Hırvatistan Blog 11: Cetina Kanyonu, Trogir, Klis

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

 

Önceki yazımız “Krka Ulusal Parkı” için buraya tıklayınız.

 

Hırvatistan Blog 11 – Cetina Kanyonu, Trogir, Klis

Dalmaçya’nın dört bölgesi: Zadar, Šibenik-Knin, Split-Dalmaçya, Dubrovnik-Neretva.

Split-Dalmaçya Bölgesi

Split-Dalmaçya Bölgesi haritası

Split-Dalmaçya Bölgesi, Hırvatistan turizmi için oldukça önemli yerleşim yerlerine ve adalara ev sahipliği yapıyor. Bölgenin merkezinde bulunan Split, Zagreb’ten sonra ülkenin en büyük ikinci şehri. Solin, Split’ten ayrı bir şehir ama her iki şehir de birleşik durumda.

Split aynı zamanda ülkenin en büyük limanını barındırıyor. Bu limandan hem çevre adalara hem de yurtdışına feribot/katamaran/kruvazör seferleri bulunuyor. Bu nedenle Split-Solin, günübirlik çevre adalara geçmek isteyenler için en uygun yer. Ancak Split’te konaklamak biraz pahalı olabiliyor, bu nedenle Solin’e de göz atmanızı öneririz.

Bölgede UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmış üç yer var: Diocletian Sarayı ve çevresi (Split Eski Şehir), Trogir Eski Şehir ve Hvar Adası’nda bulunan Stari Grad Ovası. Zaten bölgenin en popüler yerleri de Split, Trogir ve Hvar. Ama her köşesi turistik olan Hırvatistan’ı bu üç yerle sınırlamak haksızlık olur.

Biz bölgedeki en popüler yerleri sayacağız ama aslında görülecek bir sürü yerleşim yeri, göl, ada bulunuyor:

Split-Dalmaçya Bölgesi’nin kara tarafındaki en popüler yerler:

  • Split-Solin
  • Klis
  • Trogir
  • Kaštel’ler (Split-Solin ile Trogir arasında bir sürü Kaštel var: Kaštel Novi, Kaštel Gomilica gibi),
  • Cetina Kanyonu ve Omiš
  • Brela & Baška Voda
  • Makarska: Makarska, tarih öncesi İlirya kalıntılarının, Roma yapılarının, Osmanlı surlarının ve Venedik Barok tarzı binaların bir arada bulunduğu bir yerleşim yeri.
  • Biokovo Doğa Parkı
  • Imotski: 10.yüzyılda inşa edilen Topana Hisarı, Imotski’nin en bilinen yapısı.
  • Sinj: Sinj’de bulunan ufak tepede Bronz Çağı’ndan beri yerleşim bulunuyor.

Split-Dalmaçya Bölgesi’nin en popüler adaları:

  • Hvar
  • Brač
  • Šolta
  • Vis
  • Biševo: Muhteşem bir mağara olan Blue Cave (Modra špilja)’e gitmek istedik ama vaktimiz sınırlı olduğundan iptal ettik.

Biz size sırasıyla Cetina Kanyonu ve Omiš, kısmen Brela, Trogir, Klis, Split-Solin ve Hvar Adası’ndan bahsedeceğiz. Haydi başlayalım 😊

 

Cetina Kanyonu ve Omiš

Cetina Nehri ve nehrin oluşturduğu kanyon 65 km2’lik bir alanı kaplıyor. Bu bölgenin de harika bir doğası var ve kanyonun birçok yerinde rafting, tekne, kano gibi etkinliklere katılabiliyor, böylece doğa ile bütünleşebiliyorsunuz. Biz nehri deneyimlemek için sadece kano kiraladık ama kanyonu deneyimlemek için apayrı bir yol seçtik: Zipline!

