Blog 1 – Hırvatistan Hakkında Pratik Bilgiler

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

 

Blog 1 – Hırvatistan Hakkında Pratik Bilgiler

Ülkenin Hırvatçadaki adı “Hrvatska”. Bayrağın üzerinde bulunan armalar soldan sağa Slavonya, İstria, Dalmaçya, Dubrovnik’yı temsil ediyor. En sağdaki ay yıldızlı arma ise Hırvatistan’ın en eski arması.

Kravat, Hırvatistan’ın buluşudur ve sembolüdür. Sonra Fransızlar bu nesneyi popüler hal getirmişler ve Hırvat anlamına gelen Croate kelimesini değiştirerek cravate (kravat) demişlerdir.

 

Yugoslavya tarihinden uzun uzun bahsettik, yine anlatmayacağız. “Güzelliğin Kaosla Dansı” ve “Sırbistan” yazı serilerimizi okumanızı tavsiye ederiz. Linklerini aşağıda paylaşıyoruz:

Belgrad Blog 1: Güzel Ülke Sırbistan & Jugoslavija (Yugoslavya) Tarihi

Belgrad Blog 2: Beyaz Şehir: Beograd (Belgrad) & Sırplarla Kültürel Benzerlikler

Bosna-Hersek Blog 1: Güzelliğin Kaosla Dansı: Bosna-Hersek (Şaşırtıcı Gerçekler-1)

Bosna-Hersek Blog 2: Güzelliğin Kaosla Dansı: Bosna-Hersek (Şaşırtıcı Gerçekler-2)

Bosna-Hersek Blog 3: Eski Yugoslavya Ülkeleri Hakkında Şaşırtıcı Gerçekler (Şaşırtıcı Gerçekler-3)

 

Yugoslavya’dan ayrılan yedi ülkeden biri olan Hırvatistan, ezber bozuyor. Çünkü bu ülkeye varmadan önce Bosna-Hersek ve Sırbistan’da olduğu gibi “Biraz bizden, biraz onlardan” görmeyi umuyorduk ama ülkeye vardığımızda hayretler içinde kaldık çünkü bizden Hırvatlara dillerine geçen birkaç kelime dışında başka hiçbir şey geçmemişti! Zaten temelde Hırvatça, Boşnakça ve Sırpça aynı diller ve yukarıdaki linklerde bu dil konusuna da değindik.

Hırvatistan, bildiğiniz Batı Avrupa ülkesi. Sırbistan’ın ve Bosna-Hersek’in “salaşlığı” Hırvatistan’da hiç yok. Yollar bakımlı, her yer düzenli, binalar iyi durumda ve bu özellikleri ile Sırbistan’dan ve Bosna-Hersek’ten keskin bir şekilde ayrılıyor. Tabii bunda gelir seviyelerinin daha yüksek olması ve Batılılar tarafından destekleniyor olmaları da etken. 1991-1992 Yugoslavya İç Savaşı’ndan Boşnaklara göre çok daha az hasarla sıyrılan Hırvatlar, Batı’nın da desteğiyle kendilerine şahane bir ülke kurmuşlar ve Eski Yugoslavya’nın en “torpilli” bölgeleri olan Dalmaçya ve Slavonya’yı sınırlarına katmışlar. Dalmaçya, Eski Yugoslavya’nın sahil bandını oluştururken, Slavonya yine Eski Yugoslavya’nın en verimli topraklarını bünyesinde barındırıyor. Bu arada ülke olan Slovenya ile bölge olan Slavonya’yı birbirine karıştırmamak gerekiyor.

Ama bu “torpil” durumu, ülkenin şahane olması için tek etken değil. En büyük etken ise zihniyet. Hırvatlar, doğalarını çok iyi bir şekilde koruyorlar. Hiçbir yerde dev tesisler, oteller yok. Yunanistan’ın bir nevi “yeşil” versiyonu gibi ama daha Batılılar. Her ne kadar güneye indikçe yol kalitesi ve insanların sabrı azalsa da Hırvatistan, neredeyse bir Batı Avrupa ülkesi kadar düzenli. Aralarda geçmişten gelen Doğu Blok tarzı yapılaşmalar bulunuyor, yine de evlerin çoğu bakımlı, hepsinde mutlaka bir bahçe var ve tüm yerleşim yerlerinin “Eski Şehir” (Old Town) bölgeleri çok iyi korunmuş durumda.

