Kapadokya Blog 20/21: 4. Bölge – Hacıbektaş & Hacı Bektaş-ı Veli

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

 

Önceki yazımız “Hacıbektaş Hariç 4.Bölge” için buraya tıklayınız.

Kapadokya Blog 20: 4. Bölge – Hacıbektaş & Hacı Bektaş-ı Veli

5. Hacıbektaş

Göreme’ye 57 kilometre uzaklıkta bulunan Hacıbektaş, çok önemli bir yapıya ev sahipliği yapıyor: Hacıbektaş Veli Müzesi. İlçede başka görülecek yerler de var ama biz soluğu direkt bu müzede aldık ve gördüklerimizle hissettiklerimiz, beklentilerimizin çok ama çok üzerindeydi.

Hacıbektaş Veli Müzesi, 1964 yılından beri müze olarak hizmet veren bir külliye yapısı. UNESCO Dünya Miras Listesi’ne aday gösterilen bir yer. Bu külliyeyi sadece tarihsel bir yapı olarak değil, aynı zamanda etkisini günümüzde bile sürdüren Bektaşilik’in dünyaya yayılmaya başladığı merkez olması açısından da önem taşıyor.

Hacıbektaş Belediyesi tarafından hazırlanan yerleşim haritası

Hacıbektaş Veli Müzesi’ni bulmakta biraz zorlandık. Çünkü navigasyonda müze için farklı yerler işaretlenmişti. Halbuki müzenin yeri oldukça kolaymış, Hacıbektaş’ın merkez meydanında bulunuyormuş. Ne olur ne olmaz diye müzenin haritadaki tam yerini de aşağıdaki haritada işaretledik:

Hacı Bektaş-ı Veli

Hacı Bektaş-ı Veli, 1248-1337 yılları arasında yaşamış, Türkistan’ın Horasan şehrinde doğmuş, Bektaşi dergâhını kurmuş olan büyük Türk-İslam düşünürüdür.

Hacı Bektaş-ı Veli, Hoca Ahmet Yesevi Okulu’nda birçok bilim dalı üzerinde eğitim gördükten sonra tüm Ortadoğu’yu gezmiş ve sonra o zamanki adı “Sulucakarahöyük” olan Hacıbektaş’a gelerek Bektaşilik öğretisinin temellerini atmış.

Hacıbektaş Veli Müzesi’nin girişindeki heykel

O yıllardaki şartları düşünün. 1071 yılında Malazgirt Savaşı ile birlikte Anadolu’ya kademeli olarak hakim olan Türkler/Selçuklular, Hristiyan yöre halkı ile karşı karşıya gelmişler. Selçuklular, Hristiyanlara karşı çıkmamış, hatta Hristiyanları özgürlükleri ve ibadetleri konusunda desteklemişler. Bir yandan da Müslümanlığı yaymak istemişler ama bunu yaparken şiddeti değil, sevgiyi kullanmışlar. Bu amaçla Anadolu’ya ve Kapadokya’ya Müslüman âlimler yerleştirilmiş. Böylece Hristiyanlığın önemli merkezlerinden biri olan Kapadokya halkına Müslümanlık ve Müslümanlar sevdirilmiş. O dönemler despot bir anlayışı olan Ortaçağ kiliselerinin yanında, Müslümanlar çok ılımlı bir yaklaşımda bulunmuşlar. Hacı Bektaş-ı Veli, Kapadokya’nın kuzeybatısında, Mevlânâ ise Kapadokya’nın güneybatısında öğretilerinin merkezlerini oluşturmuşlar. Böylece Kapadokya, dünyaya hoşgörü felsefesini yayan bir yer haline gelmiş. Bu öğretiler tüm Ortadoğu ve Balkanlar’a yayılmış. Selçuklular döneminde yerleştirilen bu hoşgörü ve anlayış kültürü sayesinde, Hristiyanlar ve Müslümanlar hep birlikte, barış içinde yaşamışlar. Dinler tarihinde de iki dinin böylesine iç içe görüldüğü bir dönem de bir daha hiç olmamış.

Hacı Bektaş-ı Veli’nin temeli hoşgörü olan; eşitlikçi ve insancıl bir düşünceye sarılan; Allah, kul ve kainat sevgisiyle yoğrulmuş bu öğretilerinin, 1948 yılında Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’yle neredeyse birebir örtüştüğü görülmüş.

