Kapadokya Blog 1/21: Kapadokya ve Kapadokya Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

Kapadokya Blog 1/21: Kapadokya ve Kapadokya Hakkında Bilinmesi Gerekenler

 

Kapadokya Nerede? Nasıl Ulaşılır?

Kapadokya, beş ilimizin sınırları içinde yayılan geniş bir coğrafyaya sahip ancak Kapadokya’nın çekirdeğini oluşturan bölge, Nevşehir’in 13 kilometre doğusunda bulunuyor. Bu bölge de 12 kilometre çapında daire şeklinde bir alanı kapsıyor.

Kapadokya, dört ilin ortasında konumlanmış durumda ve buraya havayoluyla ulaşmak için iki tane seçeneğiniz bulunuyor: Biri Gülşehir’de bulunan Nevşehir Kapadokya Havalimanı, diğeri de Kayseri Havalimanı. Her iki havalimanından da Kapadokya’ya servisler bulabilirsiniz. Biz direkt karayoluyla ulaşmayı tercih ettik ve Kapadokya’nın çevresindeki karayolları oldukça iyi durumdaydı.

Kapadokya her ne kadar beş ilin sınırlarına yayılsa da, Kapadokya’nın çekirdeğini oluşturan kısım Nevşehir’in 13 kilometre doğusunda bulunuyor. Mesafeleri Göreme’yi baz alarak işaretledik.

 

Kapadokya’nın Geçmişi ve Peribacaları

Dünyada “peribacaları” denince akla ilk gelen yer Kapadokya’dır. Halbuki peribacaları sadece Kapadokya’da bulunmaz. Tayvan, ABD, Kanada, Sırbistan, Yeni Zelanda, İspanya, Fransa ve Ürdün’de de peribacaları bulunur. Ama Kapadokya, kendine has peribacalarıyla dünyada tektir. Çünkü diğer ülkelerdeki peribacalarına sadece doğanın eli değmiştir ama Kapadokya’dakilere sadece doğanın eli değil, insan eli de değmiştir. Ayrıca, doğanın şaheserleri olan bu oluşumların bu denli yoğun bir şekilde dünyada gözlemlenebildiği tek yer Kapadokya’dır.

Deniz tatili yapmak istediğinizde Antalya’ya gidebilirsiniz, sonra değişiklik olsun diye bir Yunan adasına, hatta daha da değişik olsun diye İspanya’ya da gidebilirsiniz. Ama Kapadokya’nın dünyada başka bir alternatifi yoktur. Bir benzeri de yoktur ve tektir. Bize bu konuda çok önemli bir miras bırakılmıştır ve bize de ona gözbebeğimiz gibi bakmak düşer.

Bu nedenle Kapadokya’ya yapılacak bir seyahat, hem kültür hem de yürüyüş gezisidir. Deniz-kum-güneş üçlüsünün konforunu bu coğrafyada aramamalısınız, ararsanız büyük hayal kırıklığına uğrayıp geri dönersiniz. Ayrıca bu bölgeye kültürel bir seyahat yapmazsanız, sadece farklı peribacaları şekillerini görüp iki-üç gün büyülenip geri dönersiniz ve kendinize birşey katmamış olursunuz. Ama bu coğrafya size sadece manzara değil, başka birçok şey de sunar.

Ama gerçekte neresidir bu Kapadokya, önce buna bakmakta bir fayda var…

Persler bu bölgeye MÖ VI. yüzyılda “Güzel Atlar Ülkesi” anlamındaki “Katpatuka” adını vermişler. Sonradan bu isim değişerek Kapadokya’ya dönmüş. Romalılar, imparatorluklarını yönetimsel birimlere böldüklerinde geniş bir coğrafyayı Kapadokya Eyaleti olarak isimlendirmişler. Başkenti Kayseri (Kaisareia/Caesarea – Dikkatinizi çekelim, Kayseri’nin orijinal anlamı “Sezar’ın diyarı” anlamına geliyor) olan Kapadokya eyaleti, Doğu Karadeniz ve Gürcistan kıyılarını bile kapsıyormuş.