Bu konuda bölgenin tekel firması olan “Omiš Zipline”, dünyanın en iyi Zipline hizmetlerinden birini veriyor.  Firmayla yazışıp rezervasyonunuzu yaptırdıktan sonra Omiš’teki adreslerine gidiyorsunuz ve sizi bir servis aracına bindirip kanyonun derinliklerine götürüyorlar. Bu noktada size kasket, kemer, eldiven gibi gerekli gereçleri veriyorlar ve dağ yürüyüşünüz başlıyor. En yüksek noktaya (150 metre) ulaştığınızda ise size bir eğitim veriyorlar ve Zipline maceranız başlıyor. Oldukça keyifli olan bu deneyimde muhteşem bir manzara izliyorsunuz ve uzunluğu 25-700 metre arasında değişen sekiz tel üzerinde 65 km/saat hıza ulaşıyorsunuz. Toplam Zipline maceramız yaklaşık 3,5 saat sürdü ama her anı hafızalarımıza kazındı.

Cetina Nehri ve Kanyonu

Zipline maceramızın ilk hattını görünce “Oha” demek zorunda kaldık çünkü önümüzdeki telden, solda görülen tepeye geçmemiz gerekiyordu. İlk hattın aynı zamanda en uzun hat olması, tel uzunluğunun 700 metre olması ve yaklaşık 65 km/saat hıza çıkacak oluşumuz kalbimizin hızla çarpmasına neden oldu.

Sonra baktık ki çocuk bile bu telden atlıyor, biraz rahatladık 😊

Bu uzun hattın videosu:

İlk telin heyecanını atlattıktan sonra gaza geldik ve bir baktık önümüze gelen her telden atlamaya başlamışız 😊

Bir elimizde tel, diğer elimizde kamera varken çektiğimiz görüntü:

 

Zipline tamamlandıktan sonra biraz da Cetina Nehri’nin kenarına inelim dedik. Böylece kanyonu hem yukarıdan hem de aşağıdan görebilecektik. Bunun için Hırvat arkadaşımız Radmanove Mlinice’ye gitmemizi tavsiye etti. Radmanove Mlinice, haritalarda restoran olarak görünse de aslında burası Cetina Nehri’ni ve Kanyonu’nu deneyimleyebileceğiniz bir kompleks. İçeride sadece restoran yok, aynı zamanda tekne-kano kiralama, piknik alanı, çocuk parkı, hatta açık hava satranç oynama tahtası bile var. Sizin de yolunuz Cetina Kanyonu’na düşerse Radmanove Mlinice’ye uğramanızı tavsiye ederiz.

Cetina Kanyonu’na yukarıdan yeterince baktık, bir de aşağıdan bakalım 😊

Yunanlılar kadar sık olmasa da Hırvatlarda da ara ara bu tarz ufak sunak alanları gördük.

Radmanove Mlinice’nin haritadaki konumu:

 

Cetina Nehri’nin Adriyatik’le buluştuğu yerde bulunan Omiš, ufak sevimli bir kasaba. Orta Çağ boyunca korsanları ile meşhur olan yer, önce Venediklilerin himayesi altına girmiş. Neredeyse tüm Adriyatik kıyısı kentleri gibi burada da Osmanlıların güçlenmesiyle surlar ve hisarlar inşa edilmiş. Ama Osmanlılar hiçbir zaman Adriyatik kıyısına inememişler, dolayısıyla Omiš’i de ele geçirememişler ama hemen arkadaki Cetina Kanyonu’na ve Dinar Dağları’na kadar gelmişler.

Sırtını kanyona dayayan, nehirle kucaklaşan ve Adriyatik’e bakan Omiš’in uzaktan görüntüsü bir tuval çalışmasını andırıyor. Kasabanın içinde yükselen Trđava Starigrad – Fortica isimli hisar, 15.yüzyılda inşa edilmiş ve 262 metre yüksekliğinde. Hisarın manzarasının harika olduğunu okuduk ama buraya araçla gidilemiyormuş ve dik bir yokuşla tırmanmanız gerekiyormuş. Bunun için ne zamanımız, ne de enerjimiz kalmıştı, ayrıca hava da bunaltıcı derecede sıcaktı. Yoksa hiç üşenmeden yukarı çıkacağımızı biliyorsunuz 😊 Kasabanın en eski yapısı olan Romanesk mimarideki St. Peter (Svetog Petra) Kilisesi ise 10.yüzyıla tarihleniyor.