“Eski Şehir”lerde Sırbistan ve Bosna-Hersek’te olduğu gibi birkaç Osmanlı yapısı göreceğimizi tahmin ediyorduk ama hiçbirinde Osmanlı’ya ait bir iz yoktu. Tarihsel sürece baktığımızda da Osmanlılar ile Hırvatların çok fazla çekiştiğini ve Osmanlı hakimiyetinin bu topraklarda Sırbistan ve Bosna-Hersek kadar uzun sürmediğini hatta Adriyatik kıyılarını hiçbir zaman hakimiyeti altına alamadığını okuduk. Zaten 16. yüzyılda Osmanlılar çekildikten sonra geriye kalan eserler de tamamen silinmiş. Onun yerine Hırvatistan’da daha çok İtalyan (Venedikliler), Avusturya ve Macaristan dokunuşları görüyorsunuz. Bu kültürel dokunuşlar, Hırvatistan’ın mimarisinden mutfağına birçok konuya yansımış. Ama bu mutfak kültürünün bize biraz daha az uyduğunu belirtmemiz gerekiyor. En basitinden Bosna’da “Boşnak kahvesi”, Sırbistan’da “Sırp kahvesi”, Yunanistan’da “Yunan kahvesi” istediğimizde önümüze Türk kahvesi geliyordu. Hırvatistan’da oturduğumuz ilk kafede “Hırvat kahvesi” istediğimizde garson bize anlamsız bir şekilde baktı ve “Öyle bir kahve yok” dedi 😊 Tamam dedik normal kahve olsun o zaman, gele gele önümüze bir kahve fincanının altıda birine kadar doldurulmuş bir yudumluk Espresso geldi. Sonra başka bir kafeye oturduk, deneyimlendik ya, “büyük kahve” istedik, bu sefer aynı fincan üçte birine kadar dolu geldi, bir değil iki yudumda bitti 😊 Çok pahalı olduğu için Hırvatistan’da çok az düzgün yemek yiyebildik ama Bosna-Hersek’te ve Sırbistan’da yediğimiz şahane yemekleri Hırvatistan’da göremediğimiz için biraz hayal kırıklığına uğradık. Tek olumlu yönleri porsiyonlarının dev boy olmasıydı. Ama yine de herşey o kadar pahalıydı ki yemek yemeye de korktuk 😊

Pahalı demişken Hırvatistan’da herşey gerçekten aşırı pahalı. Ülkeye ilk girdiğimizde yarım litrelik suyun 10 Kuna (1,3 Euro) olduğunu görünce dehşete kapıldık. Sonra neyse ki adalar hariç tüm ülkede musluk suyunun içilebildiğini öğrenince rahatladık 😊 Ondan sonra markete gittik ve elimiz boş olarak dışarı çıktık. Çünkü karşılaştığımız fiyatlar bizim için astronomikti ve hiç beklediğimiz gibi değildi. Örnek vermemiz gerekirse 1 litrelik süt ve en ucuz makarna 12 Kuna (1,6 Euro), 2 litrelik kola 21 Kuna (2,8 Euro)’ydı (Dipnot belirtelim, Hırvatistan’ın para birimi Kuna ve 2018 yazında 1 Euro 7.43 Kuna’ya denk geliyordu). Zaten pahalı olan ülke, liranın aşırı değer kaybı nedeniyle daha da pahalanmıştı. “Ne yapacağız biz şimdi” diye boş gözlerle birbirimize bakarken su içecek bir şişemizin olmadığını farkettik ve tüm algılarımızı kapatarak markete bir daha girdik ve en ucuzundan ikilik bir pet şişeyi kaptık. Sonra tüm seyahat boyunca bu pet şişeyi musluktan doldurup doldurup kullandık 😊

Su işini çözdüğümüze göre sıra karın doyurmaya gelmişti. Sırbistan’da ve Bosna-Hersek’te uygun fiyatlı muhteşem lezzetlere sahip “pekara/пекара“ isimli fırınların adı Hırvatistan’da “pekarna” olarak değişmişti. Ancak Hırvatistan’daki “pekarna”lar hem komşularına göre daha pahalıydı hem de lezzet kalitesi çok iyi değildi. Yine de en ucuz seçenek olarak elimizde bu pekarnalar bulunuyordu. Bazı marketlerin de pekarna kısmı vardı ve zaman zaman bu market içi fırınlardan da alışveriş yaptık. Fırınlar dışında sokakta kişi başı 10 Euro’dan aşağı karnınızı doyurmanız neredeyse imkansızdı, neyse ki ne olur ne olmaz diye yanımızda konserve getirmiştik.

