Iasos & Kıyıkışlacık, Milas, Muğla

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

 

Iasos, Kıyıkışlacık

Iasos ve Kıyıkışlacık’ın yerleşim planı

Kıyıkışlacık’ta bulunan Iasos’a (Iasos’ta bulunan Kıyıkışlacık demek daha doğru olacaktır) ulaşmak için Milas-Bodrum Havalimanı ile Milas arasındaki yol ayrımından 20 kilometre daha ilerlemeniz gerekiyor. Günümüz yerleşim yerlerine göre “sapa” kalan bu yerin çevresinde, karşısındaki Güllük haricinde başka hiçbir yerleşim yeri yok. Ama deniz mesafesi sadece 5 kilometre olan Güllük’ten buraya ulaşmak için bile karadan 32 kilometre yok katetmeniz gerekiyor.

Son yıllarda kontrolsüz bir şekilde gündeme gelen “Ege kıyıları” konsepti ve Bodrum’un popüler olması ile Kıyıkışlacık’ın da çevresinde de dağınık halde siteler türemeye başladı. Ama son 1-2 senedir bu siteler, iyice kontrolden çıktı ve Kıyıkışlacık/Iasos ikilisini katleder şekilde katlanarak devam ediyorlar. Bu kontrolsüz ve çirkin yapılaşma nedeniyle, hem doğa hem tarih ortadan kaldırılıyor, hem de sahillerdeki aşırı yük ve yetersiz altyapı nedeniyle doğal su kaynakları fazla derecede çekilip yöreye ve denize zarar veriliyor. Böylece turizm cenneti olan beldelerimiz, kontrolsüz-sağlıksız büyüme nedeniyle tek tek elimizden gitmek üzereler. Önümüzdeki yıllarda bu beldelerimize turist gelmemeye başlarsa hiç ağlaşmayın, hak ettik diyeceğiz…

Şimdilik Kıyıkışlacık hâlâ sevimli bir balıkçı kasabası. Iasos’un doğal limanında kurulu olan merkezinde ise bir çarşı yerine sadece birkaç balıkçı restoranı bulunuyor. O kadar sessiz-sakin bir yer ki merkezde pazar yeri bile kurulmuyor. Sapa bir yerde olması nedeniyle gelişimi neyse ki yavaş olan bu yerin, yine de sevimli va sakin vasıflarını yitireceğini gelecek zamanda hep birlikte göreceğiz. Belki Bodrum gibi sevimsiz ve berbat bir yere dönüşmeyecek ama biz, elimizdeki değerleri yok etme konusunda uzman bir milletiz, bunu da başarırız. İnşallah bir gün bilinçleniriz, bu lafları da bize yedirirsiniz diye umuyoruz ve yazımıza devam ediyoruz…

Kıyıkışlacık, hâlâ sevimli bir balıkçı kasabası ama böyle giderse bu özelliğini yavaş yavaş yitirecek.

Kıyıkışlacık’ın merkezinden manzara. Bu körfez, Iasos Antik Kenti’nin limanı olarak kullanıyormuş. Solda Iasos’un merkezinin bulunduğu yarımadayı, karşıda Kıyıkışlacık’ın sembolü olan kuleyi (Yazımızın en sonunda kuleden bahsettik) ve Güllük’ü izleyebiliyorsunuz.

 

“Iasos’ta bulunan Kıyıkışlacık demek daha doğru olacaktır” demiştik çünkü Kıyıkışlacık, antik kentten daha ufak bir yerleşim alanına sahip. Iasos’un zirvesindeki kaleye çıkıp baktığınızda ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaksınız. Neyse ki antik kentin merkezinin bulunduğu yarımada koruma altına alınmış ve zamane binaları bu yarımadanın çevresinde kurulmuş. Gerçi olan olmuş, antik kent ağır tahribata uğramış ama çok geç de olsa bunun başarılı bir şekilde uygulanması güzel.

