İstanbul Blog 6: Sarayburnu & Topkapı Sarayı (Devamı)

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

 

Önceki yazımız için buraya tıklayınız.

 

İstanbul Blog 6: Sarayburnu & Topkapı Sarayı (Devamı)

Topkapı Sarayı Müzesi

II. Avlu (Divan Meydanı)

Topkapı Sarayı, dünyanın çoğunun alışık olduğu Batılı saraylardan oldukça farklı bir mimariye sahiptir. Bu saraylar, tek bir dev binadan oluşur ve içleri oldukça süslüdür. Topkapı Sarayı ise parçalı bir komplekstir. Her binanın kendine ait işlevi vardır, bu nedenle göçebe Türk çadır kültürünün devamı gibidir. Ama içeride hem Batı’ya hem Doğu’ya hem de antik döneme ait elementler bulabilirsiniz.

Artık Bab-üs Selam Kapısı’ndan geçerek Topkapı Sarayı Müzesi’ni görmeye başlayabiliriz. Topkapı Sarayı, dört avludan ve Harem’den oluşuyor. Sarayın müzesi ise II., III., IV. avluları ve Harem’i kapsıyor.

Topkapı Sarayı’nın kuşbakışı görünümü

Topkapı Sarayı’nın haritası (I. Avlu bu haritada mevcut değil)

Üzerinde Kelime-i Tevhid yazan ve iki yanında peri masalını anımsatan kulelerin bulunduğu Bab-üs Selam Kapısı’ndan geçtikten sonra, I. Avlu’dan biraz daha ufak bir park alanı ile karşılaşıyorsunuz. Bu park alanı çepeçevre binalar ile sarılı. Kapıya sırtınızı verip sola dönerseniz önce Beşir Ağa Cami, sonra da Has Ahır’a varıyorsunuz. Has Ahır’da, padişahın atları bulunuyormuş. Çünkü Osmanlı zamanında padişahtan başka hiçkimse Bab-üs Selam Kapısı’ndan atıyla geçemezmiş.

Sarayın sınırları içinde ise ortalama dört bin kişi yaşıyormuş. Sarayın kalabalık nüfusuna ve çevredeki turistlerin gürültüsüne bakmayın. Eskiden burada yaşayan herkesin tek bir amacı varmış: Padişahı rahat ettirmek. Dolayısıyla saray ahalisi, padişahı rahatsız etmemek için çok sessiz olurmuş hatta zamanla çalışanlar arasında bir beden dili bile oluşmuş!

II. Avlu (Divan Meydanı)’dan görüntüler

Bab-üs Selam Kapısı’na sırtınızı verip sağa dönerseniz, tepesinde çok sayıda bacasıyla mutfakları göreceksiniz. Sarayın ünlü Osmanlı yemeklerinin pişirildiği bu mutfaklar, üç yüz kişi kapasiteliymiş ve mutfakların en sonunda bulunan Helvahane’de de tatlılar pişiriliyormuş. Günümüzde burada, mutfaklarda kullanılan araç-gereçler sergileniyor ve Çin-Japon porselenlerinin bulunduğu koleksiyon geniş yer tutuyor.

Bacaları ile dikkat çeken ve güzel bir porselen koleksiyonu bulunan saray mutfakları

Mutfaklarda sergilenen çok sayıdaki güzel örnekten sadece birkaçı

Şimdi yine Bab-üs Selam Kapısı’na sırtınızı verin ve karşınıza bakın. Burada II. Avlu’yu III. Avlu’dan ayıran Bab-üs Saade (Saadet Kapısı) bulunuyor. Bab-üs Saade’nin sol tarafında ise İstanbul’un silüetini süsleyen Adalet Kulesi bulunuyor. Adalet Kulesi’nin altında bulunan ve İznik çinileri ile donatılmış olan Divan-ı Hümayun (Kubbealtı), devlete ait konuların konuşulup kararların alındığı yermiş. Divanda vezirler, o dönemin başbakanı olan sadrazamın çevresinde otururlarmış. Divanın üst tarafında altından bir kafes göreceksiniz. Bu kafesin odaya bakan kısmında bir perde bulunuyormuş. Böylece, divanda olanlar, padişahın orada olup olmadığını bilemezlermiş ve sürekli tetikte kalmak zorunda olurlarmış.

