Hiera’nın Şehri: Hierapolis (Hierapolis – Pamukkale Ören Yeri)

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii

Hiera’nın Şehri

Bir şehir düşünün ki güzel bir kadın ismine sahip olsun: “Hiera”. “Polis” ise bilindiği üzere şehir demek. Yani Hierapolis: Hiera’nın şehri. Rivayete göre Hiera bir Amazon, yani savaşçı bir kadın. Truva Savaşı esnasında Yunanlı bir savaşçı tarafından öldürülüyor ve eşi Telephus, Hiera’nın ölümüne o kadar kederleniyor ki savaşa devam etmeden önce eşinin cenazesini kaldırmak için ateşkes ilan ediyor ve Hiera’yı unutulmaz kılmak için şehre ismini veriyor.

Hierapolis ve Pamukkale kapı komşusu. Pamukkale’ye giriş yaptığınızda Hierapolis topraklarına da girmiş oluyorsunuz. Ancak alan inanılmaz geniş, detaylı gezmek isterseniz bir gün kesinlikle yetmeyecektir. Bizim maalesef tek bir günümüz vardı ve Hierapolis’in büyüsüne öylesine kapılmıştık ki son saatlerde Pamukkale’yi çok hızlı gezmek zorunda kaldık.

Hierapolis-Pamukkale ören yeri, kıymetini çok iyi bilmemiz gereken yerlerden bir tanesi. Dünyada 2015 yılı verilerine göre UNESCO Miras Listesi’nde toplam 1031 yer bulunuyor ve bunların 15 tanesi Türkiye’de. Bu yerlerden bir tanesi de Denizli merkeze arabayla sadece 15 dakika uzaklıkta olan bu ören yeri. Gidip görmeli, bozmadan bizden sonraki kuşaklara da emanet etmeliyiz.

 

HİERAPOLİS’İN İLK YÜZYILLARI

Büyük İskender’in başında olduğu Makedonya İmparatorluğu, Büyük İskender’in ölümünden sonra varisi olmadığı için dağılmış ve imparatorluk generaller arasında paylaşılmış. Böylece yeni oluşan Seleukos İmparatorluğu’nun, Hierapolis’in ilk temellerini MÖ III. yüzyılda attığı düşünülüyor. Hiçbir Pers ve Hitit kalıntısının bulunmaması nedeniyle, ayrıca Helenistik mimaride kurulması nedeniyle şehrin MÖ III. yüzyılda kurulduğu teorisi de güçlenmiş.

Hierapolis, hem Hristiyanlık öncesi hem de sonrasında kutsal bir şehir olarak anılmış ve kurulduğu ilk yıllarda Laodikyalılar da bu şehirdeki tapınağı kullanmışlar (Laodikya hakkında buraya tıklayınız).

HİERAPOLİS’TE ROMA DÖNEMİ

Hierapolis, MÖ 133’de Roma İmparatorluğu’nun eline geçmiş. MS 17’de çok büyük bir depremle şehir yıkılmış ve Romalılar şehri en baştan kendi mimarilerinde inşa etmişler. Bu nedenle Hierapolis’i gezerken Helenistik dönemde kurulmuş olmasına rağmen Helenistik bir şehirden çok, bir Roma şehrini geziyormuşuz hissine kapılıyoruz.

Hierapolis’in haritası ve çoğunluğu Roma Dönemi’nde yapılan yapılar

MS II. yüzyılda Hierapolis altın çağını yaşamış ve sanat, ticaret, felsefe konusunda Roma İmparatorluğu’nun önemli şehirlerinden biri haline gelmiş. Şehir zenginleşmiş ve nüfusu 100 bini aşmış. IV. yüzyılda ise Hristiyan nüfus baskın hale gelerek Hristiyan olmayan halkı kenti terk etmeye zorlamış. 395 yılına gelindiğinde ise Bizanslılar burayı piskoposluk merkezi ilan etmişler. Anlayış ve hoşgörünün ortadan kalkmasıyla, antik kentin gerileme dönemi başlamış. Bu dönem tarihsel olarak 1000 yıllık karanlık Orta Çağ döneminin başlangıç yıllarına da denk geliyor.

IV. yüzyılda ise Hierapolis’teki bütün hamamlar kiliseye dönüştürülmüş. Bu konuyla ilgili bir bilgi göremedim; ama kişisel fikrim, bu olaydan sonra hastalıklar şehirde baş göstermeye başlamıştır diye tahmin ediyorum; çünkü Orta Çağ tıbbı, hastalar için dua etmekten daha fazlasını beceremiyordu.

