Finlandiya Blog 28/33: Finlandiya’da Okullar, Öğretmenler & Eğitim

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

 

Önceki yazımız için buraya tıklayınız.

Blog 28: Finlandiya’da Okullar, Öğretmenler & Eğitim

Finlandiya’da Okul Öncesi Eğitim

Finlandiya tam bir çocuk cennetidir. Ülkede geniş yeşil alanların ve parkların bulunması çocukların özgürce koşup eğlenmesine olanak tanır.

Finlandiya, çocuk cennetidir. Üstte, Turku’da bir parktan görüntü. Altta, Naantali’deki Moomin World (Kaynak: www.moominworld.fi).

 

Bebek doğduğu andan itibaren devlet, her türlü imkanını kullanarak çocuğu iyi bir vatandaş olarak büyütür. Öncelikle aileler devletten çocuk yardımı alırlar, annelik izinleri oldukça uzundur ve anne isterse bu doğum iznini uzatabilir. Sadece annelik izni değil, babalık izni de vardır ve babanın yeni doğum yapmış anneyle ilgilenmesi için devlet babalara da bu izni verir. Bu süre zarfında hem vergiden muaf olunur hem de ücretli izin kullandırtılır.

Finlandiya’da yaşayan yabancı kökenli bir arkadaşım bana “Ben sadece işimi yapıyorum. Çocuklarım bir şekilde büyüyor. Devlet zaten onlar için herşeyi düşünmüş.” demişti. Zaten kadınların eğitim ve kültür seviyesi çok yüksek olduğundan kimse çok sayıda çocuk yapmayı düşünmez. Çünkü Finliler nüfusun sayısından çok kalitesiyle ilgilenirler.

Çocuk biraz büyüyüp anne işe başlamak istediğinde çocuğunu ücretsiz kreşlere teslim eder ve iş dönüşü çocuğunu teslim alır. Çocuk okul öncesi eğitimini ilk olarak bu kreşlerde alır. Bu kreşlerde nasıl yapıyorlar bilmiyorum ama çocuklar nereli olursa olsun onları Fince’yi çok akıcı konuşur hale getirirler. Çinli bir anne-babanın Fince kursuna gittiğine şahit olmuştum ama kursa gitmelerindeki amaç çok farklıydı! Çocuklarını işe giderken kreşe verdikleri için çocuk Çince’den çok Fince konuşur hale gelmiş ve anne-baba durumla baş edemeyeceğini anlayınca çocuklarını anlamak için Fince kursuna gitmeye karar vermişlerdi!

Anlayacağınız Finlandiya’da eğitim sistemi daha en temelden çok sağlamdır ve eğitimin her aşaması ücretsizdir. Kreş – okul – üniversite hiç farketmez, eğitimin hiçbir aşamasında tek kuruş para vermenize gerek yoktur. Çocuk daha iyi bir eğitim alsın diye çocuklarınızı özel okullara yollamazsınız çünkü eğitim kalitesi ülkenin her yerinde aynı ve çok iyi durumda olduğu için buna gereksinim duymazsınız. Zaten ülkede özel okullar/üniversiteler de yoktur! Özel okullar olmadığı için okullar arası rekabet yoktur, dayanışma vardır. Zaten rekabet ve üstünlük Fin kültüründe değer verilen şeyler değildir… Eğer bir gün özel bir eğitim kurumu açılması girişimi yapılırsa eminim Finliler “Biz nerede hata yapıyoruz” diyerek eğitim sistemlerini tekrardan gözden geçirirler ve özel okulun açılmasına gerek kalmayacak şekilde eğitim sistemlerini baştan düzenlerler.

Finliler bu baştan düzenlemeyi de çok hızlı yapabilecek bir toplumdur. Getirilen yeni uygulama çoğunluğun faydası düşünülerek yapılır. Çünkü yöneticiler iyi niyetlidir, eğitimlidir ve mesleklerine hakimdir.

Son on yıldır görev yapan Fin Eğitim Bakanları. Yüzlerinin temizliğine bakın. Bu kişilerden kasıtlı olarak kötü kararlar çıkması mümkün değildir.

 

Not düşmeliyim. Türkiye’de bir çocuk gördüğünüzde gidip sevebilirsiniz ve anne-baba birşey demez. Finlandiya’da lütfen bunu yapmayın 😊 Finliler çok dokunmaktan hoşlanan bir millet değildir ve çocuklar da buna dahildir.

 

Finlandiya’da Okullar & Öğretmenlik

Finlandiya’daki eğitim sistemi hakkında çok sayıda yazıyla ya da haberle karşılaşmışsınızdır. Güney Kore, Singapur, Finlandiya gibi ülkeler dünyanın en iyi eğitim sisteminde sürekli yer değiştirirler ama Finlandiya’da doktora yapmakta olan Güney Koreli arkadaşımla bu konuyu konuştuğumda “Finlandiya bazen eğitim sisteminde dünya sıralamasında Güney Kore’nin altına düşse de asıl birincilik hep Finlilere aittir. Çünkü biz çok çalışarak birinci oluyoruz, Finliler ise hiç çalışmadan ikinci oluyorlar!”. Gerçekten de güzel bir tespittir. Çünkü Finli öğrenciler “çalışma” ortamına sokulmadan çalıştırılırlar.

