Finlandiya Blog 27/33: Ikuinen Taistelu (Sonsuz Mücadele)

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

Önceki yazımız için buraya tıklayınız.

Finlandiya’da Eğitim ve Sağlık

Blog 27: Ikuinen Taistelu (Sonsuz Mücadele)

Ikuinen Taistelu (Sonsuz Mücadele), “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” kitabının en çarpıcı başlıklarından biri. “Sonsuz Mücadele” sözcüğü, kültürle insanın cahilliği arasında bulunan ve aralıksız devam eden savaşı tarif eder. Bu savaşta kültürün hep kazanabilmesi için, ülkedeki uygarlığı koruyan sert ve kararlı bir mücadele ruhunun olması gerektiğini belirtir. Bilgiyle beslenen emek ve teknoloji ise çok daha etkilidir.

Tarih, toplumların eğitilerek mutlu hayatlar yaşayan ve yaşatan sanatkarlara çevirmenin çarelerini, devletin ve kurumlarının nasıl kuvvetlendirileceğini, insanların nasıl eğitileceğini ve yetiştirileceğini gösteren bir bilimdir. Devlet düzeni belli bir idare yöntemine göre kurulmuş olabilir ve bu yöntem o dönem için yeterli olabilir. Ancak idare yöntemi yenilenen zaman koşullarına göre değiştirilmezse, eski idare usulleri artık zayıf ve yetersiz kalır. Zaman aşımına uğramış yönetim biçimleri ve yasalar, kendi hallerine bırakılan ve kalbiyle beyni işlenmeyen toplumlar istenmeyen huy ve davranışlar gösterir. Toplumu çürümekten düşünsel bir uyanışa çağırmak gerekir ve insanlar sürekli işler halde tutulmalıdır.

Doğa, Finlandiya’ya karşı cimri davranmıştır. İklimi serttir, havası sislidir, her yerde kayalıklar vardır, arazi uygun değildir, ziraat faaliyetleri yetersizdir. Bu olumsuzlukların yanında Finlilerin şehirleri ufaktır ve bağımsızlığını çok geç kazanmışlardır. Ama ülke refah ve esenlik içindedir. Finliler yüz yıllık bir emek ve azimli çalışma ile ülkelerini çok güzel ve yaşanabilir bir yere dönüştürdüler. Bataklıklar ve kayalıkları işleyerek uygar bir ülke kurdular. Bunu başarabilmek büyük özveriler ister. Finliler ülkelerinin eksiklerini çalışkanlıklarıyla telafi ederler ve ülkelerinin kalkınması için herkesin katkıda bulunmasını isterler. Bu nedenle okullarda gençlerini güçlü ve dayanıklı yetiştirirler.

Eğitim sadece okullarla sınırlı değildir. Her meslek dalının bu eğitimin içinde yer alması ve ülkenin temelini oluşturan mesleklerde millileştirme gerçekleşmesi gerekir. Ülke kendi memurunu, din adamını, öğretmenini, doktorunu, üst rütbe askerini yetiştirmelidir ve bu insanlar aynı zamanda halkın eğitiminden de sorumludur. “Beyaz Zambaklar Ülkesinde” kitabında birçok meslek dalına değinilmiş ve bu meslek sahiplerine önerilerde bulunulmuştur.

 

Din adamları

Din adamları gökten düşmemiştir, halkın içinden çıkarlar ve caminin/kilisenin memuru değillerdir. Doktorun hastasına teşhisi gibi gözlemde bulunulduğunda halk kaba, sert, açgözlü ve yalancı olabilir. İnsanların hiç kimseye ve hiçbir şeye saygısı kalmamış olabilir. Kimseye güvenmediğinden herşeye ve herkese kuşkuyla yaklaşıyor olabilir. Ahlaksızlık, egoizm, hırsızlık, maneviyat kaybı ve duygusal çöküntü halkın içinde kol gezebilir. Böyle bir ortamda hangi dinden bahsedebiliriz? Böyle bir ortamda din, zekâ-bilim-hayatın zevklerinden kopmuştur.

Din adamları klasik din öğretilerini bir kenara bırakmalıdır. İnsanlara iyilik yapmayı, ihtiraslarından kurtarmayı öğretmelidir. Halkı canlı ve istekli tutup eğitici vaazler vermelidir. Din adamları gelecek için çalıştığında insanlar manevi huzura kavuşur, katı kalpler yumuşar, gözler daha aydınlık, daha hoşgörülü ve daha adil bakmaya başlar.

 

Memurlar

Memurlar, kanunlara uymakla mükelleftir ve topluma kanunlara uymayı, saygılı ve adaletli olmayı öğretmelidirler. Memur güleryüzlü olmalıdır, halkı eğitmelidir. Halkın istediği şey gerçekleşmiyorsa, bunun memurdan dolayı değil, kanunlardan ve kurallardan olduğu bilinmelidir. Bu şekilde davranan memurlar bir-iki nesil sonra bilgili, zeki ve dürüst bir memur sınıfı oluştururlar.

