Hırvatistan Blog 18: Lokrum Adası, Dubrovnik

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

 

Önceki yazımız “Dubrovnik (Eski Şehir’in sokakları” için buraya tıklayınız.

 

Hırvatistan Blog 18: Lokrum Adası, Dubrovnik

Lokrum Adası

Renginden dolayı “Zümrüt Adası” olarak da isimlendirilen Lokrum, Dubrovnik’e en yakın olan ada (630 metre uzaklıkta). 0.72 km2 büyüklüğündeki bu adaya önce gidip gitmemek konusunda kararsız kaldık çünkü ada hakkında birşey bilmiyorduk ve uzaktan baktığımızda burada ormandan başka birşey yoktu. Dubrovnik Eski Şehri’ni kısa bir turla bitirmemiz, aracımızın olmaması ve Dubrovnik Card’ın Lokrum için indirim uygulaması nedeniyle adayı bir görelim dedik. İyi ki de gitmişiz çünkü buraya BAYILDIK!

Lokrum, uzaktan göründüğü gibi tekdüze bir yer değil. Yoğun ve zengin ormanların içinde çok sayıda görülecek yer var, doğa tarihle iç içe ve hikayelerle dolu bir ada.

Uzaktan sadece orman varmış gibi görünen Lokrum Adası’nın iç yüzü hiç de öyle değil. Fotoğraf Dubrovnik Seyir Noktası’ndan çekildi.

Lokrum Adası’nın Şehir Surları’ndan manzarası

Lokrum’a vardığınızda görülecek yerlerin haritaları ile karşılaşıyorsunuz. Ancak biz bu haritaları biraz karmaşık bulduk ve biraz sadeleştirme yaptık:

Lokrum Adası’nın uydu görünümü. Haritada görülen yerler şu şekilde:

  1. Liman (Portoč Koyu & Ranger’s Lodge)
  2. Benedik Manastırı
  3. Solila Kayalıkları & Dead Sea (Mrtvo more)
  4. Botanik Bahçesi
  5. Büyük Rezerv & Path of Paradise (Rajski put)
  6. Fort Royal
  7. Skalica Koyu & Lazareti

Şimdi sırasıyla bu yerleri görelim:

  1. Liman (Portoč Koyu & Ranger’s Lodge)

Lokrum’a Eski Liman (Old Port, Grandska luka)’dan düzenli hareket eden tekne seferleri ile 15 dakikada ulaşılıyor. Lokrum’un limanı ise adanın doğusundaki Portoč Koyu’nda bulunuyor. Koyda bulunan Ranger’s Lodge (Korucu barınağı, Lugareva kuća) isimli yavruağzı yapı, Habsburg Arşidükü I. Maximilian tarafından yaptırılmış ve giriş kapısının üzerinde Meksika’nın arması bulunuyor. “Meksika ne alaka” diyebilirsiniz, Avusturya imparatorluk ailesinden gelen Maximilian, bir dönem Lokrum’u yazlık alanı olarak kullanmış, 1864 yılında Fransa imparatoru ve Meksikalı monarşi yanlılarının desteğiyle Meksika imparatoru ilan edilmiş. Bu nedenle binanın üzerinde Meksika armasını görüyoruz.

Limandan iner inmez ada sakinleri olan tavuskuşları sizi karşılıyor 😊 Birbirinden tatlı tavuskuşları adanın her yerindeler. Biz biraz hazırlıksız yakalandık, yine elimizde ne varsa tavuskuşlarına vermekten kendimize elma hariç yiyecek birşey kalmadı 😊 Tavuskuşlarından sonra adada en çok görülen ikinci canlı türü ise tavşanlar. Elmayı da tavşanlara verdik böylece erzağımızı tamamen kurutmuş olduk, rahatladık 😊

Lokrum’da gözünüze ilk çarpacak şey zengin bitki örtüsü ve aralarda görülen çok sayıda patikalar. Bu patikalar, adanın her tarafına gidiyor ve aradaki ufak koyların bir kısmında denize girilebiliyor. Adada kumsal bulunmadığını ve kayalıklar arasından denize girilebildiğini de belirtelim.

