için özür dilemiş!

Yine bir arkadaşım akşam bilardo salonuna gitmiş ve paltosunu girişteki askılığa asmış (Finlandiya’daki mekânların hepsinin girişinde bir askılık vardır ve herkes üst üste paltolarını bu askılığa asar). Paltosunu almak üzere geri döndüğünde palto orada değilmiş! Şaşırmış çünkü Finliler bu tarz hırsızlıkları yapacak bir halk değildir. Kendi kendine demiş “Kesin sarhoş biri yanlışlıkla aldı, biraz bekle geri döner”. Gerçekten de dediği gibi olmuş, ikinci gün bilardo salonuna telefon ettiğinde konuştuğu kadın “Biri sizin paltoyu yanlışlıkla sarhoş kafayla almış, hatasını fark edince bize geri getirdi. Gelip paltonuzu geri alabilirsiniz.”!

Havalimanlarında, iş yerlerinde, sokaklarda bozuk parayla ürün aldığınız makinalara aşinasınızdır. Çalıştığım laboratuvarda bu portatif büfelerden vardı ama tek farkı kartondan yapılmış olmasıydı 😊 Kutunun içinden istediğiniz ürünü alıp, üzerindeki ufak delikten ücretini atıyordunuz. Hırsızlığa aşırı derecede açık olan bu uygulama hiçbir istismara uğramadan devam ediyordu.

 

Finliler – Çalışma İkilisi

Finliler dürüstlüklerinin yanında çalışkandırlar. Ama çalışma süreleri uzun değildir. Bizim gibi günün on beş saati iş yerinde durmazlar. Açılış-kapanış saatleri nettir ve genelde sabah erken işe başlayıp yine erken saatlerde evlerine giderler. Ancak mesai saatleri içinde tam verimlilikle çalışırlar. Verimlilikleri yüksek olduğu için ömrünü iş yerinde geçiren bizlerle aslında aynı miktarda iş yaparlar.

Finliler öğle arası haricinde genelde sabah ve öğlen saatlerinde kahve molası da verirler. İş yerindekiler bir araya gelir, yarım saat boyunca kahveler yudumlanırken sohbet edilir, eğlenilir, sonra yine herkes işine döner.

Çalışanların büyük bir kısmı 07:00-15:00 arasında iş yerlerinde bulunur (Bu nedenle yolların en kalabalık olduğu saatler sabah altı civarındadır). Öğlen yemeği ve kahve molaları da mesai saatleri içinde sayılır. Ülkesindeki savaş nedeniyle Finlandiya’ya mülteci olarak gelip, sonradan Finlandiya vatandaşı olup çalışmakta olan bir arkadaşıma “Sabah işe çok erken başlamıyor musunuz” diye sorduğumda, “Başlarda sabah çok erken kalkmak zordu ama şimdi memnunum çünkü iş çıkışı arkadaşlarımla buluşuyorum, sinemaya gidiyorum, sosyalleşebilecek vakit bulabiliyorum. Bu nedenle çok mutluyum” demişti.

Finliler yaz olduğunda yavaş yavaş işten uzaklaşma moduna geçerler. Yıllık izinler kullanılırken mökki dedikleri yazlıklarına giderler ve yine birçok Finli yurtdışında tatilini yapar. İklim ve hava şartları nedeniyle Finlandiya’da on iki ay kesintisiz durmak zordur (Bkz. Finlandiya’da İklim ve Güneş), bu nedenle birçok Finli biraz ısınıp güneşlenmek için başka ülkelere gitmeyi tercih eder.

Göl kenarında tipik bir mökki. Mökki’ler genelde ahşaptan yapılır (Kaynak: sahinoja.blogspot.com.tr/).

 

Finlilerin elde ettikleri gelir, mökki almaya ve yurtdışında tatil yapmaya yeterlidir. Gelir uçurumu olmadığından nispeten daha az gelirlilerin mökki’leri kulübe şeklinde olur, daha yüksek gelirlilerin ise dubleks mökki’si olur. Ya da biri İspanya’da pansiyonda kalırken, diğeri beş yıldızlı otelde kalır. Ama herkes aynı tatil deneyimini yaşayacak parayı kazanır (Bkz. Gerçek Sosyal Demokrasi sistemi, Blog 8: Finlandiya’da Politika).

 

Finliler para harcamak konusunda Cuma-Cumartesi geceleri sarhoşluktan kontrolü öyle kaybederler ki (Bkz. Blog 16: Finli-Alkol İkisilisi), hafta içi alışverişlerini bir miktar kısmak zorunda kalırlar. Parasını dikkatli harcayan bu toplumda, dikkatli harcamanın altında yatan asıl sebep genelde budur.

Sekiz saatten daha uzun süre açık kalan yerlerde vardiya sistemi uygulanır ve vardiyası biten çalışan, saati geldiğinde patronla muhattap olmadan çeker gider. Bizde patronlar genelde iş yerlerine pek uğramazlar ve iş veren, iş yerine genelde son giren ve ilk çıkan olur. Finlandiya’da ise durum tam tersidir. İş yerine ilk gelen ve son çıkan patronlardır. “Madem işyeri senin, başında duracaksın” anlayışı hâkimdir.

Anlayacağınız Finliler yaşamak için çalışırlar, bizim gibi çalışmaz için yaşamazlar.