HİERAPOLİS’İN SON YÜZYILLARI

VII. yüzyılda yaşanan büyük bir deprem sonrası Hierapolis tekrar yerle bir olmuş ve o eski parlak günlerine bir daha geri dönememiş. Daha sonra sırasıyla Selçuklular ve Osmanlılar Hierapolis topraklarını ele geçirmişler; ancak bu şehre yerleşmemişler. Zaten 1354 yılında meydana gelen son depremle antik şehir komple yerle bir olmuş ve üstü kalın bir kireç taşı tabakası ile kaplanmış. Böylece Hierapolis tamamen terk edilerek yüzyıllarca keşfedilmeyi bekleyen ölü bir kent haline gelmiş.

Ege Havzası’nda I., VII. ve XIV yüzyıllarda meydana gelen yıkıcı depremler, insanın aklına bu yüzyılda da benzerinin olabileceğini getiriyor. Bu dönemin yapılaşması da ele alınırsa bu korkutucu bir durum.

HİERAPOLİS’İN YAPILARI

Şehre ana kapısından ilk girdiğinizde dümdüz bir araziyle karşılaşıyorsunuz. “Bu ne böyle?” demeyin ve daha dikkatli bakın. Elbette en sağlam kalmış ve dikkat çeken yapı tiyatro; ama bu konuya az sonra geleceğiz. Dümdüz bir ana cadde ve bu ana caddeye paralel veya dik yan yollar bulunmakta. Günümüzde sahip olduğumuz teknolojiyle, bu tarz bir şehir düzenlemesini yapabilecekken, yapmıyor olmak utanç verici. 1500 metre uzunluğundaki bu ana cadde şehri ikiye bölüyor ve yanlarında sıralı kemerler, spor alanları, tapınaklar, kamu binaları, hamamlar gibi şehrin önemli yapıları bulunuyor. Binalarla ilgili tek tek bilgi vermeye çalışmayacağız; çünkü o zaman bu gezi notu bitmez 🙂 Bu nedenle sadece nekropollerden, tiyatro binasından ve Aziz Filipus Kilisesi’nden bahsedeceğiz:

Hierapolis’e ana kapısından ilk girdiğinizde dümdüz bir araziyle karşılaşıyorsunuz

Nekropoller: Antik şehirlerdeki toplu mezarlıklar “nekropol” olarak isimlendirilir. Hierapolis’teki 1200 civarındaki nekropolün çoğunluğu Helenistik dönemden, diğerleri de Roma ve erken Hristiyanlık dönemlerinden kalmış. Pamukkale ile ilgili resimlerde sıklıkla görülen taştan yapılar bu mezarlıklar işte. Mezarın şaşaalığı arttıkça mezara ait olan kişinin sosyo-ekonomik seviyesinin de daha yüksek olduğu belirlenmiş.

Pamukkale ile ilgili resimlerde görebileceğiniz nekropoller

Tiyatro binası: Hierapolis’in şüphesiz en çarpıcı yapısı. MS 129 yılında Romalılar tarafından kurulmuş. Görebilmek ve atmosferini soluyabilmek için ana yoldan sapıp biraz yukarı tırmanmanız gerekiyor (Yanınıza su almayı unutmayın!). Bu arada tiyatro yolunda Apollon Tapınağı’nın kalıntılarıyla da karşılaşıyorsunuz. Apollon Tapınağı, çok tanrılı inanç sisteminde kutsal bir mekân iken, Hristiyanlık’a geçiş sonrasında hırpalanmış bir bina; ama gene de güzel, tapınağın basamaklarına oturup keyif yapabiliyorsunuz. Apollon Tapınağı’nı geçip tiyatroya vardığınızda ise büyüleniyorsunuz: 92 metre uzunluğunda, 50 oturma sırasına sahip 15,000 kişilik devasa bir tiyatro. Sahnedeki Helenistik döneme ait heykeller dikkat çekiyor. Gerçekten o yıllara geri dönüp insan o tiyatroda o kalabalıkta bulunmak istiyor. Tiyatronun ekosuna ise diyecek yok. Yanınızdaki kişi bir uca geçsin, siz de diğer uca geçin biraz da sesinizi yükseltin karşılıklı anlaşabilirsiniz 🙂 Her yere hâkim güzel bir manzarası da var.  Oturun burada ve keyif yapın. Güzel bir mola olur; çünkü burdan Aziz Filipus Kilisesi’ne tırmanmanızı tavsiye edeceğiz.