 

Finlandiya’da dönemin eğitim bakanı, bir okul müdürü ve öğretmenlerle yaptıkları bir röportajda bütün eğitmenler ilginç şeyler söylemişlerdir:

  • Finlandiya’da çocuklara ev ödevi verilmez.
  • Çocuklar öğrenirken mutlu olmalıdırlar. Geleneksel eğitim sisteminde çocuk mutlu olamadığı için öğrenemez.
  • Sürekli öğretmeye çalışırsanız, bir süre sonra çocuk öğrenmekten vazgeçer.
  • Haftalık okul saati yirmi saat civarındadır.
  • Çocuklar oynamalıdır.
  • Çocuklar okulun bahçesinde ağaca tırmanmalıdır, toprağa dokunmalıdır. Böylece doğayla ve çevresiyle ilgili yeni şeyler keşfederler. Mesela değişik bir böcek görür ve onu bize göstererek ne olduğunu öğrenirler.
  • Okul haricinde kocaman bir dünya var. Çocukların dünyayı keşfetmeleri lazım.

 

Bu zihniyet nereden geliyor? Tabii ki ileri görüşlü politikacılardan ve eğitmenlerden. Finliler çocukların doğasını çok iyi gözlemlemişler ve eğitimi de çocuk doğasının üzerine kurmuşlar. Bizde ise oluşturulan yetişkin kalıplarına çocuklarımızın uymasını istiyoruz. Sorun da buradan geliyor.

Finliler, 1800’lerden itibaren eğitilmiş elit kesim ile eğitilmemiş düşük sınıf arasındaki sosyal eşitsizlikten kaçınmışlardır. Bu nedenle, başlarda eğitim sisteminin kalitesini arttırmak yerine eğitim eşitliğini tüm öğrencilere hakkaniyetle dağıtmayı hedef almışlardır. Hakkaniyetle dağıtımı yaptıktan sonra kaliteyi topyekûn yükseltmeye başlamışlardır. Ama Finliler nüfusun fazlalığı ile değil, kalitesiyle övünürler. Bu nedenle nüfuslarını arttırmak gibi bir dertleri hiç olmadı, olmayacaktır da… Çünkü iyi eğitilmiş ve donanımlı tek bir kişinin yapacağını, bazen bin kişinin yapamayacağını bilirler. Bu nedenle bir ülkenin gücünün, nüfusunun fazlalılığıyla ilgisi olmadığını düşünürler.

Finliler, ezberci eğitimle beyne boş yere isimlerin, ölçülerin, tarihlerin ve kuralların doldurulduğunun farkındadır. Bu nedenle Finli öğrenciler okula giderken aslında “okul”a gitmezler. Eğlenmeye giderler. Eğlenerek öğrenme, öğrencilerin yaratıcı düşünme becerilerini geliştirmede yardımcı olur ve öğrenciler arasındaki iletişimi-iş birliğini destekler. Ülkedeki eğitim sistemi her yerde aynı kalitede olduğundan öğrenciler, evlerine en yakın okula yürüyerek ya da bisikletle giderler. Okul uzaksa ve toplu taşımayla ulaşılamıyorsa, öğrencinin ulaşımını devlet finanse eder. Okul alanları sınırlandırılmaz, tellerle sarılmaz. Aynı durum üniversite binaları için de geçerlidir. Okul bahçelerinde ağaçlar, çiçekler ve oyun parkları bulunur. Bu oyun parklarında rastgele oyuncaklar bulundurulmaz, öğretici özelliği bulunan oyuncaklar seçilir. Çocuklar okula girerken eve giriyorlarmış gibi ayakkabılarını çıkartırlar ve içeride çorapla gezerler. İçerisi çocuğun rahat hareket edebileceği şekilde düzenlenir ve ferahtır. Ders aralarında sınıflar havalandırılır, çocuklar dışarı çıkartılır ve oynamaları istenir.

Finli öğrenciler ezberci okullara değil, eğlenerek öğrendikleri rahat bir ortama giderler (Kaynak: www.mikkonummelin.fi/wordpress/arkistoituja-sivuja/humisevia-hongikoita-ja-kultaisia-viljavainioita/ & metso.weebly.com/6c/yhteistyota-yliopisto-opiskelijoiden-kanssa).

 

Çocuklara geleneksel tarzda dersler anlatılmaz. Marangozhane, mutfak gibi yerler de bulunur ve hem kızlar hem de erkekler buralarda çalışır. Son yıllarda derse göre eğitim yerine, konu başlığına göre eğitim yöntemine geçilmeye başlanmıştır. Örneğin II. Dünya Savaşı konusu anlatılırken hem tarih, hem coğrafya hem de politika gibi dersler de öğretilir. Böylece öğrenciye tek bir konu anlatılırken birçok ders bir arada verilmiş olur ve uygulamalı olduğu için akılda kalıcılık artar.