Hacı Bektaş-ı Veli’nin dünyaya yaydığı mesajlar oldukça güzel. Bunların bir kısmı müze içinde sergileniyor. İçlerinde en çok ilgimizi çekenler şunlardı:

  • Erkek, dişi, sorulmaz muhabbetin dilinde,
  • Hakk’ın yarattığı her şey yerli yerinde,
  • Bizim nazarımızda kadın erkek farkı yok,
  • Noksanlık, eksiklik, senin görüşlerinde
  • Hararet Nar’dadır Sac’da değildir.
  • Hakikat Baş’tadır Tac’da değildir.
  • Her ne arar isen kendinde ara,
  • Kudüs’te, Medine’de, Hac’da değildir.
  • Ara bul,
  • Kadınları okutunuz,
  • İncinsen de incitme,
  • Murada ermek sabır iledir,
  • Her ne arasan kendinde ara,
  • Eline, diline, beline sahip ol,
  • Arifler hem arıdır hem arıtıcı,
  • Marifet ehlinin ilk makamı edebdir,
  • İnsanın cemali sözünün güzelliğidir,
  • Nefsine ağır geleni kimseye tatbik etme,
  • Hiçbir milleti ve insanı ayıplamayınız,
  • İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır,
  • Düşünce karanlığına ışık tutanlara ne mutlu,
  • Düşmanınızın dahi insan olduğunu unutmayınız,
  • Nebiler, veliler insanlığa Tanrı’nın hediyesidir.

XIII. yüzyılda sarfedilmiş bu sözlerin XXI. yüzyılda hâlâ uygulanmıyor oluşu ne kadar acı… Halbuki kendimizi değiştirmek oldukça kolay. Herşey aslında bir düşünce ötede…

 

Hacıbektaş Veli Müzesi

Yazımızın başında da dediğimiz gibi burayı sadece müze olarak gezmek ve düşünmek büyük hata olur. Müze olarak anılan bina aslında içinde dergâhın olduğu bir külliye yapısı. Burası aynı zamanda Bektaşilik öğretilerinin dünyaya yayılmaya başladığı merkez.

Dergâhın kendi içinde bir teşkilat sistemi varmış. “Ev”lerin başında “baba”lar, “baba”lara bağlı “can”lar (dervişler) faaliyet gösteriyormuş. Bütün babalar da Pir Evi’nde bulunan “Dede baba”ya bağlıymış. Bektaşilik öğretilerinde 12 sayısının özel bir anlamı varmış. On iki imam, on iki şart, on iki işlek… gibi. Günümüzde Bektaşilik öğretileri Alevilik ile bağdaştırılsa da biz bu öğretilerin mezhepsel kısmıyla değil, evrensel değerleriyle ilgileniyoruz.

Müze aynı zamanda Etnografya müzesi gibi de işlev görüyor çünkü içinde Bektaşi dergâhına ait günlük eşyalar, el yazmaları, hat örnekleri de sergileniyor.

Müzenin üç tane avlusu var. Şimdi bunları sırasıyla gezelim:

1. Avlu – Nadar Avlusu (Altın Avlu)

Müzenin ana giriş kapısı olan Çatal Kapı’dan girdiğinizde 1.Avlu’ya girmiş bulunuyorsunuz. Eskiden bu kapıda “Burası âşıkların Kâbesi’dir. Eksik gelen tamam olur” yazılıymış. Avlu, geniş bir bahçe görünümünde. Solda “At Evi”, sağda “Ekmek Evi” bulunuyor.

Eskiden üzerinde “Burası âşıkların Kâbesi’dir. Eksik gelen tamam olur” yazan, 1.Avlu’ya açılan ve müzenin giriş kapısı olan Çatal Kapı

