Finlandiya Blog 8/33: Finlandiya’da Politika

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

Önceki yazımız için buraya tıklayınız.

Blog 8: Finlandiya’da Politika

İskandinavlar ulaşım ve ormancılığı çözmüşler ama bunu yaparken hayatlarına çok sağlam bir politik gelenek yerleştirmişler: Sosyal demokrasi. Nasıl ABD’de demokratlar da cumhuriyetçiler de kazansa aslında sağ görüşlü bir politika tarafından sistem oturmuştur ve bu çizgi izleniyorsa, İskandinavya’da da kim başa geçerse geçsin, oturmuş bir sosyal demokrasi geleneği üzerine bir şeyler yapar.

Ülkemizde sosyal demokrasi denilince birçok kişi burun kıvırır ama aslında sosyal demokrasi hakkında çok az şey bilinir. Ben politik kavramları pek bilmem, ilgilenmem ama Finlandiya’da yaşadığım süre zarfında sosyal demokraside yaşamanın pratikte şöyle bir şey olduğunu gördüm:

Öncelikle sistem, kişilerin çok fakirleşmesine müsaade etmez ama zenginlerin de çok zenginleşmesine müsaade etmez. Meslek ve gelir arasında çok ciddi gelir uçurumları yoktur. Ortalama bir meslek ayda 2500-3000 Euro kazandırırken, doktorluk gibi saygınlığı daha yüksek meslekler 5000-6000 Euro kazandırır (Kesin rakamlar değil, örnek vermek için kullanıyorum).

Ben, Finlandiya devletinin bana verdiği araştırmacı bursuyla ayda 1200 Euro aldım, ki bu rakam o yıllarda oradaki asgari ücretle aynıydı. Ben bu parayla kiramı ve faturalarımı ödeyebildim (Tabii ki de müstakil bir evde kalamıyorsunuz, anca ufak bir apartman dairesine paranız yetiyor), temel ihtiyaçlarımı karşıladım ve çok abartmadan sağa sola gidip eğlenebildim.

Her yılbaşında ülke genelinde enflasyon oranında bütün fiyatlara %1-2 zam gelir ama maaşlar da bu oranda artar, yani alım gücünde bir düşüş olmaz. Birileri eski fiyattan çalışıp haksız rekabete girmeye ve aynı sektördeki işgücünü kırmaya çalışmaz. Herkes hak ettiğini alır ama karşı tarafa da hak ettiğini verir.

CIA FactBook’un ülke raporlarına baktığınızda, Finlandiya’da yoksulluk sınırının altında yaşayanların oranının karşısında NA yazar (Türkiye’de bu oran %20’lerde). NA, not available demek yani “mevcut değil”. Çünkü gerçekten de yok! Finlandiya’da yoksul kimse yok, inanılmaz bir şey değil mi?

Devletin gözünde birey kim olursa olsun, insandır ve temel ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Bu nedenle kimsenin aciz durumda bırakılmamasına özen gösterilir.

İskandinavlar, dünyadaki egemen sistem olan kapitalizmde paranın parayı çektiğinin çok iyi farkındadır. Müdahale etmezse zenginin daha çok zenginleşeceğinin, fakirin zamanla daha çok fakirleşeceğinin de farkındadır. Bu nedenle fakirlik gibi zenginliğe de bir limit getirmişlerdir. Bu nasıl oluyor?

Siz asgari ücretli de olsanız, zengin de olsanız mutlaka devlete vergi verirsiniz. Mesela ben oradayken 1200 Euro olan asgari ücret, aslında brüt 1600-1700 Euro civarındaydı. Ama asgari ücretliden %25-30 civarında bir kesinti yapılırken, geliriniz arttığında bu kesinti dilimi artar. Bu vergi kesintisi, belli bir gelirden sonra %60’lara yaklaşır! Çok acımasız duyuluyor değil mi? Hiç de değil aslında.

Devlet, Robin Hood misali, bu parayı halkına hizmet için kullanır ve daha fakir olan kesimin daha da fakirleşmesini engeller. Böylece iki taraflı bir terazide bir tarafın zamanla daha ağırlaşmasının önüne geçer.