Divan-ı Hümayun’un yanında, Dış Hazine binası bulunuyor. Bu bina, günümüzde Silah ve Saat Koleksiyonlarına ev sahipliği yapıyor.

Adalet Kulesi

Divan-ı Hümayun (Kubbealtı)’ndan mutfakların ve Bab-üs Saade (Saadet Kapısı)’nin görüntüsü

Devlete ait konuların konuşulup kararların alındığı Divan-ı Hümayun (Kubbealtı)

Padişah toplantıya geldiği zaman bu pencerenin arkasında toplantıyı dinlermiş ve toplantıdakiler, padişah orada olup olmadığını bilmediklerinden, sürekli tetikte olurlarmış.

 

Harem

III. Avlu’ya geçmeden önce yazımızı Harem kısmıyla bölmek istiyoruz. Çünkü Harem’in girişi, Divan-ı Hümayun’un yan tarafında, II. Avluda bulunuyor. Harem’i ziyaret etmek için ayrı bir giriş ücreti ödemeniz gerekiyor ve Müzekart geçerli değil.

Harem’e girmeden önce solda bulunan Zülüflü Baltacılar Koğuşu’nda bulunanların birçok görevi bulunuyormuş: Ordunun yolunu açmak, Harem ve Selamlık’ı temizlemek, tahtın taşınması ve kurulması, padişahın haberleşme işleri ve Harem içi hizmetleri görmek. Koğuş mensupları, Harem içi işleri görürlerken uzun yakalarıyla (Bu yakalara “zülüf” denirmiş) yüzlerini kapatıyorlarmış. Neden yüzlerini kapıyorlarmış derseniz, Harem’e yüzü açık olarak sadece padişahın kendisi ve hadım erkekler girebiliyormuş!

 Zülüflü Baltacılar Koğuşu’ndan görüntüler. Koğuştaki maketler oldukça başarılı bir şekilde yapılmışlar.

Harem, Osmanlı padişahlarının özel yaşamlarını sürdüğü yer. İçeride sadece padişahın eşleri, çocukları, cariyeleri, hizmetkarları ve güvenliği sağlayan kara hadımlar (Harem Ağaları) bulunabiliyormuş. Herhangi biri Harem sınırları içinden izinsiz geçmeye kalkarsa o kişi bir çuvalın içine konulup Boğaz’ın sularına atılıyormuş.

Harem sınırları içinde doğan çocuklar, sadece padişaha ait olabilirmiş. Bu nedenle güvenliği sağlayan kara hadımlar, hadım edilen siyahi erkeklerden oluşuyormuş. O yıllarda yapılan hadım işlemi yüzde yüz başarı ile sonuçlanmadığından, sadece siyahi olan hadımların kadınlarla temasına izin veriliyormuş. Böylece kısırlaştırma işlemi başarısız olan bir hadım, bir kadınla birlikte olduğunda doğan çocuğun renginden direkt padişaha ait olup olmadığı anlaşılabiliyormuş. Tabii çocuk siyah doğarsa kadının ve hadımın başlarına gelebileceklerini bir düşünün…