Avluda en çok dikkat çeken eser Üçler Çeşmesi (Feyzi Baba Çeşmesi). Bu çeşme 1902 yılında yapılmış. Çeşmenin ortasında bulunan motif dikkatimizi çekti. Çünkü bu motif, günümüzde İsrail’in ve Yahudilik’in simgesi hâline gelmiş “Davut Yıldızı”nın çok benzeriydi. Nasıl Svastika (Gamalı Haç) sembolünün anlamı zamanla değiştirilmişse (Bu konudan Bali yazımızda bahsetmiştik. Buraya tıklayarak o yazıya ulaşabilirsiniz), “Davut Yıldızı” da zaman içinde anlam değiştiren bir sembolmüş. Bu sembol, tüm semavi dinlerince kutsal kabul edilmiş, hatta sembolün geçmişinin çok daha önceye, Tunç Çağı’ndan da eskiye dayanıyormuş. Farklı topluluk ve zamanlarda farklı anlamlar atfedilen bu sembol; bereket, güç, hikmet, ilahi himaye gibi birçok anlama gelmiş. Günümüzde Davut Yıldızı’nın altı ucunun her bir peygamberi (Musa, İbrahim, Harun, Davut, Yakup, İshak) temsil ettiği yönünde görüş de bulunuyormuş.

Selçuklular ve Osmanlılar, bu sembolü “Mühr-ü Süleyman Motifi” olarak isimlendirmişler ve motifin ortasına bir gül yerleştirip mimarilerinde sıklıkla kullanmışlar. Mühr-ü Süleyman Motifi’nin Bektaşilik’teki yorumu ise şu şekildeymiş:

Evrenin şifresi sevgidir ve sevgi, gül ile sembolize edilir. Motifin yukarı bakan ucu ateşi yani yanlışı, aşağıya bakan ucu suyu yani doğruyu temsil eder. Dolayısıyla hayat, yanlış ve doğruların çatışmasından ibarettir.

Üçler Çeşmesi ve Mühr-ü Süleyman Motifi

2. Avlu – Dergâh Avlusu (Meydan Avlusu)

Üçler Kapısı’ndan geçtikten sonra Dergâh Avlusu’na çıkıyorsunuz. Avlunun ortasında XX. yüzyılın başında yapılmış olan kare bir havuz bulunuyor.

2. Avlu – Dergâh Avlusu (Meydan Avlusu)

Havuzun sağında bulunan Aslanlı Çeşme, 1554 yılında yapılmış. 1853’te çeşmeye Mısır’dan aslan heykeli yerleştirilince çeşme bu isimle anılır olmuş. Bu çeşmeden akan suyun kutsal olduğu düşünülüyor. Müzenin girişinin çevresinde bulunan dükkanlardaki boş bidonlar da bu çeşmeden su doldurmak isteyenler için satılıyor. Bu dergâha gelmişken biz de herkes gibi sudan içiyoruz. Ayrıca suyun tadının oldukça lezzetli olduğunu da belirtmek isteriz.

Bu dergâha gelmişken Aslanlı Çeşme’den su içmeden ayrılmak olmaz.

Aslanlı Çeşme’nin önünde Kahveci Baba Mezarı bulunuyor. Kahveci Baba, mezarının özellikle böyle ayakaltı bir yerde olmasını vasiyet etmiş. Dergâhın etkin olduğu dönemde Kahveci Baba, her gün dibekte kahve dövermiş ve bunu yaparken çok ses çıkardığından dergâhın sükûnetini kaçırdığını düşünürmüş. Bu nedenle vefat etmeden önce şunu vasiyet etmiş: “Beni ayakaltında bir yere gömün. Ben yaşarken nasıl dergâhtakileri rahatsız ettiysem, yaşayanlar da ben öldükten sonra mezarıma basıp beni rahatsız etsinler”.

Kahveci Baba Mezarı

Artık avluda bulunan odalara giriş yapabiliriz. Bu odaların kapılarının hepsi alçak ve bunun da nedeni, başın eğilerek tevazu gösterilmesi.  Odadan ayrılanlar, sırtını dönmeden dışarı çıkarlarmış.

Aş Evi: Aslanlı Çeşme’nin yan tarafından girişi bulunan Aş Evi, dergâhın işlevi açısından en önemli yerlerden biriymiş. Bu ev, toplumsal dayanışmanın en önemli ve somut göstergesi olduğu kabul edilirmiş. Ev aynı zamanda ekim-dikim işleri, bağcılık, sebze-meyve yetiştiriciliği gibi tarımsal işlerden de sorumluymuş. Evde, Kara Kazan, halife kazanları, kantarlar, kandiller, mutfak eşyaları, Aş Evi Baba Odası, kiler odası, bulaşıklık, et soğutma dolabı, ocaklar ve yemek soğutma yeri gibi bölümler sergileniyor.