Zengin daha fazla zenginleşemediği için, bir noktadan sonra hırs ortadan kalkar ve kendisini belli bir çizgide tutmaya devam eder. Zaten belli bir süre çalışmış bütün Finlilerin bir evi, bir arabası ve bir de şehir dışında yazlığı olur (Yazlığa özel ada ya da göl olması çok karşılaşılan ve lüks olmayan bir şeydir).  Bir insan daha ne ister ki?

Finlandiya’da evinize özel ada ya da göl olması lüks değildir.

Şimdi asıl acımasız olan sistemi söyleyeyim, çünkü eminim %60 vergi oranına kafayı taktınız: Bir birey yüz tane ev sahibi olduğunda, onları kiralayıp gelirleriyle krallar gibi yaşayabilir ama gerçekte bu kişinin ülkesine ve işgücüne hiçbir katkısı olmaz. Bu yüz ev sahibinin kiracıları, kiralarını ödeyebilmek için var gücüyle çalışacaklar ve zengini daha çok zengin edeceklerdir. Emek vermeden sürekli parası artan kişi de zamanla yeni evler alacaktır ve gelir grupları arasındaki fark açıldıkça açılacaktır. Netice şu olacaktır: Emek vermeden müthiş zenginleşen tek bir kişi; sürekli yerinde sayan veya ekonomik olarak gerileyen yüzlerce aile.

Bu nedenle İskandinavya, kapitalizmin getirdiği bu adaletsizliği ve gelir dengesizliğini ortadan kaldırmak için çok akıllıca yöntemler geliştirmiştir. İnsanoğlunun doğası dünyanın her yerinde bozuktur ama İskandinavlar kurdukları düzenle bu bozuk insanoğlu doğasını törpülemiştir.

İskandinavya’da kurulan sosyal demokrat gelenekte zengin de devlete katkıda bulunmak zorundadır ve daha çok zenginleşmek için ciddi bedeller ödemek zorundadır. Bu bedeller bir insanın kolaylıkla kaldırabileceği yükler olmadığından, belli bir gelir seviyesinde çalışıp pozisyonlarını korurlar ama sürekli ve sürekli çalışmak zorunda kalırlar.

Diyelim canınız çalışmak istemiyor, devlet size yine bir miktar para verir. Sistemdeki en büyük eleştiri konusu da bu zaten. “Ben deli gibi çalışıyorum ama vergilerim çalışmak istemeyenlere gidiyor” diye söylenen çok kişi görürsünüz. Bir açıdan haklı olsalar da devlet şunu der: “Evet, ama o da bir insan ve ben onun ihtiyaçlarını asgari şartlarda karşılamalıyım”. Bu asgari şartlar sadece kirayı, faturayı, temel gıda ihtiyaçlarını karşılamak anlamına gelmez. Asgari şartlar altında bile bir birey dışarı çıkabilmeli, sinemaya/tiyatroya/konsere gidebilmeli, çok abartmadan gezebilmelidir. Çünkü bir bireyin mutlu olması için sadece fiziksel ihtiyaçlarının karşılanması yeterli değildir, aynı zamanda ruhsal ve sosyal ihtiyaçları da karşılanmalıdır.

İşsizlik maaşı alanlara eleştiride bulunanların atladığı bazı şeyler var:

Şimdi düşünün. Temel ihtiyaçlarını karşılayabilen biri neden hırsızlık yapsın? Siz herhangi bir bireyi aciz duruma düşürürseniz veya yoksunluğu deneyimlettirirseniz, o ülkede asayiş sorunları baş göstermeye başlar. Ama bütün bireylere eşit fırsat sunarsanız, o zaman hak ve adaletten bahsedebiliriz.

