Finlandiya Blog 9/33: Finlandiya’da Politika & Finlandiya’da Kurallar

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

Önceki yazımız için buraya tıklayınız.

Blog 9: Finlandiya’da Politika & Finlandiya’da Kurallar

Finli politikacıların halkın belli bir kesimiyle derdi olmadığı için, Finlandiya’da hiçbir politikacının fazla güvenlik koruması yoktur. Mesela Helsinki’deki Başkanlık Sarayı’nın önünde iki tane polis bekliyordu! Korkusu olan ve belli bir kesmi kızdıran lider, yanında yüzlerce-binlerce korumayla gezer. Ayrıca Finlandiya’da herhangi bir milletvekili, bakan ya da başbakan, geçeceği yolu trafiğe kapatıp yaygara yapamaz. Yaparsa da sadece bir kere yapabilir zaten 😊 Avrupa’nın birçok ülkesinde olduğu gibi Finlandiya’da da politikacıların meclise bisikletle gelip gitmesi normal karşılanan bir durumdur. Bu mütevazılık aslında kendine özgüvenin getirdiği bir sonuçtur…

 

Finlandiya Başbakanlık Binası (Helsinki)

Finlandiya’da haberleri takip etmek dünyanın en sıkıcı aktivitelerinden biridir. Bir Türk için Finlandiya’da haber konusu olabilecek neredeyse hiçbir şey olmaz. Çünkü Finlilerin hiçbir halkla sorunu bulunmaz, kendi ülkelerinin hiçbir ülkeyle anlaşmazlığı yoktur, kimse de Finlandiya’dan nefret etmez. Bu nedenle ülkede terör eylemi gibi olayların görülme olasılığı sıfıra yakındır.

Bir gün Helsinki’de vakit geçirirken eşimle şehir merkezinde kanalizasyonun patladığına şahit olduk. Ortalığa berbat bir koku saçıldı ve dışarıya taşan lağım, çevredeki kaldırımları kayganlaştırdı. Birkaç dakika içinde müdahale yapıldı ama müdahale olana kadar geçen sürede böyle bir şeye alışık olmayan Fin halkı, kayganlaşan kaldırımlarımlara düşerek lağıma bulandı. Yaşanan bu olay günlerce ülkenin manşetine yerleşti. Mükemmelliği ve sorunsuzluğu alışkanlık edinmiş Fin halkı için bu kaza büyük bir olaydı. Keşke bizim de en büyük sorunlarımız böyle olsa…

İlginç bir deneyimim daha oldu: Kişi başı kahve tüketiminde Finliler dünyada birinci, İsveçliler ise ikincidir. Granül kahveden (Nescafe gibi) nefret ederler ve hep filtre kahve tüketirler (Bakınız Fin-Alkol İkilisi). Ben de kahve tiryakisiyim ama Finlilerin filtre kahvesi benim pek damak tadıma uymuyordu. Bu nedenle damak tadıma biraz daha yakın diye sürekli Starbucks aradım ama ne yaşadığım Turku kentinde ne de Helsinki’de bulamadım. Sonra ilk Stockholm seyahatimde “Kesin burada Starbucks vardır” diyerek heyecan yaptım ve Stockholm’e varır varmaz merkez turizm enformasyon ofisine uğrayıp en yakın Starbucks nerde diye sordum. Turizm enformasyonda çalışan kişiden aldığım cevap ise beni şok etti: “Gururla söyleyebilirim ki ülkemize bir Amerikan markası olan Starbucks’ı sokmuyoruz ve sokmayacağız da”!!!

Finliler, kişi başı kahve tüketiminde dünya birincisidir.

Bu şokun üzerine daha dikkatli incelediğimde Finlandiya’da Burger King, Gloria Jeans gibi Amerikan markaları da yoktu. Daha doğrusu dünyada zincirleşmiş firmalar Finlandiya’da da İsveç’te de çok yaygın bulunmuyorlardı. ABD, kapitalist sistemin lider ülkesi olduğu için, ABD başta olmak üzere kapitalist firmalara karşı İskandinavlar tarafından gizli bir ambargo uygulanıyordu! Böylece kendi yerel firmalarını teşvik edebiliyorlardı ve paranın yurtdışına kaçmasını engelliyorlardı.

Nokia’nın dünya cep telefonu piyasasında gücünü kaybetmesinden sonra Finlilerin çoğunun hâlâ ısrarla Nokia telefon satın almaları da bunun göstergesiydi.