Eski Liman’dan Lokrum’a 15 dakikalık bir yolculukla ulaşıyorsunuz.

Lokrum’un limanı, haritamızda 1 numara ile gösterilen Portoč Koyu’nda bulunuyor.

Limanda bulunan yavruağzı bina, Habsburg Arşidükü I. Maximilian tarafından yaptırılmış ve binanın girişinde Meksika’nın arması bulunuyor.

Adanın sakinleri: Tavuskuşları ve tavşanlar her yerdeler 😊

Lokrum’daki ufak koylarda denize girilebiliyor ancak adada kumsal bulunmuyor.

 

  1. Benedik Manastırı (Samostanki kompleks)

Fort Royal’den Benedik Manastırı’nın ve Solila Kayalıkları’nın görüntüsü

Limanın 200 metre ilerisinde terkedilmiş Benedik Manastırı kompleksi bulunuyor. Adanın efsaneleri ve hikayerinin kaynağı da burası…

Lokrum, 1023 yılında Dubrovnik yönetimi tarafından Benedik keşişlerine bağışlanmış (Bu keşişlere “Black monks” deniyor). Keşişler yaklaşık 800 yıl boyunca adada inziva hayatı yaşamışlar ve bu manastır kompleksi onların merkezi olmuş. Dolayısıyla neredeyse tüm Ragusa Cumhuriyeti tarihi boyunca adanın Dubrovnik’le pek bir ilgisi olmamış.

Ragusa Cumhuriyeti’nin son yıllarında, devletin hazinesinin tekrardan dolması gerektiğini düşünen üç soylu, Senato’ya Lokrum’un satılmasını teklif etmiş ve Senato bu öneriyi kabul etmiş. Buradaki inziva hayatı sona ererken Benedik keşişleri son gecelerinde, ellerinde ters çevrilmiş mumlarla “Zevki için Lokrum’u kullananlara lanetler olsun” diyerek adayı üç kere turlayıp damlayan mumlarla burayı lanetlemişler ve hava aydınlanırken bir daha geri dönmemek üzere adayı terk etmişler.

Böylece lanet başlamış. Lokrum’un satılmasını öneren Ragusalı üç soyludan biri boğulmuş, diğeri öldürülmüş, sonuncu da Lovrijenac Hisarı’ndan atlayarak intihar etmiş. Kısa bir süre sonra Ragusa Cumhuriyeti, Napolyon’un gelmesiyle yıkılmış. Napolyon’un en zengin kaptanların biri Lokrum’u satın almış ama kısa bir süre sonra kendisi iflas etmiş.

Napolyon’un Dubrovnik’teki ömrü çok fazla olmamış ve bölge kısa bir süre sonra Avusturyalıların kontrolüne geçmiş. 1859 yılı ada için dönüm noktası olmuş. Lokrum’a demirleyen “Triton” isimli bir gemi patlamış ve 86 kişi burada yaşamını kaybetmiş. Olayın ardından donanma komutanı Habsburg Arşidükü I. Maximilian buraya gelmiş ve patlamada ölenler anısına adaya bir haç yerleştirtmiş. Adaya ilk adım attığında buraya aşık olan Maximilian, buraya yerleşme kararı almış. Eşi Arşidüşes Charlotte ile Benedik Manastırı’nı yazlık saraya çevirmişler ve eşiyle burada çok keyifli zaman geçirmeye başlamışlar. Adanın zengin florası bu dönem daha da zenginleşmiş. Birçok yerden getirttikleri egzotik bitkilerle bahçeler oluşturmuşlar ve adayı daha da güzelleştirmişler.