Iasos’un sembolü ise yunus üzerinde bir oğlan. Zamanında bu oğlanın bir yunusla arkadaş olması yöre halkını etkilediği, hatta bu oğlanın Büyük İskender’in gelmesinden sonra alınıp Babil’e baş rahip yapıldığını düşünülüyor. MÖ 3. yüzyıldan itibaren de Iasos sikkelerinde yunus-oğlan figürünün kullanılması sıklıkla rastlanılan bir durum olmuş.

Iasos sikkesi

Artık yavaş yavaş antik kenti gezmeye başlayabiliriz ancak oldukça karmaşık bir yerle karşı karşıyayız. Çünkü Iasos, en az 3500 yıl kesintisiz yaşanılan bir yer olmuş ve her gelen şehri bir daha düzenlemiş. Bu nedenle Karya, Hellen, Roma, Bizans, Rodos Şövalyeleri yapılarının iç içe yerleştirildiği bir kentten bahsediyoruz.

Kıyıkışlacık’ın girişinde sağda bulunan ufak bir yapıyla Iasos’la merhabalaşıyoruz. 1960 yılından bu yana bölgede çalışmalar yapan İtalyanlar tarafından bu yapı restore edilmiş ve bir anıt mezar olduğu düşünülüyor.

Kıyıkışlacık/Iasos girişinde bulunan anıt mezar. Antik kentin birçok yerinde dağınık halde bu tarz anıt mezarlar bulunuyormuş.

 

Iasos Yarımadası’na giriş yapmadan önce Kıyıkışlacık sokaklarının arasında “Balık Pazarı” olarak isimlendirilen bir yer daha bulunuyor. Bu yapı, İtalyanlar tarafından tespit edilmiş ve ilk bulunduğunda Strabon’un yazılarında bahsettiği balık pazarı sanılmış. Ancak sonra buranın balık pazarı olmadığı, anıt mezar olduğu tespit edilse de “Balık Pazarı” ismi buraya yapışmış 😊 Bu anıt mezardan tonla yazıt çıkartılmış ancak ilginç bir şekilde bu yazıtların hiçbirinde anıt mezarın kime ait olduğu hakkında tek bir bilgi yokmuş.

MS 2. yüzyılda Romalılar tarafından inşa edilen bu yapı, kare şeklinde ve ortasında ufak bir tapınak yükseliyor. Geçtiğimiz yıllarda burası ağır düzeyde yağmaya maruz bırakılmış ancak yine de yapıda çok sayıda yazıt, heykel, mozaik sergileniyor. Bu yazıtlarda, Denizli’de bulunan Laodikya Antik Kenti’ne adını veren Prenses Laodike’nin, Iasos için oldukça önemli bir isim olduğu da tespit edilmiş. Prenses Laodike, şehirde yardıma muhtaç kimselere çok fazla yardımda bulunmuş, bu nedenle Iasoslular bir tanrıçaymış gibi onun adına kurbanlar kesmiş ve her yerde adını saygıyla anmışlar.

“Balık Pazarı” olarak isimlendirilen Roma anıt mezarı

Kıyıkışlacık merkezinin bulunduğu körfezden Iasos’un merkezinin bulunduğu yarımadaya artık giriş yapabiliriz. Bu yarımada, aynı zamanda surlarla çevriliymiş ve bu surların ilk defa MÖ 4. yüzyılda inşa edildiği tahmin ediliyor.  Tarih boyunca surlar çok defa elden geçmiş, bunların arasında el belirgini MS 3. yüzyılda Anadolu’yu kasıp kavuran Got akınları esnasında yapılmış. Ancak en büyük tahribat, 1887 yılında yapılan tarihsel katliamla gerçekleştirilmiş. Birazdan tiyatrodan bahsederken bu tahribattan bahsedeceğiz.