Aş Evi’nden görüntü. Odanın ortasında bulunan Kara Kazan, yeniçeriler tarafından kutsal kabul ediliyormuş.

Aş Evi Baba Odası

Meydan (Cem) Evi: Meydan Evi de dergâhın en önemli birimlerinden biri olarak kabul edilirmiş. Burası, Bektaşi yoluna girenlerin kabul törenlerinin yapıldığı, Cem törenlerinin gerçekleştiği, toplantıların düzenlendiği yermiş. Meydan Evi’nde oniki imamları temsil eden postlar, Hacı Bektaş-ı Veli ve Balım Sultan’ın portreleri, diğer Bektaşi önderlerine ait resimler, Taht-ı Bektaşi, Dedebaba-Baba-Dervişlerin fotoğrafları, mühürler, taçlar, dokuma örnekleri, şamdanlar, kandiller, müzik aletleri sergileniyor.

Odanın tavanı ise şahaneydi. Kırlangıç kuyruğu (Bingi) tekniği kullanılan bu tavan, dokuz kat gök kubbeyi temsil ediyormuş.

On İki İmam’ı simgeleyen postlar, tarikat yolunda bir aşamayı, bir makamı temsil ediyormuş ve her bir postun bir sahibi varmış. Hz. Muhammet’in soyundan (Ehl-i Beyt) gelen On İki İmamlar: Hz. Ali, İmam Hasan, İmam Hüseyin, İmam Ali bin Hüseyin, İmam Muhammet Bekir, İmam Cafer Sadık, İmam Musa Kazım, İmam Ali Rıza, İmam Muhammet Taki, İmam Ali Naki, İmam Hasan Askeri, İmam Muhammet Mehdi’ymiş.

Meydan Evi, Taht-ı Bektaşi, On İki İmam’ı temsil eden postlar ve dokuz kat gök kubbeyi temsil eden tavan.

Derviş giysisi ve eşyaları. Baştakine Hüseyn-i Taç, boyna asılı olan ve Bektaşilik yoluna bağlılığı ifade eden Teslim Taşı, kemer üzerine takılan Palenk Taşı, dervişlerin giysilerinin temel elemanlarından bazılarıymış. Tüm bu eşyalar On İki İmam’ı simgeleyecek şekilde on iki köşeliymiş.

Üstte Teslim Taşı, ortada ve aşağıda Palenk Taşı.

Bektaşi Babaları’nın kuşaklarına takılan, hizmet ve bağlılığı ifade eden Kamberiye.

Mühürler

Çerağ adı verilen ışık kaynağı, Allah’ın nuru olarak kabul edilirmiş ve törenlerde aydınlatma amaçlı kullanılırmış.

Meydan Evi’nde sergilenen diğer parçalardan örnekler.

Tekke Cami: Caminin, II. Mahmut’un Yeniçeri Ocağı’nı kapatıp, Bektaşiliği yasaklamasından sonra 1834 yılında inşa edildiği düşünülse de bazı kaynaklar ilk inşaatın 1520 yılında yapıldığını öne sürüyor.

 

 Tekke Cami

3. Avlu – Hazret Avlusu

2.Avlu’yu 3.Avlu’ya bağlayan Altılar Kapısı’ndan geçer geçmez sağda Atatürk rölyefi, karşınızda ise Pir Evi sizi karşılıyor.

Üstte, Altılar Kapısı. Altta kapının yanında bulunan Atatürk rölyefi.

Pir Evi

Pir Evi, birkaç kısımdan oluşuyor ve bu kısımlar, XIII.-XVI. yüzyıllar arasında peyderpey tesis edilmiş. Girişin sağında ve solunda oniki tane Dedebaba mezarı bulunuyor.

Pir Evi’nin girişi olan süslemeli Ak Kapı’dan geçerken dikkat edin. Çünkü yapının mimarı olan Yanko Medyan’ın vasiyetine uyularak kendisi Pir Evi’ndeki kapı eşiklerinin birinin altına gömülmüş. Bu nedenle kapı eşiklerine basılmadan geçilirmiş ve Yanko Medyan’ın, Ak Kapı’nın eşiğinde yattığı düşünülüyor.

Pir Evi’nin girişi ve Dedebaba mezarları

Pir Evi’ne girişi sağlayan Ak Kapı’nın eşiğinde, yapının mimarının yattığı düşünülüyor.