Apollon Tapınağı

Tiyatro Binası: Hierapolis’in en çarpıcı yapısı

Aziz Filipus: Aziz Filipus, Hristiyanlık’taki 12 havariden birisiymiş ve Hierapolis’te Hristiyanlığı yaymaya çalışırken karşılaştığı tepki sonrasında MS 80 yılında şehirde çarmıha gerilmiş. Bu olaydan sonra şehirdeki Hristiyan nüfus hızlıca artmaya başlamış ve onun anısına Aziz Filipus Kilisesi kurulmuş. Aziz Filipus Kilisesi sekizgen şekilli olup simetri hastalarını mutlu edecek bir mimariye sahiptir. Kilise alanında Aziz Filipus’un mezarı uzun yıllar aranmış ve bulunamamış. Mezarlık nihayet 2011 yılında keşfedilmiş ve bu keşif başta Vatikan olmak üzere yurtdışında baya ilgi görmüş.

Aziz Filipus’un adına yapılmış olan sekizgen kilise ve yukarıdan görüntüsü

HANGİMİZ ANTİĞİZ HANGİMİZ MODERNİZ?

Bahsettiğimiz devasa tiyatro binası tek başına değil; şehrin dağlık kısmında ve biraz daha dışında bir tiyatro binası daha bulunuyor. Günümüz şartlarına göre nüfusu az olan bir yerde bu kadar büyük iki tiyatro binasının, spor tesisinin ve tonla sanatsal yapının bulunması, o dönemki yerli halkın kültürel seviyesinin çok üst seviyede olduğunun en güzel kanıtı. Bu nedenle “modern” (?!) olmakla çok övünmemek gerekiyor..

Hierapolislilerin bizden birçok anlamda daha gelişmiş olduklarının başka bir kanıtı ise şehrin hemen dışında bulunan hamamı. “Ne alaka?” diyeceksiniz, anlatıyorum: Hierapolis, komşusu Pamukkale’deki sular sayesinde şifa bulmak isteyen birçok insanın akınına uğramış ve buradaki termal kaplıcalar, doktorlar tarafından hastaları iyileştirme merkezi olarak kullanılmış. Şehre gelen yabancılar şehrin dışındaki hamamda önce yıkanıyorlarmış, sonra şehre alınıyorlarmış ve bu sayede içeri hastalık girme ihtimali azaltılıyormuş. Ayrıca mezarlıklar da şehrin dışında inşa edilmiş ki, bu da şehrin sağlığı için önemli bir uygulama.

Sohbet ettiğimiz bir görevli; antik şehrin inşasında kullanılmış birçok malzemenin günümüzden farklı olduğunu, yağmur yağdıktan birkaç dakika sonra taşların kuruduğunu; ancak günümüzde yapılan oturakların iki gün sonra bile hala nemli olduğundan bahsetti. Sanırım zaman makinası keşfedilene kadar hangi teknoloji ve kültür seviyelerinde olduklarını asla öğrenemeyeceğiz..

Sonradan kilise yapılan hamamlardan biri ve Agora

GRİ KALE

Hierapolis’te ilk kazı çalışmalarına 1887’de Alman bir arkeolog tarafından başlanmış, 1957 yılında bu çalışmalar İtalyanlar tarafından devam ettirilmiş (Kazı çalışmaları hala İtalyanlar tarafından yürütülmekte). Bu esnada birçok tarihi eser Londra, Berlin ve Roma gibi birçok şehre götürülmüş / kaçırılmış. Üstüne de Türkler Hierapolis bölgesine oteller ve yollar inşa etmişler. Yıllar önce Pamukkale’nin “Gri Kale” olmasına ve haritadan az daha silinmesine neden olan en büyük hata, otellerin kaynak sularını kendileri için kullanmalarıymış. Neyse ki UNESCO 1988 yılında bu bölgeyi Dünya Miras Listesi’ne almış, böylece yapılan oteller ve yollardan kurtulmuşuz. Şu anda en azından dışarıdan gördüğümüz, bölge iyi korunuyor, her yerde görevliler var ve ziyaretçileri kontrol ediyorlar. Zararın tabii ki de neresinden dönersek kardır 🙂