Surların arasından geçtikten sonra Iasos’un ana meydanı olan Agora ile karşılaşıyoruz. Şehrin oldukça karmaşık bir yer olduğundan bahsetmiştik, bu ana meydan ise Iasos’un en karmaşık yeri. Çünkü burada her dönemden bir şeyler bulunmuş. Öncelikle burada MÖ 2. binyılda Karyalılara ait parçalar bulunmuş, sonra merkezi Girit olan Minos Uygarlığı yıllarında inşa edilen bir yapı tespit edilmiş. Minos Uygarlığı’nı ve tüm Ege Havzası’nı haritadan silen Santorini’deki Thera Yanardağı’nın patlaması sonucunda şehir kalın bir kül tabakası ile kaplanmış (Yanardağ ile Iasos arasında kuş uçuşu 220 kilometre mesafe olduğunu belirtelim). Bu dönem yapı yıkılmış (MÖ 1650-1500 yılları arasına tarihleniyor). Sonra Miken Uygarlığı’na ait bazı parçalar da tespit edilmiş (MÖ 15-12. yüzyıllar arası). Ondan sonra buraya bir Agora (Pazar yeri) inşa edilmiş. 107×87 metre genişliğindeki bu Agora, uzun bir dönem şehrin merkezi olmuş. Hellenistik ve Roma yıllarında Agora’nın çevresine; tapınaklar, sütunlar, sunaklar, mezarlar ilave edilmiş. Bizans dönemine gelindiğinde Agora yavaş yavaş yer altında kalmaya başlamış ve üstüne binalar, kiliseler inşa edilmiş. MS 7-8. yüzyıllarda ise Agora’nın köşesinde Arap akınlarına karşı bir kale yükselmiş. Anlayacağınız bu meydan “matruşka” gibi, katmanları kaldırdıkça içinden yeni şeyler çıkan bir yer. Ama Agora’nın yanında bulunan Bouleuterion (Kent meclisi) yapısı olduğu gibi ayakta. Bir zamanlar Iasos’un şehir devlet olduğunu kanıtlayan bu yapı, aynı zamanda tiyatro olarak da kullanılmış ve sahnenin arkasında oldukça uzun sütunlar bulunuyormuş.

Matruşka gibi olan Iasos’un ana meydanı Agora ve Agora’nın yanında bulunan Bouleuterion yapısı.

Agora’dan yukarı baktığınızda şehrin zirvesindeki Akropol alanını görüyorsunuz. Başta “Acaba tırmanmalı mıyım” diye gözünüzü korkutan bu tepeye tırmanmak, sanıldığı kadar zor değil, sadece patikaları izleyin ve zemine dikkat edin yeter. Akropol’de bulunan bu kale ise oldukça yeni bir yapı sayılır. 14. yüzyılda Rodos Şövalyeleri tarafından inşa edilmiş ve Çelebi Mehmet (I. Mehmet) ile şövalyeler arasında imzalanan anlaşma sonrasında ortaya çıkmış. Kale zamanla yıkılmış ama birkaç duvarı hâlâ ayakta ve en yüksek noktadan oldukça güzel bir manzara ile karşılaşıyorsunuz.

Iasos Akropolü

Akropol’de bulunan Rodos Şövalyeleri kalesinden oldukça güzel bir manzara bulunuyor.

Iasos Körfezi’nin Akropol’den görüntüsü. Manzarayı dikkatli bir şekilde izlediğinizde yapılaşmaların arasında da eski dönemlere ait izler görüyorsunuz. Dolayısıyla Kıyıkışlacık’ın Iasos’un içinde kurulduğunu daha net bir şekilde anlıyorsunuz.

