İstanbul Blog 5: Sarayburnu & Topkapı Sarayı

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

 

Önceki yazımız “Sultanahmet Meydanı ve Çevresi” için buraya tıklayınız.

İstanbul Blog 5: Sarayburnu & Topkapı Sarayı

2. Sarayburnu (Topkapı Sarayı ve Çevresi): İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Aya İrini Kilisesi, Topkapı Sarayı Müzesi, Gülhane Parkı.

Sarayburnu, Yedi Tepe İstanbul’un ilk tepesi. Bu bölge aynı zamanda İstanbul’un en eski bölgelerinden biri ve tarih boyunca imparatorlara ev sahipliği yapmış. En son Osmanlılar buraya 1478 yılında 700 dönüm büyüklüğündeki Topkapı Sarayı’nı inşa etmişler ve imparatorluğu buradan yönetmişler.

Topkapı Sarayı’nın girişi, Ayasofya’nın arkasında bulunuyor ve saray, dört avludan ve Harem bölümlerinden oluşuyor. İlk avluda İstanbul Arkeoloji Müzeleri ve Aya İrini Kilisesi yer alıyor. Topkapı Sarayı Müzesi ikinci, üçüncü, dördüncü avluları ve Harem’i kapsıyor. Topkapı Sarayı’nın bulunduğu bölgeyi koştur koştur gezseniz bile bir günde zor bitirirsiniz. Ama daha detaylı gezmek isterseniz birkaç güne ihtiyacınız var.

Topkapı Sarayı’nın girişi Ayasofya’nın arka cephesinde bulunuyor ve sarayın, dört adet avlusuyla Harem bölümü var. I. Avlu’da İstanbul Arkeoloji Müzeleri ve Aya İrini Kilisesi yer alıyor. Gülhane Parkı ise sarayın çevresini süslüyor.

 

I. Avlu (Alay Meydanı) & Aya İrini Kilisesi & İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Ayasofya’nın arkasında, I.Avlu’ya girişte bir kapı (Bab-ı Hümayun) ve yanında da bir çeşme bulunuyor. Sultan III. Ahmet Çeşmesi olarak anılan bu yapı 1728 yılında inşa edilmiş ve Lale Devri’nden günümüze ulaşabilmiş nadir eserlerden biri.

Topkapı Sarayı’na girmeden hemen önce Bab-ı Hümayun Kapısı’ndan sola dönmenizi ve Ayasofya ile sarayın surları arasındaki Soğukçeşme Sokak’a bir göz atmanızı tavsiye ederiz. Oldukça güzel bir şekilde restore edilen bu sokağın sadece ortamı bile görülmeye değer.

Topkapı Sarayı’nın girişi: Sultan III. Ahmet Çeşmesi ve Hat Sanatı’nın örnekleriyle bezenmiş Bab-ı Hümayun (Saltanat Kapısı). Fotoğrafta görülen kapıdan sola döndüğünüzde Soğukçeşme Sokak’a ulaşıyorsunuz.

 

Topkapı Sarayı’nın ana giriş kapı olan Bab-ı Hümayun (Saltanat Kapısı)’un üzerinde Hat Sanatı’nın güzel birkaç örneği bulunuyor ve kapıda şunlar yazıyor:

Kapının en üstünde Hicr Suresi’nin 45-47. ayetleri yer alıyor. Bu ayetlerde sarayın bir cennet bahçesi olduğu ve yöneticilerin Allah’a karşı sorumluluk bilinci taşıyan adil kimseler olması gerektiği vurgulanıyor. Ayetlerin altında bulunan dikdörtgen şeklindeki hat yazısında ise Fatih Sultan Mehmet’e övgüler bulunuyor. Aşağıda bulunan tuğra Sultan II. Mahmut’a ait. Kapının sağında ve solunda bulunan, iki parça olan kitabeleri de sağdan sola okuduğunuzda şöyle yazıyor: “Sultan, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi ve dünyadaki bütün mazlumların da koruyucusudur”.

Kapının arkasına geçtiğinizde en üstte Hicr Suresi’nin ayetleri tekrarlanıyor, Fatih’e sunulan övgülerin izdüşümünde, Kur’an’dan bir ayet ile bu övgüler pekiştiriliyor. Yine iki parça olan kitabeyi sağdan sola okuduğunuzda “Apaçık gerçeğin sahibi Allah’tan başka ilah yoktur. Emin ve sözünün eri olan Muhammet, Allah’ın Resulüdür” yazıyor.