 

Finli – Bireysellik İkilisi

Finliler bencil değil ama “ben merkezci” bir hayat yaşarlar. “Lütfen” kelimesine bile duyulmayan ihtiyaç, bireysel özerkliğin aşırı derecede gelişmiş olmasından kaynaklanmaktadır (Bkz. Blog 15: Finli – Kibarlık, Sosyallik İkilileri)

Finliler kendi işini kendi görür ve kimseye muhtaç değildir. Bir Finli kadının elinde çekiçle duvara tırmandığını da görürsünüz, bir Finli erkeğin çamaşır astığını da görürsünüz. Herkes her işi yapabilecek kapasitededir. Kırsal yaşamı sevmeleri, eğitim sistemleri ve özerk ruhları nedeniyle her Finli neredeyse her açıdan tam donanımlıdır.

Diyelim bahçıvana ihtiyacınız var. Çağırdığınız bahçıvan evden çıktığı an mesaisini başlatır ve size gelene kadar harcadığı süre de size fiyat olarak işler. Evine döndüğü an mesaisi biter ve ödeyeceğiniz fiyata kullandığı benzin parasını da ekler. Bu nedenle çoğu kişi kendi işini kendi halleder ve herkes kendinden sorumludur. Hatta çok yaşlılar çimlerini biçmek için araba şeklinde çim biçme makinası alıp yine kendi kendilerine işlerini hallederler. Mesleğini icra edenler hep profesyonel kişilerdir ve haklarını da sonuna kadar alırlar ama karşılığında da düzgün bir hizmet verirler.

Finlandiya’da çok az mekânda garson bulunur ve çoğu yer self servis’tir. Bir ortamda garson varsa bilin ki hesabınız normalin iki katı gelecektir. Çünkü birinin keyfi için başkasını çalıştırmanın bedeli büyüktür. Aynı şey online yemek siparişlerinde de geçerlidir. Ufacık bir şey bile sipariş etseniz, siparişi getiren kişiye önemli bir bedel ödersiniz.

 

Finlandiya’da kimse kimseye dokunmaz, dokunamaz da. Her birey kendisi için yaşar ve kendinden sorumludur.

 

Çocuklar da özgür büyütülür ve çok küçük yaşlardan itibaren kendi işini görecek şekilde yetiştirilirler. Türk bir baba ile Finli bir annenin çocuklarının sünnetiyle ilgili tartıştığına şahit oldum, baba geleneksel nedenlerle sünnet konusunda sürekli ısrar ederken, annenin sözleri beni çok şaşırttı: “Senin çocuğun olabilir ama o çocuğa sahip değilsin. Kendi bedeni, kendi özgürlüğü. Mantıklı bir şekilde düşünme yaşı geldiğinde sünnet olup olmamayı kendi kendine karar vermeli. Sen bu kararı veremezsin.”

Biz çocuklarımız için “kendimizce” hep en iyisini düşünürüz ve yapmaya/yaptırmaya çalışırız. Finliler ise sadece yol gösterir ve çocuğun o yolu seçip seçmemesine kendisinin karar vermesini beklerler. Çocuk yanlış bir karar verse bile anne baba fazla müdahale etmez, bireysel deneyimin öğütten çok daha güçlü olduğunu düşünürler. Tek bir istisna var: Ne şartta olursa olsun başkasının özgürlük sınırlarına giremezsiniz.

Bu özgürlük sınırları eşcinsellik için de geçerlidir. Sokakta el ele tutuşan iki erkek/kadın gördüğünüzde, sırf tercihleri nedeniyle ve göz zevkinizi bozduğu için bu kişilere sataşamazsınız. Başkalarının inançları/düşünceleri/görüşleri/tercihleri nedeniyle başkasına zarar verecek şeyler yapmaya kalkarsanız, kendinizce çok haklı olsanız bile kendinizi hapiste bulursunuz (Sadece eşcinsellik için değil, her konu için geçerli. Eşcinsellik örneğini büyük bir tabu olması nedeniyle veriyorum. Yoksa başka bir dinden, politik görüşten, ırktan olmanız da bu dediklerimi değiştirmez.). Stockholm’de seksenli yaşlarında eşcinsel bir çiftin bir kafede oturduğuna şahit olmuştum. El ele tutuşan bu çiftin birbirlerine olan saygılı hareketleri, çok uzun yıllardır birlikte oldukları belli ediyordu ve daha önce böyle bir görüntü görmediğim için çok şaşırmıştım. Masumca oturan bu çiftin görüntüsü birçok Doğulu ülke için günah ya da çirkin kabul edilir ama İskandinavlar bu durum için size “Sizi ilgilendirmez. Kendi özel yaşamları.” diyeceklerdir. İsveç’te her konuda hoşgörüye dayanan kültür, Finlandiya’dan çok daha eskiye dayanmaktadır ama Finliler, İsveçlilerle arasındaki bu hoşgörü farkını süratle kapatmaktadırlar.

 

Birşeyin günah ya da çirkin olması size infaz yetkisini tanımaz çünkü günah olsa bile kendine günahtır, size değil. Doğulu ülkelerin çoğunda en büyük sorun şudur: Kişiler belli durumlarda karşı tarafa sataşma/saldırma hakkını kendilerinde görürler ve bunu da “Dine göre günah” bahanesi altında yaparlar. Din yönünden düşünüldüğünde bile bu hastalıklı “Kendine vazife olmayan durum”, o kişinin kendini Allah’a şirk koşmasından başka bir şey değildir. Sanırım bundan daha büyük bir günah da yoktur. Bu basit mantık bile “dinsiz” olan İskandinav hukukunun, din bazlı birçok hukuka göre daha dindar olduğunu gösterir.

Yazının devamı için buraya tıklayınız.

5159total visits,8visits today

Bir Cevap Yazın