Bu nedenle Finlandiya’da hırsızlık nerdeyse hiç yok. İnsanlar arabalarının veya evlerinin kapılarını kilitlemeden dışarı çıkabilirler. Diyelim yere eldiveninizi düşürdünüz, kimse gelip almaz! Sokaklar kayıp eşya bürosu gibidir, kimse kimsenin malına dokunmaz, hatta daha ötesini yaparlar:

Bir gün yolda yürürken yere düşmüş bir atkı gördüm ve ıslanıp kirlenmesin diye onu yakındaki bir duvarın üstüne koydum. Bir sonraki gün aynı yolda yürürken ki bu yol tenha bir yer değildi, bir de ne göreyim! Birisi atkıyı alıp benim yukarı kaldırdığım yerden almış ve yanı başındaki ağaca sahibi daha iyi görsün diye bağlamış! Atkı bayrak gibi dalgalanıyordu ve daha da dikkat çekiyordu artık. Neye şaşıracağımı bilemedim. O sokaktan bir gün boyunca geçmiş binlerce insanın o atkıyı çalmamasına mı şaşıracaktım, yoksa Finlinin o atkıyı sahibine buldurmak için uyguladığı yönteme mi şaşıracaktım. Ben kendimi ince fikirli zannederken, aslında o kadar da ince fikirli olmadığım yüzüme çarpılmıştı😊

Kış boyunca bu tarz manzaralarla çok karşılaşırsınız hatta sosyal medyada şöyle bir şey paylaşmıştım: “Yüz metrede bir atkı, bere, eldiven… Bunun iki anlamı var: Ya hırsızlık korkusunun olmaması beraberinde sorumsuzluk getiriyor ya da bir manyak bu soğukta striptiz yaparak yürüyor”.

Bir sabah otobüs terminalinde akşamdan sızmış bir Finli genç zeminde dümdüz uzanmış, cüzdanı ve cep telefonu yanında duruyordu. Yanından belki yüzlerce kişi geçmişti ve kimse ne cüzdanına ne de cep telefonuna dokunmamıştı. Sonunda görevli gelip genci uyandırdı ve hiçbir şeyi çalınmayan genç, ne kadar şanslı olduğunun farkında bile olmadan evine gitti.

Yoksunluk ve yoksulluk Finlandiya’da var olmadığı için kimse dilencilik yapmaz. Eğer bir gün kazara bir dilenci görürseniz bilin ki o kişi ülkede kaçak duruyordur çünkü bir Finlinin dilenmesi mümkün değildir. Zenginle fakir arasındaki fark çok az olduğu için ve herkes yeterince çalıştıktan sonra her şeye sahip olabildiği için şatafat ve lüks diye bir kavram yoktur. Mesela komşunuza hava atmak için Porsche alırsanız, mahallenin dalga konusu olursunuz! Çünkü o adam Porsche alabiliyorsa, herkes alabilir ama o adam Porsche’u almak için hayatındaki bazı şeyleri kısmak zorunda kalmıştır. Bu nedenle Finlandiya’nın güzelliği sadeliğinden gelir.

Mesela ABD’de birine diş hekimiyim dediğinizde karşınızdakinin gözleri açılır ve “vaaaav!” der. Finlilerin ise umurunda bile olmaz, çünkü sizin paketinize değil, size bakarlar.

Yıllardır politikacılar bize milli gelirimiz şöyle yükseldi, böyle yükseldi diye hava atarlar. Misal, Asya’nın minik ülkesi Brunei, kişi başı 80.000 Dolar milli gelirle dünyanın en zengin ülkelerinden biriymiş gibi görünür ama Brunei sultanı dünyanın en zengin kişilerinden biridir ve tek başına bütün ülkenin milli gelirinin yarısından fazlasına sahiptir! Brunei halkının da çok büyük bir kısmı sefalet içinde yaşar ama kitap bilgisi olarak Brunei zengin bir ülkedir 😊

Gerçek zenginlik ise milli gelirin ne kadar eşit dağıtıldığıyla ilgilidir. ABD, Finlandiya’dan daha zenginmiş gibi görünür ama ABD’de milyonlarca insan sefalet içinde yaşarken Finlandiya’da sefalet yoktur. ABD, Finlandiya’nın milli gelirine on kat fark atsın, gerçekte Finliler Amerikalılardan daha zengindir.

