Çine’den Milas’a (Alabanda, Alinda, Labraunda)

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

 

Çine’den Milas’a (Alabanda, Alinda, Labraunda)

Yazımıza başlamadan önce bu bölgede anlattığımız yerleri daha iyi anlamanız için Luvilerden ve Karyalılardan kısaca bahsetmemiz gerekiyor. Çünkü tarih ve arkeoloji bilgimiz arttıkça, Anadolu’da Hitit ve Hellen sandığımız birçok kültürel değerin aslında Güney ve Batı Anadolu’nun ilk halkları olarak bilinen Luvilerden geldiği görülüyor. MÖ 3.binlerde Anadolu’da bulunan Luvi halkına, Hellenlerin MÖ 1200’lerde eklenmeye başladığını da belirtelim.

Hititçe “ışık insanı” anlamına gelen Luvi halkı, hiçbir zaman merkezi bir devlet kurmamış. Bilim, sanat, felsefe, matematik ve mühendislik konularında dönemin çok ilerisindelermiş. Temasa geçtikleri Hititlere ve Hellenlere bu bilgileri aktarmışlar ve onların gelişmesine büyük katkıda bulunmuşlar.

Genelde Luvilerin uzantısı olan kabul edilen Karyalıların ise Güneybatı Anadolu’da uzun bir süre hüküm sürmüşlerdir. Karyalıların Hellenlerle yakın ilişkisi olmuş, Pers istilası sonrasında Hellen-Pers dünyaları arasında sıkışıp kalmışlar. Pers imparatoru, kolay yönetebilmek için topraklarını satraplara (eyaletlere) bölmüş ve imparatorluk, MÖ IV. yüzyılda Karya satraplığının yönetimini yine Karya kökenli olan Hekatomnos Ailesi’ne vermiş. O dönem Tanrıça Hekate’nin Karya ve Batı Frig coğrafyasında oldukça baskın bir inanış olduğundan Lagina / Hekate Kutsal Alanı yazımızda bahsetmiştik, dolayısıyla Hekatomnos “Hekate’nin oğlu” anlamına geliyor.

Satraplığın ilk kralı olan Maussollos, Karya’nın başkentini Mylasa (Milas)’dan Halikarnassos (Bodrum)’a taşımış ve krallık içinde dev inşaat projeleri başlatmış. Maussollos’un ölümünden sonra hem eşi hem de kardeşi olan Artemisia tarafından Bodrum’a  antik dünyanın yedi harikasından biri olan Halikarnas Mozolesi (Mozole kelimesi Maussollos’tan geliyor), kralın anıt mezarı olarak inşa ettirilmiş. Maussollos’un küçük kardeşi İdrieus ise abisinin başlattığı işleri tamamlamış. Ada, İdrieus’un hem eşi hem de kardeşiymiş. Beşinci kardeş Piksodaros da var, onu da Ada’ya musallat olmasıyla biliyoruz. Bu dönemden sonra ise Karya topraklarına Büyük İskender gelmiş ama bu kentlerdeki Hellenleşme hiçbir zaman yoğun olmamış.

Buraya kadar anlatılanları sindirebildiyseniz, bu yazımızdaki gezi rotamızı daha iyi kavrayabilirsiniz. Şimdi Çine’den yola çıkalım ve sırasıyla Milas’a doğru ilerleyelim:

Bu yazımızda Çine’den yola çıkıp sırasıyla Alabanda, Alinda ve Labraunda’yı ziyaret ediyoruz.

 

Alabanda

Çine’nin doğusunda bulunan Çine (Marsyas) ve Karpuz çayları, bu bölgede oldukça verimli ovaların oluşmasını sağlamış. Bu verimli ovaların yakınlarında ise Alabanda ve Alinda isimli iki antik kent ortaya çıkmış. Bu iki kentin de Luvilerden geldiği düşünülüyor çünkü Hitit kaynaklarına göre Alabanda’nın ismi Waliwanda, Alinda’nın ise ise İyalanda. Alabanda yakınlarında bulunan Tepecik Höyük’te de geçmişi MÖ 2000’lere uzanan Hitit varlığı kanıtlanmış. Dolayısıyla Hititleri oluşturan ana halk gruplarından biri olan Luvilerin bu bölgede şehirlerin kurması tezi güçlenmiş.

Sonradan Karya kentleri olan bu iki şehir hakkında maalesef çok fazla şey bilmiyoruz. Bulunan antik kayıtlarda da her iki şehir hakkında da çok az bilgiye rastlanmış. Ama hem Herodot hem de Strabon kısacık da olsa bu iki kentten bahsetmiş. Herodot, Alabanda’nın prestijli bir kent olduğundan, Strabon ise Alabanda’daki insanların lüks içinde yaşadığından ve kızlarının arp çaldığından bahsetmiş.

Alabanda isminin kökeni hakkında birkaç teori de bulunuyor. Bunlardan en çok kabul görenleri Karya ve Luvi dillerindeki karşılıkları. Çünkü Alabanda, Karya dilinde “Zafer atı”, Luvi dilinde “Ahırlı” anlamına geliyor. Ama bu konuda da net bir bilgiye sahip değiliz.