Split’e 25 kilometre uzaklıkta bulunan Omiš’in manzarası, çevresiyle birlikte bir tuval çalışmasını andırıyor. Alttaki fotoğrafta daha belirgin şekilde görülen Trđava Starigrad – Fortica hisarına da vaktiniz ve enerjiniz varsa bizim için tırmanın lütfen 😊

Omiš’ten hareket edip deniziyle ünlü Brela – Baška Voda bölgesine gidiyoruz (En ünlü kumsalının adı ise Punta Rata Beach). Birbirine yapışık bu iki sahil kasabasında amacımız denize girmek ama bölgede o kadar çok turist vardı ki aracımızı park edebileceğimiz bir yer bulamadık. Dağların tepesine kadar her yer araba doluydu ve saati 20 Kuna (Yaklaşık 3 Euro) olan özel otopark bile doluydu! Durum o kadar vahimdi düşünün… Her iki kasabanın da içinde yaklaşık bir saat gezindikten sonra umudumuzu kaybedip konakladığımız Solin’e geri dönmek zorunda kaldık.

Brela’ya yaklaşırken

Brela ile ilgili çekebildiğimiz tek fotoğraf bu oldu. Denizine girememek içimize otursa da sonraki günlerde göreceğimiz yerler o günü telafi etti 😊

 

Trogir

MÖ 4.yüzyılda Antik Yunanlılar tarafından kurulan Trogir, MS 1.yüzyılda Roma hakimiyetine girmiş. 4.yüzyılda Roma’nın yıkılmasıyla bağımsız bir şehre dönüşmüş, 5.yüzyılda kent Hırvatlaşmış, 10.yüzyılda Macarların korumasına girilmiş. Oldukça uzun bir süre direndikten sonra Trogir, 1420 yılında Venediklilerin kontrolü altına girmiş ve şehir 1797 yılında Napolyon’un gelişine kadar Venedikliler tarafından yönetilmiş. 1814-1914 yılları arasında Avusturyalılar tarafından yönetilen Trogir’in sonraki yıllardaki tarihini tahmin edebilirsiniz: I. ve II. Dünya Savaşları, Yugoslavya ve iç savaş denilirken günümüze gelinmiş.

Şu ana kadar saydığımız tüm bu halklar, Trogir’e birşeyler bırakmış ve bu bırakılanlar da Hırvatlar tarafından çok iyi korunmuş. Bu nedenle 1997 yılında Trogir Eski Şehir’inin TAMAMI UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmış. Anlayacağınız Trogir’de gezerken bir açık hava müzesinde geziyorsunuz.

Trogir’in uydu görüntüsü. Eski Şehir, ana kara ile ada arasındaki adacıkta bulunuyor. Bu nedenle kentin coğrafyasını biraz Stockholm’e benzetiyoruz. Çünkü Stockholm’de de Gamla Stan (Eski Şehir), ana kara ile ada arasındaydı.

Trogir’in Eski Şehir’ine “Merhaba” derken.

St. Mark Kulesi (Kula sv. Marka), 15-16.yüzyıl

Kamerlengo Hisarı, 15.yüzyıl

Gezmesi oldukça keyifli olan Trogir’in daracık sokaklarında her yer sanat ve tarih kokuyor. Tüm yapılar taştan yapılmış ve kafanızı nereye çevirirseniz çevirin güzel bir detayla karşılaşıyorsunuz.

St. Nicholas Benedik Kilisesi ve Manastırı (Benediktinski samostan i crkva sv. Nikole), 11.yüzyıl

Eski Şehir’in ana meydanında bulunan saat kulesi, 15.yüzyıl

Ana meydanda, saat kulesinin karşısında bulunan ve şehrin en güzel yapılarından biri olan St. Lawrance Katedrali (Katedrala sv. Lovre). Romanesk mimarideki yapı, 12.yüzyılda inşa edilmiş, 13.yüzyılda yenilenmiş.