Maximilian ve eşi Charlotte tarafından yazlık konuta çevrilen manastırın çevresinde bahçeler de oluşturulmuş.

1864 yılında Maximilian, Meksika İmparatoru ilan edilmesinden sonra adayı terk etmek zorunda kalmış. 1867 yılında güvendiği kişiler tarafından ihanete uğramış ve infaz edilerek öldürülmüş. Bunun ardından eşi Charlotte da akli dengesini yitirmiş.

Maximilian’ın ölümünden sonra adayı kuzeni devralmış. Daha adaya geleceği ilk gün teknesi şiddetli bir rüzgara kapılmış ve boğularak ölmüş.

Bu sefer ada, İmparator Francis’in tek oğlu Prens Rudolf’a geçmiş. Evli olduğu halde 17 yaşındaki bir kıza aşık olmuş ve onu da yanına alarak adaya yerleşmişler. Birkaç yıl geçtikten sonra hem prens hem de sevgilisi Viyana ormanlarında ölü bulunmuş. İntihar gibi görünen bu ölümün sırrı hâlâ çözülebilmiş değil.

Bitmedi, ada bu sefer Rudolf’un annesi “Sisi” olarak da bilinen Bavaria İmparatoriçesi Elisabeth’e geçmiş. Adanın lanetine inanan imparatoriçe, adadan kurtulmak istemiş ve adayı açık arttırmaya çıkartmış. Böylece bu lanetten kurtulacağını düşünmüş. Torunu Arşidüşes Elisabet WindischGrätz bir şekilde adayı satın almış. İmparatoriçe bir İtalyan anarşist tarafından öldürülmüş, torunu ise Prag’da kocasının sevgilisine saldırı düzenlediği ve bu skandala karıştığı için hanedan ailesinden çıkartılmış.

Yine bitmedi, Avusturya-Macaristan veliahtı Arşidük Franz Ferdinand, eşi Sophia ile 1914 yazını Lokrum’da geçirmişler. Aynı sene veliaht Saraybosna’daki Latin Köprüsü’nde öldürülmüş ve bu olay da hepimizin bildiği gibi I. Dünya Savaşı’nın kıvılcımı olmuş. Savaşı kaybeden Avusturya-Macaristan dağılmış ve hanedan ailesi tamamen yok olmuş. Böylece Lokrum, Yugoslavya’ya geçmiş ve bundan sonra da kimse adayı sahiplenmek istememiş. Benedik keşişlerinin yere damlattığı tüm mumlar tamamen ortadan kalkmadığı sürece de lanetin devam edeceğine inanılıyor.  Artık adanın tek sahipleri 19.yüzyılda buraya yerleştirilen tavuskuşları 😊

Benedik Manastırı Kompleksi (12.yüzyıl)

Bu lanetin merkezinde bulunan keşişlerin yerleşkesi olan Benedik Manastırı, 12.yüzyılda Gotik ve Rönesans mimaride inşa edilmiş, Maximilian ve eşi Charlotte tarafından yazlık konut olarak restore edilmiş. Günümüzde manastır kompleksinin büyük kısmı harabe halde. Hırvatistan’ı baştan sona katettik ama hiçbir tarihi eserde Game of Thrones’la ilgili bir bilgi bulamadık. Hırvatlar, dizi konusunda özel turlar yapıyorlar ama dizinin, tarihi eserlerin değerlerinin önüne geçmesine müsaade etmiyorlar. Manastır ise bu konuda bir istisna çünkü manastırın sağlam kalan kısmında Lokrum’un ve Game of Thrones dizisinin anlatıldığı bilgilendirme panoları ve ekranları bulunuyor. Hatta burada Demir Taht (Iron Throne)’ın bir replikası bile var, tahta oturup fotoğraf da çekilebiliyorsunuz 😊

Manastırda bulunan Demir Taht (Iron Throne)’ın replikası

Game of Thrones bilgisi: Sezon 2 Bölüm 5 “The Ghost of Harrendal”. Daenerys Tangaryen’in Qarth’ta davet edildiği bahçe partisi, Benedik Manastırı’nda çekilmiş.