Akropol’un yakınlarında bulunan antik tiyatroya ilk gittiğimizde burada henüz bir kazı yapılmadığını sandık çünkü basamaklar görünmüyordu ama zeminin eğiminden burada bir tiyatro olduğu çok belliydi. Sonra bilgilendirme panosunu okuduğumuzda dehşete düştük çünkü 1887 yılına kadar tiyatro ayakta duruyormuş! Az önce surlardan bahsederken en büyük tahribatın bu yılda gerçekleştiğini belirtmiştik. 1887’de büyük bir zeka örneği sergilenerek (!) tiyatronun tüm taşları ve surların büyük bir kısmı sökülüp, İstanbul Bebek’te inşa edilecek yeni liman için götürülmüş! Aslında çok da kızamıyoruz çünkü dünyada 20. yüzyıla kadar tarihi eser bilinci yoktu ve antik eserlerin parçalanarak yeni binaların yapılması maalesef ki olağan bir durumdu. Bunun en güzel örneklerinden biri Bodrum’da yaşanmış. Rodos Şövalyeleri, antik dünyanın yedi harikasından biri olan Halikarnas Mozolesi’ni parçalayıp Bodrum Kalesi’ni inşa etmişler. Bu tarz örneklerin sayısı çoğaltılabilir ama yine de insanın içi cız etmiyor değil…

Olmayan tiyatronun MÖ 4. yüzyılda inşa edildiği ve kente Hristiyanlığın gelmesine kadar aktif olarak kullanıldığı tahmin ediliyor. Tiyatronun aşağısında yerleşim alanının izlerini ve Iasos’un balık deposu olarak kullandığı Sarıçay alüvyonlarını izleyebiliyorsunuz.

1887 yılında İstanbul Bebek Limanı’nın inşası için sökülen tiyatronun yerinde günümüzde yeller esiyor.

Tiyatrodan Güllük körfezi manzarası. Sağda tiyatronun aşağısında bulunan yerleşim alanını, solda limana ait olduğu düşünülen kemerli yapıyı izleyebiliyorsunuz. Karşıdaki düzlük alan, Milas-Bodrum Havalimanı’nın arkasında bulunan Sarıçay’ın alüvyonlarıyla oluşturduğu bölge. Alüvyonlarla dolmadan önce bu bölge, kent için balık deposuymuş ve Iasoslular balığa oldukça düşkünlermiş.

Tiyatrodan bir manzara daha. Aşağıda Artemis ve Zeus adına inşa edilen tapınak bölgesi bulunuyor. Karşıya baktığınızda maalesef Kıyıkışlacık’ta da saçma sapan inşaatların başladığını görmek mümkün. Muhtemelen bu manzara en geç on yıla tanınmaz hale gelecektir ve böylece özgün olan bir değerimizi daha kaybedeceğiz. Günümüzde bu bölge kuşlar için de önemli bir destinasyon. Sarıçay’ın oluşturduğu sazlıklar ve inşaat patlaması yaşanan Boğaziçi-Tuzla bölgesi, tam bir kuş cenneti ve bu kuşların bir kısmı Kıyıkışlacık’ın sahillerinde de takılıyorlar. Kontrolsüz yapılaşma ile bu kuş cennetinin de tehlikeye gireceğini söylemek mümkün.

Son olarak yarımadanın uç noktasına gelelim. Bu alanda da bir yerleşim yeri bulunuyor ve burada bulunan “Mozikler evi”nin Roma dönemine ait villa olduğu düşünülüyor.

Yarımadanın en ucunda ise Kıyıkışlacık’ın sembolü haline gelen ve denizin içine uzanan kule kalıntıları görülüyor. Bu kulenin tam karşısında başka bir kule daha bulunuyormuş. Yazının en başındaki uydu görüntüsünü dikkatli bir şekilde incelerseniz, bu kulenin de izinin görüldüğünü farkedeceksiniz ama şu an bu kısım tamamen deniz altında. Kuleler, Iasos’un limanının ağız kısmını kapatıyormuş, böylece giriş-çıkışlar kontrol edilebiliyormuş.

Kıyıkışlacık’ın sembolü haline gelen liman kulesi. Karşıda ise Güllük görülüyor.

SON

 

9984total visits,6visits today

Bir Cevap Yazın