Katedralin giriş kapısının sağında-solunda Adem ve Havva’nın da olduğu harika oymalar var. Bu kapı, Orta Çağ’da Hırvat sanatçı Radovan tarafından yapılmış.

St. Lawrance Katedrali (Katedrala sv. Lovre)’nin içinden görüntüler. Altta, katedralin içinde bulunan, aziz olarak da kabul edilen piskopos Ivan Trogirski’nin şapeli (15.yüzyıl)

Kateralin 13.yüzyılda inşa edilen çan kulesine şehir manzarası için tırmanabiliyorsunuz.

Çan kulesinden Trogir

 

Klis

Split’e 15 kilometre uzaklıkta bulunan Klis ve Klis Kalesi, muhteşem bir Adriyatik-Solin-Split manzarasına sahip. Ancak manzarasının verdiği huzur ile yerleşim yerinin tarihi birbirine tezatlık gösteriyor. Oldukça çalkantılı bir tarihi bulunan Klis’te ilk yerleşim MÖ 3.yüzyılda kurulmuş. O dönemler Balkanlar’da Slavlar değil, İliryalılar varmış. Yüzyıllarca Balkanlar’ın batısında etkin olan İliryalıların bugünkü Arnavutlar olduğu, Arnavutça’nın İliryalıların bir diyalekti olduğu düşüncesi hakim ama bu görüş henüz kanıtlanmış değil. İliryalılar, zamanla Yunanlılarla ve Antik Makedonlarla karışmışlar böylece Helen kültürünün bir parçasını oluşturmuşlar. Hatta İstanbul’a ismini veren Büyük Konstantin’in ve Ayasofya’yı inşa ettiren I. Jüstinyen’in İlirya kökenli olduğu biliniyor.

MS 9 yılında İlirya, Romalıların bir eyaleti olmuş. Böylece Klis’in yönetimi de Romalıların eline geçmiş. 476 yılında Barbar akınları ile Batı Roma yıkılınca Klis, küzeyden gelen Germen kavimlerin en büyüğü olan Gotların doğu kolu Ostrogotlar tarafından yönetilmeye başlanmış. 537’de ise şehrin yönetimini Bizanslılar devralmışlar.

7.yüzyılda Slavların ve Avarların bölgeye gelmesiyle Klis’in bugünkü tarihi şekillenmeye başlamış. Bir Slav halkı olan Hırvatlar, bu tarihten sonra Klis’i yönetmeye başlamışlar ve kaleyi genişletmişler. 1102 yılında Klis, Macarların yönetimi altına girmiş ama kale, Hırvatlar tarafından yönetilmeye devam edilmiş. Hırvat yönetimi 16.yüzyıla kadar sürmüş ancak arada 1217-1221 yılları arasında V.Haçlı Seferleri esnasında Tapınak Şövalyeleri şehri yönetmişler. 1242’de de Moğollar Klis’i kuşatmışlar, başarılı olamamışlar.

16.yüzyılın gelmesiyle bölgede Osmanlı tehdidi baş göstermeye başlamış ve Klis’in stratejik önemi artmış. Uzun bir kuşatma sonrasında şehir 1537 yılında Osmanlıların kontrolüne geçmiş. Hırvatlar hem Macarlardan hem Venediklilerden hem de Papa’dan yardım istemişler ancak Mohaç Savaşı ile zayıflayan Macarlar yardım edememişler, Venedikliler hiç ilgilenmemişler (Venediklilerle Osmanlılar arasında ilginç bir ilişki varmış. Hem çok savaşmışlar hem de çok sıkı ticari bağlar kurmuşlar. Konu ile ilgili bilgi bulamadık ama belki de Venediklilerin bu dönem ticari bağları daha ağır bastığı için Hırvatların yardım çağrısına göz yumdular), Papa ise çok az destek yollamış. Böylece Klis’te başlayan Osmanlı egemenliği 1648 yılına kadar sürmüş. Bu süre zarfında sadece 1596 yılında Uskoklar (Bir dönem Adriyatik kıyılarında terör estiren Hırvat korsanlar) şehri bir sene idare edebilmişler ve şehir Osmanlılar tarafından derhal geri alınmış. Neden bilmiyoruz ama Osmanlılar buraya sadece 15 kilometre uzakta bulunan Split’i hiç ele geçirmemişler. Yine muhtemelen burada Venedik-Osmanlı’nın “duygusal aşkı” depreşti diye düşünüyoruz 😊 Çünkü o dönem Split, Venediklilerin kontrolü altındaymış.