HİERAPOLİS ARKEOLOJİ MÜZESİ

Antik havuzun yanı başındaki Hierapolis Arkeoloji Müzesi’ni de görmenizi öneririz. Müzede sadece Hierapolis’e değil, aynı zamanda çevre antik şehirlere de ait parçalar görülebilir. “Lahitler ve Heykeller Salonu”, MÖ 4000’li yıllardan gelen parçaların bile bulunduğu “Küçük Eserler Salonu” ve “Hierapolis Tiyatro Buluntuları Salonu” bu müzenin kısımları. Hepsi birbirinden güzeldi; ancak antik insanların işçiliği ve zevkli işlemeleri insanı gerekten çok şaşırtıyor. Bu alana hak ettiği değeri verip biraz zaman geçirmekte fayda var.

Hierapolis Arkeoloji Müzesi

ANTİK HAVUZ

Antik Havuz ise Hierapolis’in üzücü terk edilmişliğinin ortasında bir vaha gibi duruyor. Bu havuz, VII. yüzyıldaki büyük deprem sonrası oluşmuş. 1988 yılında UNESCO Hierapolis-Pamukkale’yi Dünya Miras Listesi’ne aldığında havuz, halihazırda bir otel tarafından kullanılıyormuş. Neyse ki hem otel yıkılmış, hem de havuz ve çevresi ülkeye kazandırılmış.

Antik Havuz’da, Mısır kraliçesi Kleopatra’nın yüzdüğü rivayet edildiğinden bu havuz, “Kleopatra Havuzu” olarak da biliniyor. Şifalı suyuyla bilinen Antik Havuz’un suyunun sıcaklığı sabit, 360C. Suyun içinde bikarbonat ve sülfat gibi bileşikler bulunmakta; bu sayede kalp, eklem, cilt hastalıkları gibi rahatsızlıklara iyi geldiği düşünülüyor.

Havuzda yüzmenin dışında suyun çıkış noktalarından birine giderek suyun tadına da baktık; şifalı suların genelinde olduğu gibi çürük yumurta kokusu burada da hafif düzeyde mevcut 🙂 Yazın bu sıcaklıkta bir suya girmek çok hoşumuza gitmeyebilir; ancak kışın gidince gerçekten çok keyifli oluyor. Havuzun yakınında soyunma odaları, dolaplar, hatta duş yerleri ve saç kurutma makinaları bile var. Yalnız uyarmamız gerekirse, kışın sudan çıktığınızda inanılmaz üşüyorsunuz, hayatımda bu kadar çok titrediğimi hiç hatırlamıyorum. Yine de yaşanılan keyfe fazlasıyla değerdi.

Havuzun çevresi de gayet güzel düzenlenmiş, oturabileceğiniz bir şeyler yiyip içebileceğiniz alanlar mevcut ve havuza girmeseniz bile güzel görüntüsünün keyfini çıkartabilirsiniz. Havuz ile ilgili tek sıkıntı; havuza giriş ücretinin, bizim ülkemizdeki gelir seviyesine göre biraz pahalı kalması. Antik havuzun yapısının bozulmaması ve kalabalığın kontrol edilebilmesi için giriş ücretinin çok ucuz olmaması gerekir; ancak Hierapolis-Pamukkale ören yeri ücretinin üzerine fazla geliyor. Yine de gidilip görülmeli ve havuzun da keyfi çıkartılmalı diye düşünüyoruz.

7. yüzyılda oluşmuş ve Kleopatra’nın da yüzdüğü rivayet edilen Antik Havuz

 

RESMİ WEB SİTELERİ:

http://www.muze.gov.tr/tr/muzeler/pamukkale-hierapolis-orenyeri

http://www.muze.gov.tr/tr/muzeler/hierapolis-antik-havuz

http://www.muze.gov.tr/tr/muzeler/hierapolis-arkeoloji-muzesi

 

DESTEK ALINAN KAYNAKLAR:

Denizli Pamukkale. Denizli Eski Eserleri ve Müzeleri Sevenler Derneği, 2002.

Değer Biçilemeyen Hazineler: Türkiye’nin Antik Kentleri -EGE-. Devrim Erşen, Ekin Kitap, 2013.

Wikipedia

 

Yazımızın devamı olan Pamukkale’yı okumak için buraya tıklayınız…

1929total visits,6visits today

Bir Cevap Yazın