Hatta uzun yıllar bu iki kentin, antik dönemde bile ara yollarda kalması, çevrelerinde görkemli antik kentlerin bulunması ve eski kaynaklarda adlarından pek söz edilmiyor olması gibi nedenlerle fazla önemli olmadıkları düşünülmüş. Ama bu sav gün geçtikçe zayıflıyor çünkü siz de birazdan bize hak vereceksiniz, bu muazzam büyüklükteki şehirlerin önemsiz birer yerleşim yerleri olması mümkün değil.

Ancak Alabanda’nın söz söyleme ustalarını yetiştiren bir kent olduğu bilgisi kesin. Alabanda’dan çıkan hatipler, Cicero ve Julius Caesar’ı yetiştirmişler. Bu iki Roma liderinin de çok güçlü bir hitap yeteneği olduğu ve kitleleri bu hitap yeteneğiyle hipnotize ettiği biliniyor. İşte onların bu yeteneğinin arkasında Alabandalı hatipler bulunuyor.

Got ve Arap istilaları sonucunda Alabanda’nın şehir surlarının sınırları biraz daha ufaltılmış ve savunma güçlendirilmiş ama Bizans döneminde de Alabanda’nın önemli bir kent olduğu biliniyor. Bölgeye Türkler geldikten sonra da buradaki yaşam devam etmiş. Günümüzde Doğanyurt köyü, Alabanda’nın yapılarıyla iç içe bulunuyor ama Stratonikeia’daki gibi Osmanlı yapılarını Karya/Hellen yapılarıyla bir arada göremiyorsunuz. Durum biraz Herakleia’daki Kapıkırı köyü gibi olmuş yani antik yapılarla köy yapıları birbirinden ayrı takılıyor.

Alabanda’ya XVIII.-XIX. yüzyıllar boyunca birçok Batılı araştırmacı gelip incelemelerde bulunmuş. İlk kazı çalışması ise Osman Hamdi Bey’in kardeşi Halil Ethem Eldem tarafından 1904-1905 yılları arasında yapılmış. Buradan bulunan eserler günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde sergileniyor.

Çine Ovası’nın verimli arazine kurulmuş olan Alabanda Antik Kenti’nin sınırları, aşağıda görülen patikanın daha da ilerisinde sonlanıyormuş. Sonradan kentin sınırları ufaltılıp, savunması güçlendirilmiş.

Çine yolundan Doğanyurt köyüne bir patikayla giriliyor. Yolun kenarında bulunan bu kalıntılar, kentin ufaltılması esnasında Bizanslılar tarafından inşa edilmiş şehir duvarları. Yolun öbür tarafında ise Agora (Çarşı alanı), Bouleuterion (Şehir meclisi) ve ilk kent surları bulunuyor. Maalesef yol, Agora’nın tam içinden geçiyor!

Bizans surlarını geçtikten sonra köye varmadan göreceğiniz ilk kalıntılar Apollon Isotimos Tapınağı’na ait.

Apollon Tapınağı’nın karşısında bulunan Merkezi Hamam binası, Roma döneminde inşa edilmiş.

Köyün girişinden yukarı doğru tırmandığınızda Zeus Khrysaoreus Tapınağı (MÖ IV. yüzyıl) ile karşılaşıyorsunuz. Büyük İskender’den sonra gelen Seleukos döneminde Alabanda’nın ismi bir süreliğine Khrysaor olarak değişmiş. Tapınağın adı da buradan geliyor.

Doğanyurt köyü ile Alabanda Antik Kenti iç içe. Köyün merkezinde ise Antik Tiyatro bulunuyor.

Antik Tiyatronun panoramik görüntüsü

Antik Tiyatro, 6200 kişi kapasiteli. Hellenistik dönemde sahne gösterileri için inşa edilmiş, Romalılar tarafından revize edilerek gladyatör dövüşleri için kullanılmış. Tiyatro, 600 yıl boyunca birçok gösteriye ve dövüşe sahne olmuş.

Tiyatronun da yukarısında bulunan bu alan, Alabanda kentinin Akropolü ve ilk yerleşim yeri olarak biliniyor.

 

Alinda

Karpuzlu kasabasının üstünde bulunan bu antik kent, kasabanın bulunduğu ovaya hakim bir konumda ve oldukça görkemli bir görüntüye sahip. Ama Alinda hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz çünkü ilginç bir şekilde bu antik kentte şu ana kadar hiç kazı çalışması yapılmamış!