1648 yılında Klis, aşk sona ermeli ki Venedikliler tarafından ele geçirilmiş ve 1797 yılına kadar şehir kesintisiz olarak Venedikliler tarafından yönetilmiş. 1797 yılında Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nun bir parçası olan Avusturyalılar Klis’in yönetimini Venedikliler’den almış. Sonra sahneye Napolyon çıkmış. Avrupa haritasını kökten değiştiren Napolyon, 1000 yıllık Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nu ve 1100 yıllık Venediklileri tarih haritasından silmiş. Böylece Klis de 1803 yılında Napolyon’un kontrolüne geçmiş.

Napolyon’un kurduğu imparatorluğun yıkılmasıyla Klis, 1813 yılında Avusturya-Macaristan İmparatorluğu tarafından yönetilmeye başlanmış. I. Dünya Savaşı’na kadar Avusturya hakimiyetinde bulunan Klis, 1918’de Yugoslavya’ya bağlanmış ve Hırvatlar yüzyıllar sonra yeniden Klis’lerine kavuşmuşlar. Tabii bu esnada savaş teknolojisinin gelişmesiyle Klis’in önemi de kaybolmuş. Ama kale bu kadar çalkantılı bir tarihe rağmen günümüze kadar ulaşabilmiş. Dolayısıyla Klis’in manzarasını izlerken, bu coğrafyanın böyle bir tarihi olduğunu da unutmayın.

Özellikle uzaktan oldukça ilginç duran Klis Kalesi, Game of Thrones hayranlarının gözlerinde bir aşinalık oluşturabilir ki bu aşinalık normaldir. Çünkü Klis Kalesi, dizinin IV.sezonunda Daenarys’in ele geçirdiği Meereen şehrinin ta kendisi 😊 Khaleesi, şehri ele geçirdikten sonra köleliği sona erdirip, efendileri çarmıha gerdirmişti ve şehrin yönetimini halka geri vermişti. Ancak Meereen şehrinin iç görüntüleri Klis’te değil, Split’teki Diocletian Sarayı’nın çevresinde çekildiğini de belirtmemiz gerekiyor.

Girişine kadar geldiğimiz Klis Kalesi’ne girmedik çünkü giriş ücreti muhtemelen “Game of Thrones fırsatçılığı” yüzünden anlamsız derecede pahalıydı. Biz de bu fiyata biraz sinirlendik ve kalenin eteklerinden de manzaranın yeterince güzel olduğunu düşünerek fotoğraflarımızı çekip Klis’ten ayrıldık 😊

Uzaktan oldukça ilginç görünen Klis Kalesi. Fotoğrafla hiçbir şekilde oynamadığımızı da belirtelim.

Game of Thrones Bilgisi: Klis Kalesi, Khaleesi tarafından kölelerinin efendilerinden azat edildiği Meereen şehri. Meereen’in iç görüntüleri ise Split’teki Diocletian Sarayı’nın çevresinde çekilmiş. Split yazımızın sonunda hangi bölümlerin nerede çekildiği ile ilgili daha detaylı bilgi verdik.

Klis Kalesi. Game of Thrones fırsatçılığı yüzünden giriş ücreti çok pahalı olduğundan kaleyi gezmeyi reddettik.

Klis Kalesi’nin eteğinden Solin-Split’in ve Adriyatik Denizi’nin muhteşem manzarası. Ancak bölgenin çalkantılı tarihi bu manzarayla tezatlık gösteriyor.

 

Yazımızın devamı olan “Split & Solin” için buraya tıklayınız…

2991total visits,45visits today

Bir Cevap Yazın