 

Subaylar

Subaylar, eri eğitmek ve yetiştirmekle görevli öğretmenlerdir. Subaylar, sadece savaş değil, barış anında da ülkeye faydalı olabilecek bireyler yetiştirmelidir. Kışlalar “halk üniversitesi”dir. Hem kendi ülkesinin hem de farklı milletlerin tarihi, coğrafyası, şehirleri ve manzaraları gösterilmelidir. Kışlada namuslu, çevik, çalışkan ve nazik olmak öğretilmelidir. Yüzme, güreş, atlama gibi sporlar yaptırılmalıdır. Erler hem okutulmalı hem de oynayarak eğlendirilmelidir. Küfür ve laubalilik olmamalı, astlarla üstler arasında karşılıklı saygı duyma olmalıdır.

Kışlaların her yeri tertemiz olmalıdır. Tuvaletler, yatak odaları, yemekhaneler düzenli temizlenmeli ve havalanmalıdır. Erlerin düzenli duş alması sağlanmalı ve hijyen kuralları öğretilmelidir. Dış ortam ağaçlandırılmalı ve çiçeklendirilmelidir. Kışlada sadece dış temizlik değil, manevi temizliğe de önem verilmelidir.

Erler kışlarlardan ayrıldıklarında toprağı işlemeyi, hayvanlara ve ormanlara bakmayı, kadınlara davranmayı, çocuk yetiştirmeyi öğrenmiş olmalıdır (Yazarın burada köy enstitülerine benzer bir eğitim modeli önerdiğini görüyoruz). Erler bu şekilde ülkelerini daha çok sever ve bir tehlike anında ülkeleri için canlarını seve seve verirler.

 

Futbol ve Spor

Kitap, futbol konusuna da değinmiştir:

Futbol manevi bir hastalık gibi şehirlere, kasabalara, köylere girebilir ve kafaları boş, tembel ruhlu gençler kendilerini futbola verebilirler. Bu hastalık nedeniyle kültüre hizmet edecek insanlar kaybolurlar ve milletin zekâsı uyur. Cahillik, kabalık ve fakirliğin arttığı yerlerde futbolun fanatikçe takip edildiğini sıkça görürsünüz.

Elbette ki spor önemlidir. Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur. Aşırıya kaçmadan spor yapmak gençlerin gelişimine yardımcı olur. Aşırı spor ise zarar verir. Manda bacağı gibi sağlam bacaklarınız ama koyun beyni gibi zayıf beyinleriniz olur. Ülkenin ilerlemesi için kuvvetli kol ve bacaklarla çok ileri gidemezsiniz.

Kuvvetli bacaklarla övünülmemelidir. Bilim, güzel sanatlar, ticaret, sanayi, adalet, ülkenin kalkınması ile övünülmelidir. Her iş zamanında yapılmalıdır. Çalışma zamanında çalışılmalı, eğlence zamanında ise eğlenilmelidir. Amacınız topu daha uzağa ve yükseğe atmak değil, ülkenin gelişmesi ve halkın ilerlemesini sağlamaktır.

 

Cehalet

Cehalet, karanlık bir evin içinde dolaşmak gibidir. Odaların içinde çeşitli eşyalar vardır ama ışığın zerresi yoktur. Yönünüzü el yordamıyla bulmaya çalışırsınız ama hem başkalarının eşyalarına hem de kendine zarar verirsiniz.

Cahil kişiler talihsiz kişilerdir ve ışıktan yoksun kişilerdir. Bu nedenle cahil kişilere ışıkla yaklaşılmalıdır ve eğitilmelidirler. Suçlular da cehalet nedeniyle suç işlerler ve ışıkla yıkanan bu bireyler her türlü suçtan uzaklaşırlar.

İnsanlık, koca bir çocuk gibidir. Aralarındaki anlaşmazlıkları kavga ederek, savaşarak çözmeye çalışırlar. Dünyadaki pek çok toplum hâlâ vahşilikten kurtulamamıştır. Yalnız bu vahşilik şekil değiştirmiştir. Tarih kitaplarında yalnızca imparatorlardan, krallardan, bakanlardan, aristokratlardan, baronlardan, generallarden ve birbirleriyle olan savaşlarından en ince detayına kadar bahsedilir. Profesör ve eğitmenler de sadece bunlardan bahseder. Ancak köylü, işçi, esnaf, küçük burjuva gibi çok sayıda insan yüzyıllarca tarih bilimcileri tarafından yok sayılmıştır. Başka ülkelerin topraklarını istila eden komutanlardan niçin bu kadar büyük bir saygıyla bahsedildiğini anlam vermek zordur. Bu komutanlar yabancı toprakları yağmalamaktan başka ne yaptılar? Gerçi bu işgaller sonucunda büyük devletler kurulur ama milyonlar zorluk çeker, açlıktan ölür, cahil kalır. Her yerde ahlaksızlık, hırsızlık, sefalet, zevk ve eğlence düşkünlüğü, savaşlar, karşılıklı nefretler çoğalır ve insanlar kabalaşır. Böyle bir devlet bataklık zemin üzeirne yapılmış yüksek taş kulelerden farklı değildir.