Finlandiya’da Burger King yerine tamamen Finli bir marka olan Hesburger vardı. İstisna olarak Finlandiya’da McDonald’s bulunuyordu. Ülkemizde Burger King-Mc Donald’s rekabeti vardır (Dikkatinizi çekerim, iki firmada da ABD’den), Finlandiya’da ise Hesburger-McDonald’s rekabeti vardı. Finliler asla halkına kötü bir ürün yedirmezler, bu nedenle Hesburger’in kalitesi Burger King’ten de McDonald’s’tan da çok daha iyiydi. Bu nedenle Finlilerin çoğu McDonald’s’tan daha pahalı olduğu halde Hesburger’i tercih ediyordu. Yaşadığım Turku şehrinde kaldığım süre zarfında iki tane McDonald’s şubesi, Hesburger ile rekabeti kaybettiği için kapatıldı ve yerlerini Hesburger’in yeni şubelerine bıraktı! Gerçek milliyetçilik ise böyle olur… Ne devlet ne de halk tek başına bu durumla mücadele edemezdi, devletle halk yanyana gelirse gerçek anlamda güçlü bir ülkeden bahsedebiliriz…

Çeşitli ülkelere yayılan Fin firması Hesburger’in bir şubesi.

 

İskandinav ülkeleri geçtiğimiz yıllarda önemli bir konuda birlikte hareket etmemişler: Avrupa Birliği konusu. İsveç-Danimarka-Finlandiya, AB’ye katılırken; Norveç-İzlanda AB dışında kalmış. Ama hepsi de Schengen (Avrupa içi serbest dolaşım hakkı)’e dahil olmuşlar. 2008 yılında İzlanda ekonomisinin iflasında İzlanda’nın da AB’ye dahil olması tartışılmış ama hâlâ AB dışındalar (Bu iflasın altından Exxon firması çıkıyor ama o ayrı bir konu). Norveç ise tamamen kendi isteğiyle ve arzusuyla AB dışında kalmış.

AB dönemi öncesinde bütün İskandinav ülkelerinin ulusal gelirleri aşağı yukarı aynıyken, AB sonrası dönemde Norveç ile diğer İskandinav ülkeleri arasındaki gelir farkı açılmaya başlamış. Çünkü AB kuralları gereği, daha zengin olan ülkeler, daha fakir olan ülkelerin kalkınmasına yardımcı olmalıdır ve bu uygulamadan dolayı, İskandinavya’dan bir sürü para Kuzey ve Batı Avrupa’dan, Güney ve Doğu Avrupa’ya akmaktadır. Ara ara medyada duyarsınız “İspanya battı, İtalya çıktı, Yunanistan gömüldü…vb” tarzı haberleri. İskandinavlar dahil Kuzey Avrupalılar paraları bu ülkelere gönderiyorlar ama para alan ülkeler parayı kullanmayı bilemediği için sürekli krize giriyorlar. Olan para gönderenlere oluyor ve ekonomik gelişimleri yavaşlıyor. Norveç ise bu olaydan uzak duruyor. Çünkü Norveç’in elinde dev petrol ve doğalgaz yatakları var ve bu kozu sadece kendisine kullanmak istiyor.

AB, Norveç’e üyelik teklif etmiş (Atatürk de bu tarz birliklere dahil olmak için teklif edilmesini beklermiş, Türkiye gibi AB kapılarında sürünüp alınmayan başka bir ülke yok) ancak Norveç, “AB standartlarının düşük olmasından dolayı” bu teklifi reddetmiş 😊 Bu nedenle Norveç ile diğer İskandinav ülkeleri arasında zaman içinde iki kat gelir farkı oluşmuş. İsveç ve Danimarka, Euro’yu para birimi olarak reddetmişler ama Finlandiya Euro’yu kabul etmiş ve bu da Finlilere, bütün Euro’ya geçen ülkelerde olduğu gibi özellikle başlarda fena patlamış.

Finlilerin bir kısmı bütün bu nedenlerden ve daha fazlasından dolayı AB’den çıkmak isterken, önemli bir kısmı herşeye rağmen birlik içinde kalmayı savunuyor.

Yine de Finlandiya ile ilgili bir gerçek var: Finlandiya ülkesini seven kişiler tarafından yönetiliyor ve Finliler de ülkelerini çok seviyorlar.

 

Finlandiya’da Kurallar

Finlandiya’yı Finlandiya yapan şey, politikacılar dahil herkesin kurallara uymasıdır. Finlandiya aynı zamanda sosyal demokrasinin gerçek anlamda uygulanması ve gelişmiş kültürel yapısı nedeniyle dünyanın en güvenli ülkelerinden biridir. Şu başlıkları okumanızı tavsiye ederim, böylece Finlandiya’da kuralların nasıl uygulandığıyla ilgili fikir sahibi olacaksınız:

Ülkede torpille başa geçmek yoktur. Yetkili kişilerin kuralları hiçe sayıp, vatandaşın kurallara uyması beklenmez. Belli bir sınıf kayrılmaz ya da el üstünde tutulmaz. Kanun karşısında kim olursa olsun herkes eşittir. Hatta yöneticiler kuralları daha sıkı uygulamak zorundadır.