 

  1. Solila Kayalıkları & Dead Sea (Mrtvo more)

Burası adanın en keyifli yerlerinden biri. Solila Kayalıkları adanın en kalabalık yeri ve ziyaretçiler bu kayalıkların arasında denize girip, sonra kayaların üzerilerinde güneşleniyorlar. Keşişlerin yaşadığı dönemde bu kayalıkların arasından tuz toplanıyormuş, şimdi burası uzanıp kafa dinleyeceğiniz bir yer 😊

Solila Kayalıkları, Lokrum’un en keyifli yerlerinden biri.

Kayalıkların yanıbaşında Ölü Deniz (Mrtvo more) olarak isimlendirilen mini bir göl var. Bu göl, kayaların arasından dar bir aralıkla denize bağlı ve burada da suya girmek serbest. Ancak suyun hem zemin yapısından hem de plankton yoğunluğundan dolayı çok bulanık olması nedeniyle burada uzun süre kalmadan gölden çıktık.

Bu bölgede Maximilian’ın oluşturduğu bahçeler ve bir de Charlotte adına yapılmış bir çeşme de bulunuyor.

Ölü Deniz (Mrtvo more) Gölü

 

  1. Botanik Bahçesi

Manastır kompleksinin yanında bulunan Botanik Bahçesi, Maximilian & Charlotte ikilisinin buraya  çok sayıda egzotik bitki getirtmesiyle oluşmuş, böylece hem adanın florası zenginleşmiş hem de zenginleşen florayla adaya gelen kuş türü sayısı artmış. Bahçe, Avusturya hanedanının özel alanı olarak kullanılmış, hanedanlığın çöküşünden sonra 1959 yılında halka açılmış. İki hektar büyüklüğünde olan ve 500 civarında bitki türüne ev sahipliği yapan bahçe, günümüzde Dubrovnik Üniversitesi’nın alanı.

Botanik bahçesinin girişinde bulunan Annunciation (Müjde) Kilisesi (Crkvica Navještenja, “Annunciation” kelimesinin tam karşılığı “Cebrail’in Meryem Ana’ya gelerek Hz. İsa’nın tekrar dirileceğini haber vermesi”dir), 16.yüzyılda inşa edilmiş, burayı restore eden yine Maximilian olmuş.

Annunciation (Müjde) Kilisesi (Crkvica Navještenja)

Maximilian & Charlotte tarafından oluşturulan Botanik Bahçesi’nde özellikle okaliptüs ağaçlarını ve kaktüsleri çok sevdik.

 

  1. Büyük Rezerv & Path of Paradise (Rajski put)

Adada iki tane mini baraj/rezerv var. Bunlardan küçük olanı (Mala vodosprema), hisarın su ihtiyacını karşılamak için haritamızda 6 numarada bulunan Fort Royal’in yakınlarına Napolyon döneminde kurulmuş. Maximilian da bu havuzu, yeni oluşturduğu bahçeleri sulamak için kullansa da kapasitesi yetmemiş, biraz daha büyüğünü (Velika vodosprema) adanın ortalarına yaptırtmış.

Büyük olan bu rezervin yakınlarından Fort Royal’e bir yokuş çıkıyor ve bu yola da Cennet Patikası (Rajski put) deniliyor. Çok dik bir yokuş değil ama sıcakta insanı yoruyor, yine de sabır, yukarıda güzel bir manzara var 😊

Adada iki tane mini baraj var. Bunlardan büyük olanı Maximilian tarafından bahçelerin sulanması için kurdurulmuş.

Cennet Patikası (Rajski put), size hisardaki güzel manzarayı haber veriyor.