XXI. yüzyıla girdiğimiz şu günlerde hâlâ ülkelerin okuma-yazma oranı gibi bir ayıptan bahsedilirken Finlandiya’da bu mevzu tamamen kapanmıştır ve elbette ki bu oran %100’dür. Kızların okumaması, eğitim görüp bir meslek sahibi olmaması gibi Orta Çağ’dan kalmış bir zihniyet söz konusu bile olamaz.

Finlandiya’da öğretmenlik en saygın mesleklerden biridir. Öğretmen adayları fakültelere kabul edilmeden önce birkaç elemeden geçerler. Bu elemeden geçerken, önceki başarılarından çok, öğretmen adayının karakteri, çocuklarla iletişimi, empati yeteneği gibi özelliklerine bakılır. Eleme sonrasında öğretmenlik bölümünü bitiren kişi, öğretmenlik lisansı almadan önce yüksek lisans yapmak zorundadır. Staj döneminden de geçen öğretmen adayları, deneyimli bir öğretmenin gözetiminde öğrencilere ders verirler. Böylece öğretmenler tam donanımlı olarak ve profesyonel bir şekilde mezun olurlar. Öğretmen maaşları ise yöneticilerin maaşlarına yakındır.

Öğretmenler özerktir. Başka bir deyişle, Eğitim Bakanlığı’nın ana hatlarıyla bir müfredatı olsa da öğretmenler bu dersleri nasıl işleyeceğini, hangi kitapların okutulacağını kendileri karar verirler. Devlet öğretmenlere güvendiği için okullara müfettiş göndermez ve sistem, eksikliklerini tamamlamak isteyen öğretmenlere imkan sağlar.

Çocukların okulda harcadığı süre haftalama ortalama yirmi saattir. Öğrenciler zeka ve becerilerine göre farklı sınıflara dağıtılmazlar. Öğretmenler, çocukları eğlendirerek, onları sıkmadan ders anlatmaya çalışırlar. Öğrenciye özgü esnek eğitim modeli kullanılır ve çocukların bağımsız yetişmeleri teşvik edilir. Motivasyon şekli cezayla değil teşvikle yapılır. Hiperaktif bir öğrenci sınıfta duramıyorsa onu azarlayıp sıraya oturtmak yerine, altına bir pilates topu koyarlar ve çocuğun top üzerinde sınıfın içinde gezmesine müsaade ederler. Ya da bir öğrenci, sınıf arkadaşlarına göre daha geriden geliyorsa, öğretmen okul saatleri dışında o öğrenciyle bireysel olarak ilgilenerek öğrenciyi sınıf arkadaşları ile aynı seviyeye çekmeye çalışır. Dolayısıyla öğretmen-öğrenci ilişkisinden çok, abla/abi-kardeş ilişkisinden bahsedebiliriz.

Finli öğrenciler, haftada ortalama yirmi saatlerini okulda geçirdiklerini söylemiştim. Bu rakam dünyadaki en düşük rakamlardan biridir ve bu öğrenciler, okula daha az giderek, daha çok başarılı olurlar.

Maalesef ülkemizde bu eğitim sisteminin uygulanması çok zordur çünkü Finlandiya’daki eğitim sistemi daha çok güvene dayalı bir sistemdir. Finlandiya’da çok gelişmiş bir güven kültürü vardır ve halkın eğitim seviyesi çok yüksektir. Türkiye’de ise bu güven kültürünü oluşturmak en azından şu an için imkansızdır ama sağlam bir alt yapının oluşmasıyla ve sabırla, bu kültür oluşturulabilir.

Üç yılda bir, ülkelerin eğitim seviyelerini ölçen dünyada en geçerli sınav olan PISA testleri sonuçlarında Türkiye 2016 yılında 72 ülke arasından 50. olmuştur. Türk Eğitim Bakanı da elde edilen bu kötü sonuçları kendi çapında değerlendirmiş ve eleştirilere karşı şu sözleri sarfetmiştir: “Biliyorsunuz bizde en çok Finlandiya örnek verilir. Ama Finlandiya eğitim sistemi de her girdiği uygulamada kendi puanını aşağıya düşürmüştür. Finlandiya’nın geçen  PISA’daki puanı kaçtı? 545. Şimdiki puanı kaç? 511. Kayıp ne kadar? 34. Bizim kaybımız 28.” Bu sözlere denilecek çok şey var… Hatayı kabul etmemek, utanmamak ve kötü eylemi daha kötü bir eylemle düzeltmeye çalışmak ülkemizde maalesef bir gelenek haline geldi…

Kaynak:

https://www.facebook.com/CollectiveEvolutionPage/videos/10154129436833908/

https://banuonuk.wordpress.com/2013/06/30/en-basarili-egitim-sistemi-neden-finlandiyada/

https://tr.sputniknews.com/turkiye/201612081026216390-milli-egitim-bakani-yilmaz-finlandiya-pisa/

 

Yazının devamı için buraya tıklayınız.

 

14798total visits,10visits today

Bir Cevap Yazın