Roma eyaletlerinin günümüz Türkiye haritasındaki konumları. Kapadokya Eyaleti, Doğu Karadeniz ve Batı Gürcistan kıyılarını da kapsayan geniş bir eyaletmiş.

 

Günümüzde geniş anlamda Kapadokya, coğrafi olarak beş ilimizin sınırları içinde yer alıyor: Nevşehir, Aksaray, Kayseri, Niğde, Kırşehir. Kapadokya’yı meşhur yapan yapıların ve oluşumların büyük bir kısmı ise Nevşehir’de bulunuyor.

Geniş anlamda Kapadokya, beş ilimizin sınırları içinde yer alıyor.

 

Kapadokya’nın çevresinde bulunan Erciyes Dağı (3916 metre), Hasandağ (3268 metre), Melendiz Dağı (2963 metre) ve Göllüdağ (2142 metre) aktif yanardağlarmış. Bu dağlardan püsküren lavlar; platolar, göller ve akarsular üzerinde 100-150 metre kalınlığında farklı sertlikte tüf tabakaları oluşturmuş. Sonradan rüzgarlar ve sular milyonlarca yıl boyunca bu tüf tabakalarını şekillendirmeye başlamış. Yumuşak olan tabakalar aşınmış, sert tabakalar ise değişmeden kalmış. Böylece peribacası adı verilen ilginç oluşumlar ortaya çıkmış.

Sonra Kapadokya bölgesine insanlar yerleşmeye başlamışlar ve peribacalarına insan eli, emeği ve duygusu dokunmaya başlamış. Tarih boyunca da bu topraklar birçok halka ev sahipliği yapmış. Asurlular, Hititler, Frigler, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular, Osmanlılar derken günümüze gelinmiş. Burada yaşayan her halk Kapadokya’da birşeyler bırakmış. Günümüze ulaşan yapıların önemli bir kısmı ise Hristiyanlık’ın bölgeye gelmesiyle oluşmaya başlamış. Kapadokya coğrafyasında, volkanik tüften oluşmuş peribacalarının içinde Bizans kilise mimarisinden ve dinsel sanat tarihinden önemli bir devir sergilenmektedir.

Hristiyanlık ilk ortaya çıktığında Romalılar bu yeni dini şiddetle reddetmişler, hatta zaman içerisinde Hristiyanlık’ın uygulanmasını ve yaşanmasını yasaklamışlar. Ama bu insanları durdurmamış. IV. yüzyılda Kapadokya sınırları içinde olan Nyssa (Nevşehir), Kolonoeia (Aksaray), Kaisareia/Caesarea (Kayseri), Nakida (Niğde), Thermae (Kırşehir) kentleri Hristiyanlık için önemli bir dini üs haline gelmiş.

Romalıların baskısına dayanamayan Hristiyanlar, bu sefer Kapadokya’da bulunan peri bacalarını oymaya başlamışlar ve yeraltı şehirlerini genişletmişler. Aziz Büyük Basil’in dünya görüşünü benimseyerek manastır hayatına başlamışlar. Böylece Kapadokya, zulümden kaçan Hristiyanlar için devasa bir sığınak yeri olmaya başlamış. Bölgenin coğrafi özelliklerinden dolayı da burada yaşayanlar savaşlardan ve merkezi idarelerden uzak kalmayı başarabilmişler. Bu nedenle Kapadokya, doğanın tarihle bütünleştiği bir yer olmaya başlamış. Doğa Ana, milyonlarca yıl boyunca peribacalarını şekillendirmiş. İnsanlar bu peribacalarının içine evler, kiliseler, şapeller, yemekhaneler yerleştirmişler. Duvarlarını ise fresklerle süslemişler.