Finlilerin içkiyi çok tükettiğinden bahsetmiştim. Bu kadar alkole rağmen ülkede asayiş sorunu neredeyse hiç olmamaktadır. Özellikle kışın, sokaklarda polis araçları devriye gezer. Asıl amaçları asayişi kontrol etmek değil, sokakta içip sızanları toplamaktır. Çünkü sokakta uyuyakalanlar sabaha kadar donarak ölebilirler. Karakola götürülen bu kişiler nezarethaneye konulmaz, bir köşede uyurlar ve sabah kalktıklarında polise teşekkür edip evlerine giderler!

Finlandiya’da çok sayıda ikinci el dükkânı görürsünüz. Çünkü kıyafet ve mobilya bu ülkede çok pahalıdır. Bizde lüks kabul edilen IKEA, İskandinavlar için ekonomik durumu çok iyi olmayanların ya da öğrencilerin mobilya firmasıdır (Bu arada IKEA orijinal söyleminde “aykea” diye okunmaz, “ikea” diye okunur). Ama daha ucuz ürünler bulmak istiyorsanız ikinci el dükkânlarına gitmekten başka çareniz yoktur.

İkinci el bir mobilya alıp sonra satmak istediğinizde ücret ödemeniz gerekir! Yani elinizden çıkardığınız bir ürün için üstüne para verirsiniz. Yabancı asıllı bir tanıdığım mobilyasını elden çıkarırken para ödememek için eşyayı bir arabaya yükleyip şehir dışında bir çöp kovasının yanına koymuş. Bir süre sonra telefonu çalmış, karşı taraftaki polis “Derhal gelin, çöpün yanına bıraktığınız mobilyayı geri alın. İlk ve son kez uyarıyorum, bir daha benzer bir şey yaptığınızı görürsem cezai işlem başlatacağım”! Eminim neden böyle diye soracaksınız. Çünkü bu tarz eşyalar (Araba lastiği de buna dahil) elden çıkarılırken geri dönüşüm yapılamadığından aslında çevre kirletme vergisi ödemiş olursunuz. Bu nedenle mümkünse eskiyen eşyalarınızı başka birine devretmek daha mantıklıdır.

Kurallara uymakla ilgili yaşadığım ilginç bir olayı anlatmak istiyorum: Finlandiya’da reçetesiz alabileceğiniz ilaçlar çok sınırlıdır. Bu nedenle babamdan Türkiye’den mide ilacı ve ağrı kesici göndermesini istedim. Birkaç gün sonra gümrük polisinden bana bir telefon geldi. “Size gelen paketten ilaç çıktı. Sizle bugün görüşmemiz lazım”. Bir önceki gün partiden gelmiş olduğum için ayakta zor duruyordum ve polise açık açık ayakta zor durduğumu, başımın çok ağrıdığını, bu nedenle yarın gelmemin sorun olup olmayacağını sordum! Karşı taraftaki polis de bunu kabul etti! Sonraki gün gümrük polisinin yanına gittim. Bir kadın memur beni karşısına oturttu ve “Size gelen paketteki ilaçlar kimyasal analize tutuldu” dedi. Ben de “Analize gerek yoktu. Biri Famotidin, diğeri de Diklofenak sodyum” deyince şaşırdı. “Biliyorum çünkü diş hekimiyim” dedim. Bunun üzerine “Kurallarımız gereğince Avrupa Birliği dışından ilaç gönderttiğiniz için hakkınızda dava açılacak” deyince şok geçirdim. Afallamıştım ve şunu söyledim “Ben şimdi Hollanda’dan esrar alsam, trenle Estonya’ya gelsem, Estonya’dan vapurla bu esrarı ülkenize soksam ruhunuz duymaz ama basit bir mide ilacı ve ağrı kesici mi yasak oluyor”. Memur dediğimden etkilenmişti “Çok haklısınız. Size sonuna kadar katılıyorum. Ancak kural kuraldır ve ben bu davayı açmak zorundayım. Yasalar gereği savunma dilekçeniz Fince ya da İsveççe olmak zorunda. Bu nedenle size savunma dilekçeniz konusunda yardımcı olmam gerekiyor ve basit bir suç olduğu için başınıza birşey gelmeyeceği konusunda size teminat veriyorum”. Söylediği gibi dilekçemi Fince’ye çevirdi ve çevirirken bazı cümleleri lehimde olacak şekilde değiştirdi. Neticede memurun dediği gibi hiçbir şey olmadı ve kimse beni mahkemeye çağırmadı. Memur bana hak verdiği halde kuralları uygulamıştı ama arkamda durmuştu. Adını hatırlayamadığım bu memura hem kuralları uyguladığı için hem de bana destek verdiği için buradan teşekkür etmek istiyorum.

Yazının devamı için buraya tıklayınız.

7503total visits,3visits today

Bir Cevap Yazın