 

  1. Fort Royal

Bu hisar, adanın en yüksek noktasına (86 metre), Napolyon döneminde şehri savunmak için kurulmuş. Hisarın tepesinden tüm Dubrovnik ve çevresinin şahane bir manzarası var.

Fort Royal

Fort Royal’den batıya, Dubrovnik yönüne bir bakış.

Hisardan kuzey yönü manzarası

Hisardan doğu yönü manzarası. Lokrum’a neden “Zümrüt Adası” dediklerini şimdi daha iyi anlayabilirsiniz. Ağaçların arasında görülen yapı Benedik Manastırı; sonda görülen Konavle bölgesi, Hırvatistan’ın Karadağ’dan önceki son toprakları.

Hisar’dan Dubrovnik Eski Şehri’ne son bir bakış.

 

  1. Skalica Koyu & Lazareti

Bu koy, iki olayla biliniyor. İlki, 1192 yılında Haçlı Seferi’nden dönen İngiltere Kralı Aslan Yürekli Richard (Richard the Lionheart)’ın seyir halindeki Venedik gemisi bir fırtınaya yakalanmış. Hasar gören gemi Skalica Koyu’na sığınmış. Bunu öğrenen Dubrovnikliler, kralı bir süre misafir etmişler ve onu çok iyi ağırlamışlar. Kral da şehirden ayrılırken minnettarlık göstergesi için Dubrovnik Katedrali için bağışta bulunmuş.

İkinci olay, biraz önce bahsettiğimiz Triton gemisinin patlaması. Patlamada ölenler anısına Maximilian tarafından yerleştirilen Triton Haçı da koyun yakınlarında bulunuyor.

Bölgede başka bir Lazareti (karantina) binasının kalıntıları da bulunuyor (Diğeri Ploče Kapısı’nın yakınlarındaydı) ve haritamızda bu yapının izi kare şeklinde görülüyor. Günümüzde bina ile ilgili görülecek pek birşey kalmamış ama burası 16.yüzyılda inşa edilmiş ve şehre gelenlerin önce 40 gün bu yapıda kalması gerekiyormuş.

Skalica Koyu

Triton Haçı. 1859 yılında Triton gemisinin patlaması sonucu ölen 86 kişinin anısına Maximilian tarafından yaptırılmış.

 

Dubrovnik’in çevresinde görülecek diğer yerler:

Dubrovnik’teki sınırlı süremizde anca bunları yapabildik ama şehirde daha uzun süre kalıyorsanız çevrede gezilecek başka yerler de bulunuyor:

  • Elafiti Adaları: Dubrovnik hakkında pratik bilgiler verirken Elafiti Adaları’ndan bahsetmiştik.
  • Pelješac Yarımadası: Yarımadada bulunan Ston ve Orebić’ten bahsettik ama burası daha detaylıca keşfedilmeyi hakeden bir yer.
  • Mljet Ulusal Parkı: Hırvatistan’da biraz daha vaktimiz olsaydı Mljet kesinlikle görmek istediğimiz yerlerin en başında geliyordu. Burası, Hırvatistan’ın en güzel ulusal parklarından biri olarak biliniyor ve burada göl-deniz-orman üçlüsünün muhteşem bir kombinasyonu bulunuyormuş. Özellikle yaz aylarında Mljet’e Dubrovnik’ten düzenli seferler hareket ediyor ve Dubrovnik Card taşıyanlara indirim yapılıyor.
  • Zaton, Orašac, Slano, Trsteno: Dubrovnik’in solunda (kuzeybatısında) bulunan turistik beldeler. Trsteno hakkındaki yazımızı okumak için buraya tıklayabilirsiniz.
  • Konavle Bölgesi: Dubrovnik’in sağında (güneydoğusunda) bulunan Konavle Bölgesi, Hırvatistan’ın en güneydeki toprakları. Bu alanın en çok bilinen yerleri Cavtat, Čilipi, Molunat, Prevlaka. Özellikle Dubrovnik’ten Cavtat’a ulaşmak, Dubrovnik Card’ın size sunduğu şehir dışı belediye otobüsü hakkıyla oldukça kolay. Cavtat’ta, Hırvatistan’ın modern resim sanatı öncülerinden Vlaho Bukovac’ın Evi ve Račić Ailesi’ne ait olan mozole, kasabanın en çok ilgi çeken yapıları. Mozolede bulunan heykel, dünyaca meşhur Hırvat heykeltraş Meštrović’e ait.