Politikacılar hâlâ eski zorbalıklarına ve yağmacılıklarına devam etmektedir, ülkelerinin sınırlarını genişletmek için uğraşmaktadırlar. Fakat kendi sınırları içinde yaşayan insanların zekasını, bilgisini ve vicdanını geliştirmeyi hiç düşünmemektedirler. Halkın fikren ve manevi yönden geliştirilmesiyle ilgilenenlerin sayısı çok azdır. Teknoloji gelişmiştir fakat milyonlarca insanın kalbini, maneviyatını, sağlığını, beslenmesini ve yaşadıkları evlerini ıslah etmek kimsenin aklına bile gelmemektedir.

Devletler halkın sabır ve tahammülünü bir din mertebesine yükseltmiştir. Politikacılar ve aristokratlar kendileri için hürriyet, mutluluk ve refah isterler. Bu kişiler, halkın ise maddi ve manevi sefaletliklerine, adaletsizliğe katlanmasını isterler. Bu şartlara katlanan halk da kendilerine bu tavsiyelerde bulunanlar kadar suçludur.

Robinson Crusoe, ıssız bir adada ilkel bir yamyamı eğiterek kendine yoldaş yapmıştır. Sizlerse yaşadığınız büyük şehirlerde üniversitelerin, gazetelerin, tiyatro ve müzelerin duvarları içinde olduğunuz halde halkın büyük çoğunluğu cahildir, kabadır, sarhoştur diye şikayet etmekten başka birşey yapmıyorsunuz.

Kendinize örnek aldığınız kişilerin heykellerini dikmek yeterli değildir. O kişilerin canlı heykelleri olmalısınız. Sizler yeni bir toplumun ürünü olup, kendinizi de bu yeni hayatın üreticileri olarak görün. Halkın büyük bir kısmının ilkel, cahil ve eğitimsiz kalmasına seyirci olan eğitim görmüşlerin, aydınlanmışların ve devletlerin yaptığı cinayettir, suçtur. Bu, devletin kendini yıkması, intihar etmesi demektir.

 

Yetişkinler

Kabahat gençlerde değil, yetişkinlerdedir. Çocuğun ruhu ve zekası ihmal edilmemelidir. Yetişkinler; çocuklara, “Yalan söyleme, aldatma, günah” deyip sonra kendileri bunlara uymazlar. Çocuklar aldatıldıklarının çok çabuk farkında varırlar. Anne babanın söyledikleriyle yaptıkları farklı olursa çocukların yetişkinlere güveni kalmaz ve dediklerine kulak asmazlar.

Çocuklara nazik ve terbiyeli olun yoksa kaba ve nezaketsiz olurlar. Azarlamak, kızmak bağırmak ve ceza vermekle çocukların saygısını ve sevgisini kazanamazsınız. Çocukların önünde onların saygı duyacakları şekilde hareket edin ki onlar da sahip olduğunuz meziyetleri görerek sizi sevip saysınlar.

İstediğiniz kadar mükemmel kanunlar yapın, muhteşem siyasi ideolojilere sahip olun ama çocuklar iyi bir eğitim almazlarsa toplum hayatınız sönük ve sefil kalır. Bu gençlerin arasından çıkan memurlar işlerinde ihmalkarlık yapacak, kendi çıkarlarının peşinde koşacak, politikacılar siyasi cambazlar olacaktır. Okullar yeni neslin zekasını ve kalbini körelten yerlere dönüşecek, ülke basını sokaklarda bedenini para karşılığı satan fahişelere benzeyecektir.

Bu şartlarda yetişen gençler hayata birşey katmak istemezler. Bu çocuklar ileride kendini beğenmiş, sığ ve ruhsal olarak zayıf, egoist, ahlaksız ve şehvet düşkünü bireyler olarak toplum hayatına dahil olurlar.

 

Ebeveyn Dernekleri & Halk Üniversitesi

Finlandiya’da birçok ebeveyn derneği kurulmuştur. Ülke çapında eğitimliler, pedagoglar ve psikologlar sınıf ya da sosyo-ekonomik seviye gözetmeksizin ebeveynlerle iletişime geçmiş ve tecrübelerini bilimsel veriler ışığında birleştirerek çocukların milletine faydalı olacak insanlar olarak nasıl yetiştirilmesi gerektiğini anlatmışlardır. Bu çalışmalar sonrasında Fin aile yapısı, zeka ve manevi açıdan atağa geçmiştir.