Ama ülkenin sahil bandında duruyorsanız deniz mahsüllerine bir göz atmanızı öneririz çünkü Hırvatlar bu konuda iddialılar. Bu deniz yemeklerinin içinde en çok bilineni “Fish plate” denilen deniz mahsülleri tabağı. Bu tabağa, denizden çıkan ne varsa ortaya karıştırıp koyuyorlar ve görüntüsü aşağı yukarı şuna benziyor:

Fish plate

Aslında bu pahalılık sorunu daha çok bizim para birimimizin değer kaybından kaynaklanıyordu. Hırvatistan’a gittiğimiz 2018 yazında maalesef neredeyse hiç Türk görmedik (Lira krizinin yaşandığı dönem), halbuki 2017 yılında dünyanın diğer ucundaki Bali’de bile çok daha fazla Türk’le karşılaşmıştık. Ondan önceki senelerde de nereye gidersek gidelim hep Türklerle karşılaşıyorduk. Bu gidişle yurtdışına çıkmak bizim için hayal olacak gibi… Ama bir yandan Hırvat arkadaşımızla sohbet ederken Hırvatistan’daki fiyatların Hırvatlar için de çok pahalı olduğunu öğrendik. Gelirleri bizim üç katımızdı ama fiyatlar da yine bizim üç katımızdı, dolayısıyla alım gücü çok değişmiyordu. Hırvat arkadaşımız “Almanya’da fiyatlar burayla aynı ama onların maaşı bizim iki-üç katımız kadar fazla” demişti.

Ancak bu pahalılık turistleri hiç de etkilemiş gibi durmuyordu. Yollar, sokaklar, caddeler, restoranlar, kafeler üst üste, alt alta turist doluydu. Plakaların %80’i Hırvat değildi ve Hırvat olmayan plakalara baktığımızda çoğu turistin İtalya, Avusturya, İsviçre, Slovenya, Polonya, Almanya, Fransa gibi ülkelerden geldiğini farkettik. Hani bizde deniyor ya “Liranın değer kaybı ticareti, turizmi geliştirir”, bu iddianın koca bir yalan olduğunu gözlerimizle gördük. Restoranlar, kafeler, müze ve ulusal park girişleri Avrupalılar için bile pahalıydı ama her yerde turistler yiyip, içiyor, geziyorlardı ve ülkeye çılgınlar gibi para bırakıyorlardı. Çünkü herşeyden önce Hırvatlar doğaya-ülkelerine karşı çok saygılılardı ve bu saygı, onlara akın akın turist getiriyordu. Siz kalite sunarsanız, ülkenize ve doğaya saygılı davranırsanız, iyi mallar üretirseniz dünya sizle alışveriş yapar. Ucuz, kalitesiz hizmet ise size bir süre sürümden kazanç sağlayabilir ama uzun vadede kaybettirir. Bu kalitesiz hizmeti her anlamda düşünebilirsiniz. Ormanları yakıp “Orman vasfını yitirmiş arazi”lere çevirip, otellere verirseniz o otel firmaları belki size dünyanın en güzel tesislerini sunacaktır. Dev yüzme havuzları, kaydıraklar, altın kaplama kadehlerde kokteyller.. ama doğanız katledilmiştir bir kere ve oteli komple altınla bile kaplasanız artık o hizmet kalitesizdir. İşte Hırvatların kalitesi de Yunanlılar gibi “sadelik”ten geliyordu ve bu kalite onlara milyonlarca turist getiriyordu. Boş kalabalık yoktu ve turist kalitesi çok yüksekti.

Hem Hırvatların hem de turist kalitesinin yüksekliği ile ilgili birkaç örnek verelim. Örneğin doğal parklarda çöp kutusu neredeyse hiçbir yerde yoktu ve girişlerde çöplerimizi yanımızda taşımamız gerektiği belirtiliyordu. Onbinlerce yerli ve yabancı turist o doğal parkta bulunmasına rağmen ortalıkta tek bir çöp bile olmuyordu ve herkes çöplerini çantalarında taşıyordu! Bizim ülkemizde ise o çöp neden yere atılır ve çöp kutusu görene kadar neden yanımızda taşınmaz anlamış değiliz. Başka bir örnek ise trafikle ilgiliydi. Herkes trafik kurallarına uyduğu için trafiğin çok seri bir şekilde ilerlediğine şahit olduk. Elbet bu serilik yol kalitesinden ve yönlendirme işaretlerinden de kaynaklanıyor ama herkes trafik kurallarına uyduğundan ve birileri “çakallık” yapmadığından trafik sürekli akıyordu.