VIII.-IX. yüzyıllarda bazı Hristiyanlar, Müslümanlık’tan etkilenerek ikon karşıtı (İkonoklasm) bir hareket başlatmışlar. Hatta bir dönem Bizans kralları, kiliselerde ikonların kullanılmasını yasaklamışlar. İkon yanlıları ile karşıtları arasında bazı sıkıntılar yaşanmış ve bu dönem de birçok insan gelip Kapadokya’ya sığınmış. Çünkü Kapadokya kiliselerinde ikon yanlıları ve karşıtları bir arada, barış içinde ibadetlerini sürdürebiliyorlarmış.

XI. yüzyıldan sonra bölge sırasıyla Selçukluların ve Osmanlıların eline geçmiş. Burada manastır yaşayan insanların hayatlarına dokunulmamış ve Hristiyanlarla Müslümanlar Kapadokya’da yüzyıllarca uyum içinde yaşamışlar.

XVIII. yüzyılda Nevşehirli olan Damat İbrahim Paşa’nın döneminde Kapadokya bölgesine yatırımlar yapılmış. Nevşehir, Avanos, Gülşehir, Özkonak ve Ürgüp’te külliyeler, camiler ve çeşmeler inşa edilmiş.

1923 yılında Yunanistan ile Türkiye arasında gerçekleşen Nüfus Mübadelesi ile bölgedeki son Hristiyanlar, arkalarında güzel mimari yapılar bırakarak Kapadokya’yı terketmişler.

Kapadokya’da bulunan yeraltı şehirlerinden henüz bahsetmiyoruz. Konuya ileride değineceğiz.

 

Kapadokya Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Kapadokya’da yapılacak olan aktiviteleri dört ana başlık altında toplayabiliriz:

  1. Peribacalarını gözlemlemek,
  2. Vadileri dolaşmak,
  3. Kiliseler başta olmak üzere tarihi yerleri görmek,
  4. Yeraltı şehirlerini keşfetmek.

Kapadokya’ya geldiğinizde bol bol hareket etmeye ve tarihi yer görmeye hazır olun. Sadece peribacalarını görüp geri dönmek de bir seçenek ama bunu yaptığınızda Kapadokya’nın ruhunu yaşamamış olacaksınız. Öncelikle topuklularınızı, deri ayakkabılarınızı kenara bırakın. Rahat, tabanı tırtıklı spor ayakkabılarınızı giyin. Yoksa vallahi de billahi de ayağınızı kırarsınız 😊

Yürümenizi engelleyen ve sizi fiziksel olarak sınırlayan bir rahatsızlığınız olmadığı sürece Kapadokya’nın vadilerinde yürümek zorundasınız. Yoksa boşuna “Ben Kapadokya’yı gördüm” demeyin. Hatta mümkünse yanınızda dağ yürüyüşü için trekking bastonu götürün. Götürmezseniz de çok sorun değil, bizim gibi bir dal parçasını da baston olarak kullanabilirsiniz. Çünkü bölgenin zeminini kaplayan tüf tabakası oldukça yumuşak ve kaygan, dolayısıyla hiç ummadığınız bir anda kayıp düşebilirsiniz.

Bölgede karasal iklim hakim. Yani kışları aşırı soğuk, yazları aşırı sıcak oluyor. Gündüz ve gece arasında da aşırı sıcaklık değişimleri yaşanıyor. Biz Nisan’da gittik ve birkaç gün içinde 32C0 de gördük -1C0 de. İki gün önce üzerimizdeki tişörtler fazla gelirken ve şort giymek isterken, iki gün sonra giydiğimiz montlar bize yetersiz geldi ve tir tir titredik. Hatta son gün yola çıkmak üzere arabamıza gittiğimizde Nisan’ın ortasında camların buz tuttuğunu görüp şok geçirdik ve yola çıkmadan önce buz kıracağı ile önce buzları temizlemek zorunda kaldık! Dolayısıyla her türlü hava koşuluna hazırlıklı olmanız gerekiyor. Her mevsim her türlü iklimi yaşamanız mümkün ama yazın gidiyorsanız yanınızda mutlaka güneş koruyucu bir krem, şapka ve bol miktarda su bulundurmalısınız. Bize göre yazın ya da kışın ortasında Kapadokya’ya seyahat etmek çok mantıklı değil. Çünkü aşırı hava şartları bünyenizi fazlasıyla zorlayabilir.