Finlandiya’da gönüllüler tarafından organize edilen gezici kütüphaneler, en ücra köylere kadar gitmiştir. Belli periyotlarda ya da pazar günleri halkın anlayacağı şekilde edebiyat, sağlık, ekonomi ve ahlak üzerine toplantılar yapılmıştır. Bu toplantılarda branşlarında en başarılı kişiler ve eğitmenler seçilerek ülkenin dört bir yanına gönderilmişlerdir.

Halk üniversitelerine halkı ve işçileri aydınlatmak isteyen yüzlerce kişi gönüllü olmuştur. Birçok öğretmen, yargıç, avukat ve doktor tekrardan kitap okumaya başladılar çünkü halkın aydınlatmak için önce kendilerinin aydınlanması gerektiğini farketmişlerdir.

Her tarafta hatipler ve konuşmacılar ortaya çıkmıştır. Yardım paralarıyla halkı eğitip aydınlatacak kitaplar en ücra köylere kadar gönderilmiştir. Halk için neyin öncelikli olduğu belirlenerek bu önceliklere göre en kapsamlı kitap yazan yazarlar ödüllendirilerek teşvik edilmiştir. Yazarların eserlerinin basılmasına yardımcı olunarak yazdıkları eserler çok düşük fiyatlarla satışa çıkarılmıştır.

Zaman içerisinde zenginler kilise ve hayır kurumlarına bağış yerine; eğitim vakıflarına, kütüphanelere, konferans salonlarına ve kültür hizmetlerine bağış yapmaya başlamışlardır ya da Halk Üniversitesi’ne hizmet verecek yeni binaların inşa edilmesi için para vermişlerdir.

Mucizevi değişim tüm devlette, her şehirde, her kasabada en ücra ve unutulmuş köylerde yaşanmıştır. Bunun için yalnızca dinamik fikirleri olan, uyanık ve uygulamak için çalışmaktan bıkıp usanmayan insanlara ihtiyaç vardır.

Yaptığınız işin en iyisini yapın. İşiniz konusunda uzmanlaşın ve diğer insanların da eğitin. Örneğin tarım işi yapıyorsanız ürünü daha iyi ve verimli nasıl yetiştiriririm diye öğrenin ve sonra diğerlerine öğretin. Böylece devlete sadece hibe ile değil hareketlerinizle de katkıda bulunursunuz ve topluca gelişirsiniz.

Yöneticiler milletin aynasıdır. Millet de yöneticilerin aynasıdır. Her millet layık olduğu idareye ve devlet adamlarına sahip olur. Suomi büyük bir ailedir ve bütün ülke birbirine bu gözle bakar.

 

Finliler “Eğitim elimizden alındığı an mayasız hamur gibi çökeriz.” derler. Bir halk cahil, kaba, yoksulsa aydınların ayıbı ve kabahatidir. Okumuşlar, ulusal zekayı geliştirmek, ulusal vicdanı uyandırmak, ulusal iradeyi güçlendirmekle yükümlüdür. İnsanlar hayata olan borçlarını ödemeli, milletimizin geleceğinde nasıl bir rolümüz var diye kendi kendine sorgulamalıdır. Aydının görevi, toplumun zekasını, vicdanını, irade ve enerjisini uyandırmak ve harekete geçirmektir. Köylülere, işçilere ve toplumun alt tabakalarına nasıl daha iyi yaşayabileceklerini ve bunun için neler yapmaları gerektiğini öğretmektir. Ülkede kast sistemi olursa yukarıdan bakma ve yozlaşmaya neden olur, bu nedenle alt tabakayla üst tabaka birbirini kucaklamalı ve ülkenin refahı hep birlikte artmalıdır.

 

“Ruhen Tanrı’nın gerçek çocukları olsanız, hepiniz hayatın yaratıcısı olur ve yükselirdiniz. Şu an yaptığınız gibi yerlerde sürünmez, başınızı yere eğmezdiniz.”

 

Kaynak: Beyaz Zambaklar Ülkesinde, Grigory Petrov. Yakamoz Kitap.

 

Not: Yazar Grigory Petrov’a ulusal düşünür ve diplomat Johan Vilhelm Snellman, asker ve stratejik lider Mannerheim ve devlet adamı Urho Kekkonen’nin söylemlerini ve faaliyetlerini derlediği için insanlık adına teşekkür etmek istiyorum.

Yazının devamı için buraya tıklayınız.

 

19292total visits,9visits today

Bir Cevap Yazın