Yollar ise hem çok düzgündü hem de yollara çekilen çizgiler profesyonelce ayarlanmıştı. Hangi şeridin hangi yöne gideceği sık sık oklarla gösteriliyordu. Örneğin bir gidiş bir dönüş yol hayal edin. Ama bu şeritlerin genelde ortasında bir de boş şerit oluyordu. Diyelim sola döneceksiniz, sürekli çizgilerin bulunduğu ve trafiğin normalde akmadığı bu boş şeritte oklar belirip sizi sola yönlendiriyordu ve böylece ortada bekleyerek trafiğin akışını durdurmuyordunuz. Solda arabalar biriktiğinde kimse sağdan girip önünüze geçmeye çalışmıyordu. Eğer yol üçüncü şeride müsaade etmeyecek kadar darsa sinyalinizi yakıp bekliyordunuz ve mutlaka size birileri yol veriyordu. Ama arkanızda sıra bile oluşsa yine kimse size korna çalmıyordu. Sağa dönecekseniz genelde yanda yeni bir şerit belirip yine sizi oklarla sağa yönlendiriyordu. Dolayısıyla çoğu zaman sağ-sol sinyalinizi “formaliteden” yakıyorsunuz. Kimse şeridi dışında bulunmuyordu ve herkes gideceği yöne karınca gibi dizilerek ilerliyordu. İnsanların yoğun yaşadığı yerlerin çoğunda araç park yerleri ise çizgilerle belirlenmişti ve neredeyse herkes bu çizgilere dikkat ederek park ediyordu. Döner kavşaklarda ise kavşağa giren yol iki şeritli bile olsa herkes sağ şeritte bekliyordu ve araç döner kavşaktan çıkmadıkça yenisi içeri girmiyordu. Türkiye’de ise döner kavşaklara giren iki şeritli yollarda yine iki şerit araba bulunur ve kavşaktan sola döneceğiniz zaman sizle birlikte kavşağa biri girer. Sola dönüş yapacağınız zaman solunuzdan giriş yapanı kavşakta sıkıştırmak zorunda kalırsınız, daha doğrusu o araç kendini sıkıştırır ve haklı olduğunuz halde kornayı yersiniz.

Hırvatistan’ın çoğu yerinde park yerleri çizgilerle işaretleniyor ve çoğu sürücü bu çizgilere park etme konusunda oldukça dikkatli (Fotoğraf Zagreb’in bir ara sokağından).

Tüm bu özeleştirileri neden yapıyoruz. Çünkü kendimizi geliştirmemiz için, yermek için değil. Eleştiri, yerinde yapıldığı zaman yıkıcı değil, yapıcıdır ve asıl bu eleştirileri yıkıcı algılayanların zihniyeti yıkıcıdır. Gerçekten kendimize çeki düzen vermemiz gerekiyor her anlamda. Çevremize, ülkemize, doğamıza saygılı olmadığımız sürece bu tarz örnekleri vermeye devam edeceğiz ve umarız bir gün bu eleştiriler, Finlilerin yaptığı gibi gülünüp geçilecek meseleler halini alırlar! (Bkz.Beyaz Zambaklar Ülkesinde Yaşamak)

Ancak Hırvatistan’da da kuzey ve güneyin farklı olduğunu gördük. Kuzey muntazam ve düzenliydi, güneye indikçe çoğu ülkede olduğu gibi insanların biraz daha sabırsız olduğunu ve yolların daha kötü olduğunu gözlemledik. Ama Hırvatların en kötü yolu bile bizim çoğu yoldan daha düzgündü. Bununla birlikte tüm Hırvat yerleşim yerlerinde daracık sokaklardan oluşan bir “Eski Şehir” olduğundan, bu bölgelerde park etmek büyük bir mesele haline gelebiliyordu. Ülkeye yüksek sezonda gittiğimiz için ve ortalık vıcık vıcık turist kaynadığından merkezlerde çoğu zaman arabayı park edecek yer bulmakta ciddi sıkıntılar çektik. Özellikle Dubrovnik’i kesinlikle arabayla gezmemenizi tavsiye ederiz. Zaten şehir engebeli bir arazi üzerine kurulu. Bir de sokaklar dar ve insan yoğunluğu aşırı, araba sizin için özellikle Dubrovnik’te bir ulaşım değil, işkence aracına dönüşebilir (Dubrovnik maceramızı okumanız için buraya tıklayabilirsiniz 😊 ).