Harem içindeki kadınların da aralarında çok sıkı bir hiyerarşik düzen varmış ve buradaki kadınların çok büyük bir kısmı Müslümanlaştırılmış Hristiyan esirlerden oluşuyormuş. En alt tabakadaki kadınlara “cariye” deniyormuş. Padişah, bir cariye ile birlikte olursa cariye rütbe atlıyormuş ve “gözde” oluyormuş. Gözde olan cariye hamile kalıp, çocuk doğursa “ikbal/kadınefendi” oluyormuş. Doğan çocuk veliaht olursa, kadın en üst rütbenin bir alt rütbesi olan “haseki” olarak anılıyormuş. En üst rütbe ise padişahın nikahlı eşiymiş ve “Valide Sultan”mış. Harem’deki en güçlü kişi ise padişahın olmadığı zamanlarda Vali Sultan’ın kendisiymiş. Valide Sultanlar, pasif kadınlar değillermiş. Osmanlı tarihi boyunca padişah üzerinde söz sahibi olmuşlar. Hatta bunlardan bazıları padişahın kendisinden bile daha güçlü olup, devlet yönetiminde direkt söz sahibi olmuşlar. Bu Valide Sultanlar’dan bilinen en güçlüleri 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman’ın eşi, Ukrayna kökenli ve orijinal adı Rokselana olan Hürrem Sultan. Diğeri yine 16. yüzyılda II. Selim’in eşi ve Venedik kökenli Nurbanu Sultan. Bir başka diğeri ve belki de en güçlüleri, 17. yüzyılda yaşamış olan Boşnak kökenli ve orijinal adı Anastasia olan Kösem Sultan. Bu kadın sultanların örnekleri arttırılabilir. Ama bir kadının çocuğunun, zamanla taht üzerinde hak iddia etme ihtimali varsa, çocuk Harem içinde çok sıkı bir şekilde korunan ve kaçanın çok ağır bir şekilde cezalandırıldığı “kafes” isimli odalarda tutuluyormuş. Dolayısıyla hasekiler, kafesteki çocuklarıyla aynı binada yaşamak zorunda bırakılmışlar. Padişah öldüğünde ise yeni padişah kendi haremini kuruyormuş ve buradaki kadınlar Harem dışında bir şekilde yaşamlarını sürdürmek zorunda kalıyorlarmış. Ama yüksek rütbeli Harem kadınlarının çoğu, günümüzde Beyazıt’taki İstanbul Üniversitesi binasında bulunan Eski Saray’a gönderiliyorlarmış.

Tüm bu şartlar içinde Harem içinde ne türlü entrikaların dönebileceğini bir hayal edin. Aynı kast sistemindeki kadınlar birbirlerini ezmek için türlü oyunların içine girmişler. Zaten Harem’de gezerken dar koridorlardan, ufak pencerelerden oluşan ortamın her türlü entrikaya açık olduğunu hissediyorsunuz. Dolayısıyla birileri konuşurken, başka birilerinin bu konuşmaları duyması çok büyük bir ihtimal. Odalar, oldukça karmaşık bir düzene sahip ve bir odadan başka bir odaya geçmenin birkaç yolu bulunuyor. Tabii ziyaretçiler, sadece kendilerine işaretlenmiş alanlarda gezebiliyorlar.

Harem’in haritası

 Harem’in çeşitli yerlerinden görüntüler. Her yer dar koridorlarla ve ufak pencerelerle çevrili.

Harem’de çok sayıda oda bulunuyor ama bunların içinde en meşhuru Hünkâr Sofrası. Bu oda, Harem’in merkezi bir konumundadır ve yapının en büyük odasıdır. Hünkâr Sofrası, padişahların ve Harem ahalisinin eğlence, tören ve kabul salonuymuş. Gözleri bağlı erkek müzisyenler Harem kadınlarına burada konserler verirlermiş. Salonda bulunan tahtta padişah, yan tarafındaki alanda cariyeler hariç Harem’in kadınları, üst katta ise cariyeler bulunurmuş.

Hünkâr Sofrası’ndan görüntüler

Harem’in bir de bahçesi bulunuyor. Bu bahçe alanı, Haliç manzaralı ve tabii ki de insanların dışarıdan hiçbir şekilde göremeyeceği şekilde düzenlenmiş.

Harem’in bahçesi

Harem’den Kuşhane Kapısı’ndan çıkılıyor. Bu çıkış, III. Avlu’nun içinde bulunuyor.

 

III. Avlu (Enderun Avlusu)

Harem’in çıkışı II. Avlu’yu III. Avlu’ya bağlayan Bab-üs Saade (Saadet Kapısı)’nin yakınlarında bulunuyor. Size tavsiyemiz kapıya geri yürümeniz ve sırayla gezmeniz olacaktır. Zaten süslü Bab-üs Saade Kapısı size kendine otomatikman çekecektir 😊

Bu kapı, çok sayıda olaya şahitlik etmiş. Ölen padişahların cenazeleri buradan geçmiş, yeni padişahların taç giyme törenleri burada düzenlenmiş, yeniçeriler maaşlarını bu kapıdan almışlar, birçok bayram kutlaması yine bu kapının çevresinde olmuş.