Avluya girdiğinizde geniş bir park alanı ile karşılanıyorsunuz. Bu park alanı, günümüzde olduğu gibi geçmişte de herkese açıkmış ve önemli törenlere ev sahipliği yaptığı için “Alay Meydanı” olarak da isimlendiriliyormuş. Bu önemli törenlerden bir tanesi de Fatih Sultan Mehmet’in cenaze töreniymiş.

I. Avlu’daki park alanı oldukça iyi düzenlenmiş. İnsanlar bu park alanında diledikleri gibi uzanıp, rahatlıyorlar ve şehrin ortasında doğayı, tarihle birlikte soluyabiliyorlar.

I. Avlu (Alay Meydanı)’dan görüntüler

Avlunun sonunda Topkapı Sarayı’nın asıl giriş kapısı olan Bab-üs Selam (Orta Kapı) yer alıyor ve buradan geçmeden önce müzeye giriş ücretini ödemeniz gerekiyor (Müzekart sahiplerine giriş ücretsiz).

İlk avlu herkese açıktır. İlk avluyu ikinci avluya bağlayan ve peri masalını anımsatan Bab-üs Selam Kapısı (Orta Kapı), aynı zamanda Topkapı Sarayı Müzesi’nin girişidir.

Topkapı Sarayı Müzesi’ne hemen girmeyelim, önce I.Avlu’daki görülecek yerleri tamamlayalım.

I. Avlu’da bulunan binaların çoğu, sarayın “ardiye”si olarak kullanılmış. Günümüzde ise avluda iki önemli yer bulunuyor:

 

Aya İrini Kilisesi

Bu önemli yerlerin ilki Ayasofya’nın kardeşi Aya İrini Kilisesi. “Kutsal Barış” anlamına gelen Aya İrini (Αγία Ειρήνη)’nin ismi, aslında bir katliamdan sonra konulmuş. Milattan sonraki ilk yüzyıllar, Hristiyanlar ile Paganların sık sık karşı karşıya geldiği dönemler. 4. yüzyılda yine farklı dinlere inananlar arasında çıkan bir ayaklanma sonucunda, Aya İrini’de üç binden fazla insan hayatını kaybetmiş ve kiliseye bu nedenle  “Kutsal Barış” ismi verilmiş.

Kilise ilk olarak ahşaptan, 4. yüzyılda, Büyük Konstantin tarafından inşa ettirilmiş. 532 yılında çıkan Nika İsyanı’nda kilise yıkılmış ve İmparator Jüstinyen tarafından yeniden inşa ettirilmiş. Kilise, aynı zamanda Osmanlı’nın ilk müzesi. Müze-i Hümayun (Askeri Müze) adıyla açılan müze, günümüzde Harbiye’deki Askeri Müze’de devam ettiriliyor.

Ayasofya’nın kardeşi Aya İrini (Kutsal Barış) Kilisesi. Alttaki fotoğrafta, kilisenin yanında Osmanlı Darphanesi bulunuyor.

Aya İrini Kilisesi’nin içinden görüntüler. Aslında yapı oldukça görkemli. Ama muhtemelen ziyaretçileri tavandan düşebilecek parçalardan korumak için gerilen tül, bu görkemi hissetmemizi büyük oranda engelledi. İçeriye giriş ücreti yüksek tutulmuş ve Müzekart geçerli değil.

 

İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Avluda bulunan diğer önemli yer ise İstanbul Arkeoloji Müzeleri. Bu müze, dünyanın en iyi müzelerinden biri olarak kabul ediliyor ve içerisinde bir milyondan fazla eser sergileniyor. Müze, 1892 yılında Osman Hamdi Bey’in katkılarıyla açılmış (Bkz. Lagina Kutsal Alanı ve Osman Hamdi Bey Konağı).

İstanbul Arkeoloji Müzeleri, üç ana kompleksten oluşuyor: 1) Eski Şark Eserleri Müzesi: Osmanlı İmparatorluğu sınırlarındaki ülkelerden (Yakın Doğu bölgesi) eserlerin sergilendiği müze, 2) Çinili Köşk Müzesi: 15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmet döneminde inşa edilmiş. Binada bulunan koleksiyonlardan çok, binanın kendisi daha çok ilgi çekiyor, 3) Arkeoloji Müzesi: Müzede sergilenen ve geçmişi 2600 yıl öncesine dayanan lahitler, müzenin en bilinen eserleri.

İçeri girer girmez sizi Eski Şark Eserleri Müzesi karşılıyor. Bu müzede Sümer, Babil, Asur dönemlerinden ilginç parçalar sergileniyor.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin ilk kısmı olan Eski Şark Eserleri Müzesi

Eski Şark Eserleri Müzesi

Babil Devleti’nin başkenti Babil’in anıtsal yapısı olan İştar Kapısı’nın kabartmaları. Bu kabartmalarda tanrıların kutsal hayvanları işlenmiş.