İçeri girdiğinizde sizi ufak bir hol karşılıyor. Bu holun karşısında Kırklar Meydanı’na açılan Kırklar Kapısı, sağında ve solunda ise Çilehane, Güvenç Abdal Türbesi ve Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi bulunuyor.

Çilehane (Kızılca Halvet), Hacı Bektaş-ı Veli zamanından günümüze ulaşan tek yermiş ve kendisi kırk gün kırk gece burada kalmış. “Çile”, dervişlerin manevi yetkinliğe ulaşabilmek için kendilerini dünyevî ihtiyaçlardan yoksun bıraktıkları içe kapanış dönemine deniyormuş. Çile ile nefsini terbiye eden kişi “Kâmil insan” durumuna ulaşıyormuş. Çilehane, 2×3 metre büyüklüğünde hücre biçiminde bir oda. Odanın yüksek kısmında bulunan ufak bir pencere, buranın tek aydınlatma aracıymış. İçeride ibadet araçları dışında hiçbir şey bulunmazmış, sadece yemek ve su dışarıdan veriliyormuş.

Güvenç Abdal Türbesi’nde Güvenç Abdal’ın kendisi, eşi ve kızlarının sandukaları bulunuyor. Gerçek adı Genç Abdal olan Güvenç Abdal’ın bu isminin, Hacı Bektaş-ı Veli’nin kendisine çok fazla güvenmesinden kaynaklanıyormuş.

Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi’ne Gök Eşik denilen kapıdan içeri giriliyor. Kare planlı ve oldukça yüksek bir tavana sahip olan bu odadaki motifler oldukça güzel ve içerisi Selçuklu mimarisinin izlerini taşıyor.

Kırklar Meydanı’na açılan Kırklar Kapısı ise Osmanlı ve Karamanoğlu mimarisinin izlerine sahip.

Ak Kapı’dan içeri girdiğinizde sizi karşılayan hol ve karşıda Kırklar Kapısı

Çilehane. Hacı Bektaş-ı Veli, kırk gün kırk gece bu hücrede kalmış.

 

Hacı Bektaş-ı Veli’nin sandukası ve türbede bulunan motifler

Kırklar Meydanı’na açılan Kırklar Kapısı

Kırklar Meydanı, ilk anda camiyi andırsa da aslında dervişlerin eğitim yeri. Duvarlardaki motifler ve tavanlar şahane. İçeride ipek halılar, sancaklar, hat sanatı örnekleri, resimler, Bektaşiliğe ait eşyalar, Hacı Bektaş-ı Veli’nin türbesinin orijinal gümüş kapısı, Kırkbudak şamdan, Hz.Ali’nin yazdığına inanılan Kuran-ı Kerim’den bir parça bulunuyor. Kırklar Meydanı’nda bulunan mezarlar ise Horasan Erenleri’ne ve dervişlere aitmiş.

Kırklar Meydanı’ndan görüntüler

 Kırklar Meydanı’nda sergilenen eserlerin ufak bir kısmı. Üstte, Hacı Bektaş-ı Veli’nin türbesinin orijinal gümüş kapısı, ortada Kırkbudak şamdan, altta Hat Sanatı’ndan güzel bir örnek.

Pir Evi’nden çıktığınızda 3.Avlu (Hazret Avlusu)’da Balım Sultan Türbesi isimli bir türbe daha bulunuyor ve bu türbenin yanında dergâh çalışanlarının mezarları sıralanıyor.

Balım Sultan, 1462-1516 yılları arasında yaşamış ve Hacı Bektaş-ı Veli’den sonra Bektaşiliğin en önemli ikinci ismi olmuş. Balım Sultan, dergâhın Dedebaba’sı olmuş ve Beltaşilik’i kurumsallaştırıp yaygınlaştırmış. Türbe, 1519 yılında Yavuz Sultan Selim’in komutanlarından Dulkadiroğlu Beyi Şeyhsuvar Ali Bey tarafından yaptırılmış.

 Balım Sultan Türbesi. Türbenin önünde bulunan karadut ağacı kutsal kabul ediliyor.

Balım Sultan Türbesi’nin içinden görüntüler

Yazımızın devamı olan “Kapadokya – Sonsöz, Gezi Rotası Önerileri” için buraya tıklayınız…

 

12055total visits,117visits today

Bir Cevap Yazın