 

Son Gün

Dubrovnik’teki son gecemizde ilginç bir hava olayı ile karşılaştık ve bunu da paylaşmadan edemedik. Saatlerce sürekli şimşeklerin çaktığı gökyüzü çok yoğun bir yağmurun habercisiymiş gibi görünse de ortada ne yağmur ne de ses vardı. Yağmur, 5-6 saat sonra bardaktan boşalırcasına yağdı ama sessiz ve susuz bu kadar yoğun şimşek daha önce hiç görmemiştik. Sabaha doğru ev sahibimiz sağolsun havalimanı için bizi otobüs terminaline bıraktı ve kendisi yolda, Dubrovnik’in şimşekleriyle de meşhur olduğunu, bunun normal bir hava durumunu olarak karşılandığını bizimle paylaştı:

 

Son Söz

Hırvatistan’da, Sırbistan ve Bosna-Hersek’teki kültürel yakınlığı pek göremedik. Onun yerine daha çok bir Batı Avrupa ülkesini geziyormuş gibiydik. Güneye indikçe insanlarda bir Akdeniz tarzı belirmeye başladı ama yine de burası Doğu’dan çok Batı’ydı.

Bununla birlikte Hırvatistan doğa anlamında gerçekten çok şanslı bir coğrafya. Hem deniz var, hem göller ve adalar var, hem de kuzeyi haricinde ılıman bir iklime sahip. Bu ülkede kendimizi “Akdeniz iklimindeki Karadeniz”de geziyormuş gibi hissettik. Adriyatik kıyılarında hava sıcaklıkları Ege Havzası’na yakındı ama Ege Havzası’nda bulunan coğrafyalar (Batı Anadolu ve Yunanistan), yazın kupkuru oluyor ve sıcaktan otlar sararıyor ama Hırvatistan’da hem yağmur hem sıcak hem de yoğun bir bitki örtüsü bulunuyordu. Ülkenin kuzeyindeki iklim daha sertti ama bitki örtüsü daha da yoğundu. Bitki örtüsü konusunda çok farklı kulvarlarda olsalar da Bali ile yarışabilecek hatta bazı yerlerde geçecek kadar güzeldi diyebiliriz.

Tabii bu şanslılık durumu içinde yaşayan halkla da pekişiyordu. Hırvatlar doğalarına, çevrelerine ve tarihlerine gerçekten çok saygılı bir halk. Yemyeşil doğaları, tertemiz suları, yeni gibi duran tarihi yapılarıyla her türlü övgüyü hakediyorlar. Ama onlar bu övgüyü alırlarken kendimize baktığımızda içimiz buruluyor…

Son olarak bir sonraki yazımızda Game of Thrones hayranları için kendimizce bir dizin hazırladık. Bu dizini hem anlatım sıralamamıza göre hem de bölüm sıralamasına göre yaptık. Umarım Hırvatistan’ı gezerken bu dizin işinize biraz olsun yarar 😊

Sevgiler.

 

Kaynaklar

Yazımızda paylaştığımız tüm bilgiler, turizm enformasyon ofislerinden alınan broşür ve kitapçıkların, bilgilendirme panolarıyla derlenmesi sonucu ortaya çıkmıştır.

Harita görüntüleri için Bing Maps ve Google Maps’ten faydalanılmıştır.

Yazımızın devamı olan “Game of Thrones Dizini” için buraya tıklayınız…

7457total visits,19visits today

Bir Cevap Yazın