Araba demişken, araç kiralamaktan da bahsetmemiz gerekir. Hareket kabiliyetimizin artması için ülkeyi arabayla turladık. İnternetten “Active” isimli bir firmadan uygun fiyata gayet rahat bir araç bulabildik ve firmanın kendisinden gerçekten çok memnun kaldık ama herşeyi çok ince eleyip sık dokuduklarını da belirtelim. Hırvatistan’da araba kiralarken sormanız gereken dört şey var:

1) Aracı başka noktada teslim etmek istiyorsanız, ilave ücret nedir çünkü belli günün üzerinde kiralama yapıyorsanız bazı firmalar bu hizmeti ücretsiz sunuyor.

2) Neum (Bosna-Hersek)’dan geçiş ücreti nedir. Hırvatistan’ın Adriyatik kıyıları 9 kilometre uzunluğundaki Bosna-Hersek toprakları ile bölünüyor. Özellikle Dubrovnik çevresinde araç kullanacaksanız bu bilgi önemli. Sınır geçişi için bazı firmalar ücret alıyor.

3) Feribota binme ücreti nedir. Aracınızla adalara geçecekseniz firmalar çoğu zaman bu “feribota binme hizmeti” için ekstra ücret istiyor. Bu arada ülkede 1000’in üzerinde ada olduğunu, gelişmiş bir deniz ağının da bulunduğunu ilave edelim. Bu seferlerin önemli bir kısmını Jadrolinija firması üstlenmiş ve internet siteleri: www.jadrolinija.hr/en/ferry-croatia

4) Depozito miktarı nedir. Kredi kartınızdan ortalama 500 Euro bloke ediliyor ve aracı hasarsız teslim ettiğiniz takdirde bu para kartınıza geri yükleniyor.

Gezi planınızı yaptıktan sonra araç kiralarken bu detayları düşünmeniz önemli. Ayrıca ülkede Neretva (Neum yakınları)’ya kadar gelişmiş bir otoban sistemi de bulunuyor. Otoban girişlerinde alacağınız bir kart ile çıkışta ödeme yapıyorsunuz (Bizim eski sistem). Otobanları neye göre ücretlendiriyorlar anlayamadık çünkü bazen daha az mesafe gittiğimiz halde daha fazla ücret ödedik ama genel olarak otobanlar pahalı.

Hırvatistan’da 1000’in üzerinde ada bulunuyor ve ülkenin gelişmiş bir deniz ağı var. Jadrolinija, deniz ulaşımı konusunda en büyük paya sahip olan firma (Fotoğraf Zadar’dan).

Arabayla ilgili olarak son olarak benzin konusuna değinelim. Benzin litresi ortalama 10 Kuna (1.5 Euro) civarında. Neyse ki aracımız benzini kokluyordu 😊 Benzin doldurma işlemini ise çoğu Batı ülkelerinde olduğu gibi siz yapıyorsunuz çünkü benzincilerde pompacı diye bir meslek bulunmuyor. Yapmanız gereken ise oldukça basit. Pompanın yanında eliniz kirlenmesin diye eldiven, kirlenirse diye de peçeteler oluyor. Makineden alacağınız benzin miktarının tutarını/litresini girip direkt dolum işlemini yapıyorsunuz, sonra içeride bulunan kişiye ödemenizi yapıyorsunuz. Cadde kenarlarında ya da yol kenarlarında ilginç mini benzinciler görebilirsiniz ama bunların hepsinde yapmanız gerekenler aynı.

Hırvatistan’da pompacılık mesleği olmadığından benzininizi kendiniz dolduruyorsunuz. Yol kenarında da buna benzer benzincileri sıklıkla görüyorsunuz.