Bab-üs Saade (Saadet Kapısı)

Bab-üs Saade’nin tam karşısında Arz Odası bulunuyor. Bu binada Divan toplantıları gerçekleştiriliyormuş ve yabancı ülke elçileri kabul ediliyormuş. Arz Odası’nın arkasında ise III. Ahmet Kütüphanesi bulunuyor.

Arz Odası

III. Avlu’nun II. Avlu’dan daha ufak olduğunu farkedeceksiniz. Burası aynı zamanda Enderun Avlusu olarak da isimlendiriliyor. Hatırlamayanlar için söyleyelim, Enderun sisteminde Hristiyan erkek çocuklar toplanıp önce Müslümanlaştırılıyorlarmış, sonra da oldukça yoğun bir eğitimden geçiriliyorlarmış. Bu çocuklar sonraki yıllarda yeteneklerine ve eğitim düzeylerine göre imparatorluğun çeşitli kademelerine yerleştirilmişler. Bu sistem, Fatih Sultan Mehmet döneminde uygulanmaya başlamış.

Avlunun ortasına geldiğinizde etrafınızın sütunlu galerilerle ve binalarla çevrili olduğunu farkedeceksiniz. Bu yapıların hepsi ayrı birer müze aslında. Bab-üs Saade’ye sırtınızı verdiğinizde, sol tarafta Harem’in Kuşhane Kapısı çıkışının yanında Saray Kütüphanesi (Ağalar Cami) bulunuyor, onun yanında Padişah Portreleri Sergisi, sol köşede Kutsal Emanetler Dairesi (Hasoda), karşıda Sergi Salonu, sağ köşede İç Hazine (Fatih Köşkü), sağda ise Padişah Elbiseleri (Seferli Koğuşu) sergisi bulunuyor.

Bu sergilerden özellikle İç Hazine ve Kutsal Emanetler Dairesi’nden bahsetmekte fayda var.

İç Hazine’de adından da anlaşılacağı üzere oldukça kıymetli aynalar, şamdanlar, hançerler, kılıçlar, tahtlar sergileniyor. Serginin en meşhur parçası ise dünyanın en büyük elmaslarından biri olan Kaşıkçı Elması.

Kutsal Emanetler Dairesi, Fatih Sultan Mehmet döneminden sonra padişahların, şezadeler ve vezirlerle eğlendiği odaymış. III. Murat döneminde oda, Kutsal Emanetler’in korunması için ayılmış. Bu sergideki parçalar, Müslümanlar için büyük önem taşıyor ve içeride gün boyu Kur’an okunuyor. İçeride Hz. Muhammet’e ait kılıç ve yay, Sakal-ı Şerif, dört halifeye ait kılıçlar, Musa’nın asası, Davut’un kılıcı ve Vaftizci Yahya’nın kafatası bulunuyor. Bu parçaların büyük bir kısmı Mısır’ın fethi sonrasında Yavuz Sultan Selim tarafından İstanbul’a getirilmiş.

III. Avlu (Enderun Avlusu)’dan görüntüler

Kaşıkçı Elması

 

IV. Avlu

Topkapı Sarayı’nın en keyifli avlusu da diyebiliriz. Avluda şahane bir manzara eşliğinde köşkler ve bahçeler bulunuyor.

Avlunun Harem’e yakın olan kısmında ufak bir meydan bulunuyor. Bu meydanı Bağdat Köşkü, İftariye Kameriyesi, Sünnet Odası ve Revan Köşkü süslüyor.

İftariye Kameriyesi ve Bağdat Köşkü

İftariye Kameriyesi ve kameriyeden Haliç manzarası

Havuzuyla ilgi çeken Revan Köşkü

Harika bir mimariye sahip olan Revan Köşkü’nün içinden geçip avlunun ortasına geldiğinizde güzel bir bahçe alanına çıkıyorsunuz. Bahçeden aşağıya inerseniz Kara Mustafa Paşa (Sofa) Köşkü ve Bağdat Köşkü’nin önündeki başka bir bahçe alanına çıkılıyor.

Revan Köşkü’nün içi

Revan Köşkü’nün yan tarafından güzel bir bahçe alanına çıkılıyor.

İlk fotoğrafta solda ve ikinci fotoğrafta Kara Mustafa Paşa (Sofa) Köşkü. İlk fotoğrafta ortada Bağdat Köşkü.