Bir yandan Finlandiya’da enteresan bir uygulama vardır: Diyelim ki eviniz ve arabanız var ancak bir şekilde işsiz kaldınız ya da canınız çalışmak istemiyor. Devlet size şunu der: “Önce evini ve arabanı sat. Onun parasını bitir, sonra gel bana yardım iste”!!! Bu uygulama da başta acımasız gibi görünse de aslında yine değildir çünkü halkı hep tetikte tutar ve çalışmaya iter. Ama devlet hiçbir zaman vatandaşını da aciz durumda bırakmaz.

2016 yılında  Suriyeli mülteciler Danimarka’ya sığınmak istediğinde, Danimarka hükümeti mültecilerin elindeki paralara ve değerli eşyalara el koymuşlardı. Bu da dünyadan büyük tepkilere neden olmuştu. Peki kendi vatandaşına bile malvarlığını sattıran bir devlet mekanizması neden dışarıdan gelen bir mülteciye ayrıcalıklı davransın ki? Tepkiler saçmasapan ve gerçekten uzaktı. Çünkü gerçekte Danimarka hükümeti, o değerli eşyalara ve paralara el koyarken bir yandan mültecileri maaşa bağlamışlardı. Kapitalizm medyası herşeyi işine geldiği gibi yayınlamıştı o dönem…

 

Ancak İskandinavları şu açıdan eleştirebilirim: Kendileri çok iyi niyetle çok fazla sayıda mülteci kabul ediyorlar (Sadece Suriye olarak düşünmeyin, dünyanın her yerinden mülteci alıyorlar), ancak eski mültecileri daha tam olarak kendi kültürlerine adapte etmeden daha fazlasını almaya devam ediyorlar. Bir yandan da kalifiye eleman olarak göçmenlik başvurusunda bulunduğunuzda bir sürü engelle karşılaşıyorsunuz ve neticede red cevabı alıyorsunuz. Bu politika, önümüzdeki zamanlarda bazı toplumsal ve kültürel sorunlara neden olacaktır diye tahmin ediyorum.

Ama size şunu çok net söyleyebilirim: İskandinavya, ülkesini gerçekten ama gerçekten çok seven insanlar tarafından yönetilir. Herşey karşılıklı bu ülkelerde. Devlet halkı, dolayısıyla halk da ülkesini sever. Devlet, vatandaşlarını sınıflara ayırıp kimi kesmi kayırıp diğer kesmi dışlamaz.

 

Günümüzde Türkiye’deki en büyük sorun bu ve bana göre, siyasi partilerin arasında hiçbir fark yok. Bugun muhalefet olan kişiler, ola ki bir gün iktidar olursa, onlar da kendinden olanları kayırıp, eski iktidardakileri dışlayacaklardır. Bize, bütün halkı kim olduğuna bakmadan kucaklayan yönetimler lazım. Halkını sınıflandıran devlet yönetimleri, ülkelerini hiçbir zaman ileriye götüremez ve insanlık tarihinde bu dediğimin aksini  gösteren bir örnek yoktur.

İskandinavya’da devlet, halkına hizmet etmek zorundadır ve devlet bunun farkındadır. Bir gün televizyon izlerken gördüğüm görüntü beni çok şaşırttı: Halktan yaşlı bir teyze, Finlandiya başbakanını azarlıyordu. Başbakan ne yapıyordu dersiniz? El pençe divan karşısında durmuş, başını öne eğmiş onu dinliyordu! Bizde olsa o teyze kesin ömür boyu hapse mahkum edilmişti. Ama aradaki fark şu: Halk, devlete hizmet etmez; devlet, halka hizmet eder.