Bize göre bu tabletler müzedeki en ilginç parçalardandı. En soldaki tablette, dünyada bilinen en eski aşk şiiri bulunuyor. Şiir, Sümerce yazılmış ve MÖ 21. yüzyıla tarihleniyor. Ortadaki tablet, MÖ 18. yüzyılda Babilce yazılmış ve üzerinde Hammurabi yasaları yazıyor. Sağdaki tablet ise yine MÖ 18. yüzyıldan Babil döneminden bir çarpım tablosu görülüyor.

Eski Şark Eserleri Müzesi’nden çıkıp sola döndüğünüzde Çinili Köşk Müzesi’ne bağlanan patikada açık alanda tarihi eserler sergileniyor.

Eski Şark Eserleri Müzesi’ni, Çinili Köşk Müzesi’ne bağlayan patika.

15. yüzyılda Fatih Sultan Mehmet döneminde inşa edilen Çinili Köşk, İznik-Kütahya çinileriyle ve porselen koleksiyonuyla bezenen güzel bir müze.

Çinili Köşk’ün girişi

Çinili Köşk’ten görüntüler

Çinili Köşk’te bulunan 16. yüzyıla tarihlenen güzel bir çeşme

Artık üç binadan oluşan bu müze kompleksinin son kısmı olan Arkeoloji Müzesi’ne geçebiliriz. Bu bina, tüm müze kompleksinin en büyük yapısı. İnternetteki fotoğraflarına göre müzenin şahane bir girişi var ama biz gittiğimizde dış cephenin giriş kısmı restorasyonda olduğundan burayı göremedik. Bu nedenle müzenin girişini, internetten aldığımız bir fotoğrafla paylaşacağız:

İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin en büyük binası olan Arkeoloji Müzesi’nin dış cephesi. Bina, Alexander Vallaury tarafından Ağlayan Kadınlar Lahdi örnek alınarak inşa edilmiştir (Kaynak: www.istanbulkulturturizm.gov.tr)

 

Arkeoloji Müzesi, oldukça geniş bir koleksiyona sahip ve gez gez bitmiyor. Detaylı gezmek isteyenler bu binaya bir gün bile ayırsa zor yetiştirirler diye düşünüyoruz. Ama bu müzenin en çok ilgi çeken yeri de lahitler koleksiyonu. Özellikle de İskender Lahdi, bu eserler içinde en çok bilineni. Şansımıza İskender Lahdi restorasyon nedeniyle ziyarete açık değildi. Ama onun yerine en az İskender Lahti kadar görkemli olan (Belki daha da görkemli) ve dünyanın en büyük lahdi olarak bilinen Sidamara Lahdi’ni görme şansımız oldu. Lahdin üzerindeki işçilik o kadar güzeldi ki bakmaya doyamadık.

Arkeoloji Müzesi’nin en çok bilinen eserlerinden biri olan İskender Lahdi (Kaynak: www.aktuelarkeoloji.com.tr)

Sidamara Lahdi olarak bilinen bu muhteşem eser, 25 ton ağırlığında ve MÖ 3. yüzyıla tarihleniyor. Müzenin kurucusu Osman Hamdi Bey, büyük zahmetlere katlanarak eseri İstanbul’a getirebilmiş.

Müzede birbirinden güzel daha birçok lahit de vardı ve sizle paylaşacağımız fotoğrafları seçerken bir hayli zorlandık.

Müzede bulunan lahit örnekleri

Arkeoloji Müzesi’nden görüntüler

Üzerinde Medusa başı bulunan bir madalyon (Efes yazımızda Medusa’dan bahsetmiştik. O yazıyı okumak için buraya tıklayınız)

Bizans döneminde Haliç girişini kapatan zinciri tasvir eden bir tablo

400.000 yıl öncesinden bir taş

Fikirtepe, Kadıköy’de MÖ 6. binyılın sonundan parçalar

İmparator Augustus büstü (MÖ 27 – MS 14), Bergama (Pergamon)

Kadın ozan Sappho, İzmir (Smyrna)

İmparator Marcus Aurelius büstü (MS 2. yüzyıl), Bozüyük (Lamunia) (Aynı büst Efes Müzesi’nde de var. Efes yazımızı okumak için tıklayınız)

Yazımızın devamı olan “Topkapı Sarayı” için buraya tıklayınız…

 

 

4621total visits,11visits today

Bir Cevap Yazın