Ve son olarak hem avlunun hem de sarayın en doğu köşesine gidiyoruz. Burada Mecidiye Köşkü ve Sofa Cami bulunuyor. Mecidiye Köşkü’nde bulunan mermer terasta muhteşem bir İstanbul manzarası var. Burası, Boğaz’ın yarısına hakim bir noktada bulunuyor. Böylece İstanbul’un kalbinin ilk neden bu noktada filizlendiğini daha iyi anlıyorsunuz. Burası hem stratejik olarak çok iyi bir yerde hem de keyif yapmak için harika bir yer 😊

Mecidiye Köşkü ve Sofa Cami

Mecidiye Köşkü’nde bulunan mermer terasta İstanbul manzarası muhteşem

Mermer terastan güney yönü manzarası. Karşı tarafta Kadıköy ve sağ arkada Adalar görülüyor.

Mermer terastan kuzey yönü manzarası. Sağda Üsküdar ve önünde Kız Kulesi, ortada Birinci Köprü, solda Beşiktaş-Maslak arası bölge görülüyor.

Mermer terastan panoramik İstanbul manzarası

Topkapı Sarayı hakkında daha fazla bilgi almak için www.topkapisarayi.gov.tr sitesini ziyaret edebilirsiniz.

 

Gülhane Parkı

Gülhane Parkı’nın girişi Topkapı Sarayı’nın girişiyle bağlantısız ama bu parkı özellikle bu başlık altına yerleştirdik. Çünkü park, bir zamanlar Topkapı Sarayı’nın bahçesiymiş. 163 bin metrekarelik bu alan, şehrin ortasında bir vaha gibi. Ağaçların, çiçeklerin arasında gezinebiliyor ve kalabalık değilse şehrin gürültüsünden nispeten uzaklaşabiliyorsunuz.

Gülhane Parkı’na iki noktadan giriş var. Biri Topkapı Sarayı’nı Marmaray Sirkeci İstasyonu’na bağlayan cadde üzerindeki Alay Köşkü (1875)’nün yan tarafından, diğeri de Sarayburnu sahildeki Atatürk Heykeli (Türkiye’nin açık alana dikilen ilk Atatürk heykeli)’nin arkasından. İki nokta arasındaki mesafe yaklaşık bir kilometre.

Gülhane Parkı’nın Sarayburnu girişinde bulunan ufak Atatürk heykeli, Türkiye’nin açık alana dikilen ilk Atatürk heykeli olma özelliğini barındırıyor.

Atatürk heykelinin yakınlarında bulunan Piri Reis heykeli

Parkta, tarihi tam bilinmemekle birlikte 3. ya da 4. yüzyıldan kaldığı tahmin edilen ve Romalılardan günümüze hiç değişikliğe uğramadan gelebilen tek eser olan Gotlar Sütunu, ayrıca İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi bulunuyor.

  Gülhane Parkı’ndan görüntüler

Gülhane Parkı’nın girişine yakın bir noktada bulunan Atatürk Heykeli’nden Eminönü yönüne doğru yürürseniz dikkat çekici mimarisiyle Sepetçiler Kasrı (1643) ile karşılaşacaksınız. Aslında bu bina da Topkapı Sarayı’nın bir parçası. Padişahlar, Haliç’e ya da Boğaz’a gidecekleri zaman kayıklarına buradan binerlermiş. Ancak günümüzde binanın Yeşilay Genel Merkezi olması nedeniyle içini turistik olarak gezemiyorsunuz.

Sepetçiler Kasrı

Bu arada Sarayburnu’nun sahil kısmında (Sirkeci-Cankurtaran arası) da yürüyüş yapmanızı tavsiye ederiz. Burada yürürken bir tarafınızda tarihi şehir surları (Theodosius Surları), diğer tarafta güzel bir İstanbul manzarası size eşlik ediyor olacak 😊

 Sarayburnu’nun sahil kısmında yürüyüş yaparken, bir tarafınızda tarihi şehir surları (Theodosius Surları)…

…diğer tarafta güzel bir İstanbul manzarası size eşlik ediyor olacak.

Yazımızın devamı olan “Çarşılar Bölgesi – Laleli’den Eminönü’ne” için buraya tıklayınız…

17703total visits,5visits today

Bir Cevap Yazın