 

Finlandiya’da yaşarken seçim dönemine denk geldim. Hiçbir yerde parti bayrağı veya seçim arabası görmedim. Gerek de yok zaten. Çöpe gidecek ve kimsenin fikrini değiştirmeyecek saçma bir uygulama için neden para savurasın ki? Medyada partiler politikalarını açıklıyorlardı ve yerleşimlerin bazı kilit yerlerine ahşaptan billboard’lar yerleştirilmişti. Bu billboard’ların üzerinde bütün parti adaylarının fotoğrafları vardı. Bu adayların fotoğrafları hiçbir elektrik direğine veya apartman duvarına yapıştırılmadı, hiçbir yer spreyle boyanıp parti reklamı yapılmadı. Tek yapılan bu billboard’lar ve şehir merkezindeki parti kulübeleriydi. Kulübelerde parti üyeleri broşür dağıtıp insanlara kendi partilerinin politikalarını anlatıyorlardı ve dinleyenlere sadece kahve ikram ediyorlardı! Makarna dağıtan, kömür dağıtan kimse görmedim… Dağıtmaya kalksalar devlet hazinesi kötü niyetli kullanılıyor diye zaten partiye ciddi cezalar gelir ve halk da bilinçli olduğu için bu basit numaraları yemez, hatta aksine oy oranı daha da düşer.

Finlandiya’da seçimlerde kurulan ahşap billboard’lar (Kaynak: fi.wikipedia.org/wiki/Eduskuntavaalit_2015)

Finlilerin aralarındaki konuşmalarında partilerin arasında çok da ciddi farklılıkların olmadığını farkettim. Duyduğum en büyük fark, “X partisi nükleer santral taraftarıymış, Y partisi nükleer karşıtıymış.“ oldu. Bizim gözümüzden bakınca ülke düzeni öylesine oturmuş ve öylesine mükemmel bir hâl kazandırılmış ki değiştirecek pek birşey kalmamış 😊 Seçimler bittiğinin ertesi günü bütün kulübeler ve billboard’lar kaldırıldı ve ortalık sanki hiç seçim olmamış gibiydi. Bizde olsa o gereksiz parti bayrakları ve afişleri şehri çirkinleştirme devam eder ve zamanla dökülüp aylarca yerlerde sürünür. Topyekün zihniyetimizi değiştirmemiz lazım. Hangi partiden olduğunuzun hiçbir önemi yok ben bunu derken.

 

Ayrıca Finlilerden o andaki hükümeti eleştiren bazı cümleler duydum. Muhalefet partilerini destekliyorlardı ve “Elimizdeki söz hakkı yeterli değil, biz daha fazla söz hakkına sahip olmalıyız” diyorlardı. Hatta üç dönemdir üst üste kazanan iktidar partisine çok yakın oy oranlarına sahip olan muhalefet partisinin de belli bir dönem ülkeyi yönetmesi gerektiğini düşünüyorlardı 😊 Bizde ikinci partinin bile neredeyse sıfıra yakın bir gücü olduğunu söylemedim tabii, kötüden örnek olmaz çünkü.

 

Finliler ülkelerini çok sevseler de her yere bayrak asmayı sevmezler. Aşırı ve gereksiz olduğunu düşünürler, ancak bazı özel günler herkes bayraklarını asar. Hangi politikacıyla veya hangi resmi tatille ilgisi olduğunu sorduğumda hep “X sanatçısının ölüm yıldönümü” cevabıyla karşılaştım! Politikacılar için bayrak asmıyorlarmış! Şok geçirdiğim başka bir konu daha olmuş oldu. Sonra kendi kendime yorumladığımda mantıklı geldi, çünkü hangi politikacı olursa olsun, bir ideolojiye daha yakın olur diye bu uygulamaya uzak duruyorlar bence. Çünkü o politikacı – ülke bayrağı yanyana koymak belli bir ideolojiyi o ülkeye dayatma anlayışına sebep olabilir ve bundan uzak duruyorlar. Ama sanatçılar, ülkenin ebedi değerleridir ve dünyaca bilinen o sanatçıya sahip olmak Finliler için gurur kaynağıdır.

Binaların üzerindeki bayrak direkleri genelde boş durur ve sanatçılarla ilgili anma günlerinde bayrak çekilir.

Aynı şekilde üniversite, cadde, sokak adlarında Finlilerin Atatürk’ü olan Mannerheim hariç politikacı ismi pek kullanılmaz…

Yazının devamı için buraya tıklayınız.

1798total visits,4visits today

Bir Cevap Yazın