Bölgenin karasal iklimi ve toprağının verimsiz olması nedeniyle bitki örtüsü oldukça zayıf hatta sıkıcı derecede zayıf. Ama doğa buna da bir çözüm bulmuş ve vadileri yaratmış. Vadilerin içine peribacalarını yerleştirmiş ve vadi içinden akan akarsular, vadi içinde apayrı bir ekosistem oluşturmuş. Dolayısıyla çöl gibi sıkıcı bir bozkırdan birdenbire yemyeşil bir vahaya ya da büyüleyici şekilleriyle peribacalarının bulunduğu bir yere giriyorsunuz. Eski insanlar da hiç üşenmeden, yılmadan yüzyıllarca bu peribacalarını oymuşlar ve içlerini süslemişler. Dolayısıyla bize dünyada eşi benzeri bulunmayan bir coğrafya bırakılmış.  Gezeceğiniz birçok yerde tuğladan yapılar göremeyeceksiniz, onun yerine malzemesi yumuşak olduğundan kolay işlenebilen ve bu nedenle içleri şekillendirilebilen peribacalarıyla karşılaşacaksınız. Eski insanlar bu oyma işlemini ustaca yapmışlar ve peribacalarının içlerinde apartman gibi katlar bile oluşturmuşlar! İnsanlar, bu evlerin bir kısmında 1950’li yıllara kadar da yaşamışlar!

Kapadokya bölgesinde güvercinlere ayrı bir ilgi gösteriliyor. Bunun da nedeni, bölgenin toprağının verimsiz olması. Eski insanlar güvercinlikler oluşturarak buralarda güvercinler beslemişler ve dışkılarını gübre olarak kullanıp topraklarını biraz daha verimli kılmaya çalışmışlar. Gelişen teknolojik imkanlar ile güvercin dışkılarına çok gerek kalmamış ama yine de geleneksel olarak güvercinlerin yeri, diğer kuş türlerine göre biraz daha farklı.

İslam inancında güvercin, aileye bağlılığın ve barışın, Hristiyanlık’ta ise Tanrı’nın Ruhu’nun simgesidir. Kapadokya’da bulunan hemen hemen bütün vadilerin yüksek kısımlarına güvercinlikler kurulmuş. Güvercinlikler, kayaların ya da peribacalarının üzerine ufak nişler şeklinde işlendiğinden vadi gezilerinde atlanabiliyorlar. Bazı güvercinliklerin çevresinde bulunan motifler ise görülmelerini kolaylaştırıyor.  Bugün güvercinlik olarak kullanılmış manastır ve kilise fresklerinin sağlam kalmasını güvercinlere borçluymuşuz. Güvercinlerin dışkıları sayesinde freskler, güneş ışınlarından ve insanlardan uzak kalmışlar.

Kapadokya’da gezerken çok sayıda tarihi yapı ve ören yeri ile karşılaşacaksınız. Her girdiğiniz yere ücret ödemeye kalkarsanız tatiliniz size çok pahalıya mal olabilir. Neyse ki bu yerlerin önemli bir kısmında Müzekart geçerli, dolayısıyla Kapadokya geziniz boyunca yanınızda mutlaka Müzekart taşımanızı tavsiye ederiz. Yoksa da oradaki müzelerin birinden temin etmeniz oldukça kolay.

Yazımızın devamı olan “Kapadokya’da Manastır Yaşamı & Özeleştiri” için buraya tıklayınız…

1521total visits,3visits today

Bir Cevap Yazın