 

Hırvatlarla ilgili gelelim bir başka konuya. Turist “düdüklemekte” üstlerine yok ve bunu açık açık yapıyorlar. Herşeyin fiyatı girişte ya da etikette yazıyor ama girişler inanılmaz pahalı ve girişe verdiğiniz paranın karşılığını çoğu zaman alamıyorsunuz. Bu nedenle çoğu yerleşim yerinde çok istediğimiz halde birçok müzeyi gezemedik. Girdiğimiz müzelerin bir kısmında ise hayal kırıklığı yaşadık. Müze ve doğal park giriş ücretleri ise ülkeye gittiğiniz aya göre değişiyor. Havanın sert olduğu kış aylarında giderseniz girişler çok ucuzluyor ama bu sefer üşümekten gezmenin tadını çıkartamayacağınızı düşünüyoruz. Ancak Temmuz-Ağustos aylarında da Hırvatistan’ın gezilemeyeceğini öğrendik çünkü fiyatlar birden dörde beşe katlanıyor ve hem sıcaktan hem de kalabalıktan bunalıyorsunuz. Özellikle doğal park ve Dubrovnik gibi tarihi/popülarite değeri yüksek yerlerde giriş ücretleri yaz aylarında dudak uçuklatan cinsten. Bunun da en büyük nedeni elbette ki para kazanmak ama başka bir nedeni var ki o da doğayı ve tarihi korumak. Örneğin, UNESCO Hırvatları Dubrovnik konusunda uyarmış, şehre bu kadar aşırı sayıda turist gelmeye devam ederse tarihi doku bozulmaya başlayacak diye. Bunun üzerine Hırvatlar, turistleri elemek için fiyatları yükseltmeye başlamışlar. Aynı politikayı doğal parklarda da uygulamaya geçirmişler ama giriş ücretleri sürekli yükseltilse de turist sayısı her geçen yıl rekor kırmaya devam ediyor! Ama bir yandan sırf Game of Thrones (Taht Oyunları)’un bazı sahneleri çekildi diye bazı yerlerin fiyatı şişirilmiş surumda.

Game of Thrones hayranları da Hırvatistan’a önemli sayıda turist kazandırıyor. Dizi İspanya, Fas, İrlanda, İzlanda, Malta, İskoçya (Birleşik Krallık) gibi birçok ülkede çekilse de en çok sahne Hırvatistan’dan. Bu nedenle ülkede çok sayıda “Game of Thrones” turu bulunuyor. Ama hiçbir dizi sahnesinin, tarihi değeri geçmesine müsaade edilmiyor. Sadece tek bir yerde dizi ile ilgili detaylı bilgi görebildik, onun dışında bazı önemli sahneler o bölgede/ binada çekilmiş olsa bile dizinin kareleri duvarlara asılmıyor ve herhangi bir yerde bahsi geçmiyor. Dolayısıyla siz de bir Game of Thrones hayranıysanız Hırvatistan’a gelirken incelemelerinizi ya bireysel olarak yapmanızı ya da bir tura katılmanızı tavsiye ediyoruz (Bu yazıyı dizinin finalinden önce yazmıştık, finalden sonra bu turlara ne kadar katılmak isterseniz bilemeyiz).

Temel konularda yeterince bilgi verdiğimizi düşünerek artık yavaş yavaş ülkeyi tanıtmaya başlayalım.

Bir Balkan ülkesi olan Hırvatistan, kama şeklinde bir haritaya sahip ve Slovenya, Macaristan, Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ ile çevrili. Kamanın kısa tarafı karanın iç kısımlarına ilerlerken, uzun tarafı Adriyatik Denizi boyunca ilerliyor. Adriyatik Denizi, Hırvatların söylemi ile Jadransko more, İtalya ile Balkanlar arasında bulunan ve Akdeniz’in bir parçası olan büyük bir körfez.

Ülke coğrafi olarak beş bölgede incelenebilir: Slavonya, Orta Hırvatistan, İstria, Kvarner, Dalmaçya. Biz size Orta Hırvatistan, Dalmaçya ve kısmen de Kvarner’den bahsedeceğiz. İstria ve Slavonya’ya ise hiç değinmeyeceğiz.

Hırvatistan’ın beş coğrafi bölgesi. Biz size Orta Hırvatistan, Dalmaçya ve kısmen de Kvarner’den bahsedeceğiz. Slovenya ile karıştırılmaması gereken Slavonya, verimli ve yeşil topraklara; İstria Yarımadası ise yoğun İtalyan kültürüne ev sahipliği yapan yerler. Ayrıca gezilmeliler ve ayrı başlık altında anlatılmalılar.

Şimdi anlatacağımız yerleri biraz daha detaylandıralım:

Yazımızın devamı olan “Zagreb (Yukarı Şehir)” için buraya tıklayınız…

4041total visits,32visits today

Bir Cevap Yazın