Alinda hakkında bilinen en net bilgi Prenses Ada hakkında. Artemisia’dan sonra yönetime geçmesi gereken Ada, en küçük kardeş Piksodaros tarafından ihanete uğramış ve Alinda’ya sürgüne yollamış. Böylece Karya yönetimi Piksodaros’a geçmiş. Ada ise Alinda’da yaşarken, kentin kapılarına Büyük İskender’in orduları dayanmış ancak her tarafı uçurumlarla ve yokuşlarla kaplı kenti ele geçirmek çok zormuş. Ada, kentin kapılarını İskender’e açmış ve aralarında bir anlaşma yapmışlar. Bu anlaşmaya göre, İskender Karya’nın başkenti Halikarnassos’u alacak, Ada da Büyük İskender imparatorluğuna bağlı olarak Karya’nın yöneticisi olacakmış. Büyük İskender bu öneriyi kabul etmiş ve böylece Ada, kraliçe olmuş.

1989 yılında Bodrum’da yapılan bir inşaat çalışması esnasında bir mezar odası ve lahit açığa çıkmış. Lahiti açan yetkililer, şu ana kadar hiç soyulmamış tek lahitle karşılaşmış ve yapılan incelemelerde içinden çıkan iskeletin Kraliçe Ada olduğu ortaya çıkmış (Ya da kraliçe olduğu düşünülmüş). İskelet plastinasyon yöntemiyle kaplanmış ve günümüzde Ada, “Karyalı Prenses” adıyla Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.

Alinda hakkında bildiklerimiz bu kadar. Ama bu kentte mutlaka çalışma yapılması gerekiyor ve çalışma yapılmadığı halde yapılar, yarım yamalak da olsa günümüze kadar ulaşmış. Bu yapılardan en büyüğü olan üç katlı stoa (sütunlu galeri) yapısı ise Karpuzlu semalarını süslemeye devam ediyor.

Karpuzlu kasabasının semalarını süsleyen üç katlı stoa yapısı

Alinda stoa’sı

Stoa’nın üst kısmında bulunan Alinda Akropolü

Akropol’den Karpuzlu ve ova manzarası

 

Labraunda

Labraunda’nın planı

Ege Bölgesi’nde yaşayanlar Labranda suyunu çok iyi bilirler. Özellikle ben küçükken Labranda’nın suyu, Ege’nin en güzel içme sularından biri olarak bilinirdi. Günümüzde de faaliyetine devam eden Labranda firmasının maalesef su lezzetinin eskisi kadar iyi olduğunu söyleyemeyeceğim. İşte o güzel suyun kaynağı Labraunda’dan geliyor.

MÖ I. yüzyılda Romalılar burayı Labranda olarak isimlendirseler de orijinal adı Labraunda. Labraunda, bir antik kent değil, kült merkezi. Çok az sayıda insan burada yaşamış bu nedenle Labraunda’yı antik kent olarak isimlendirmek çok doğru olmayacaktır.

Labraunda, MÖ IV. yüzyılda Hekatomnos ailesinden Mausollos ve İdrieus kardeşler tarafından inşa edilmiş. Mausollos, kült merkezinin inşaatına başlamış ama tamamlayamadan öldüğü için bu görevi İdrieus’a devretmiş. O zamandan bu yana Romalılar ve Bizanslılar da Labraunda’yı kült merkezi olarak kullanmışlar ama neredeyse hiçbir ilave yapmamışlar. Dolayısıyla Labraunda’ya geldiğinizde neredeyse saf kan bir Karya yapı kompleksiyle karşı karşıya kalıyorsunuz.

Maussollos’un çok sevilmeyen bir kral olduğu tahmin ediliyor çünkü kendisi dört kez suikaste uğramış. Bu suikastlerden bir tanesi Labraunda’da gerçekleşmiş ve kurtulduktan sonra Zeus’a olan şükranlarını iletmek için burada bir dizi inşaat projesini başlatmış. Mylasa’dan, Alinda’dan, Alabanda’dan gelen yollar Labraunda’ya bağlanmış. Özellikle Mylasa (Milas)-Labraunda arasındaki yol oldukça ferahmış. Sekiz metre genişliğinde olan bu taş yolun kenarlarında yağmur için su kanalları bulunuyormuş, 13 kilometre uzunluktaki yolda yaklaşık 40 tane çeşme ve güvenlik için gözetleme kuleleri inşa edilmiş. Günümüzde Labraunda’ya gittiğinizde girişte “Karya yolu” diye bir tabela görüyorsunuz ama yoldan geriye birşey kalmadığını görünce hayal kırıklığına uğruyorsunuz.

İster istemez Labraunda’yı Mylasa’nın kutsal alanı olarak düşünüyorsunuz çünkü Lagina, Stratonikeia Antik Kenti’nin kutsal alanıydı. Ama Labraunda, tüm Karya halkı için bir hac yeriymiş, sadece eski başkent Mylasa için değil. Dolayısıyla Labraunda’yı Lagina ile bağdaşlaştırmak çok doğru olmayacaktır. Yılın belli dönemlerinde tüm Karya halkı burada toplanıp dini ibadetlerini gerçekleştiriyorlarmış. İnsanlar buraya gelirken yanlarına erzaklarını ve çadırlarını da getiriyorlarmış. Bu kutsal günlerde kurbanlar kesiliyor, müzikler çalınıyor, şenlikler düzenleniyor, ziyafetler çekiliyor ve atletizm yarışmaları gerçekleştiriliyormuş. Dolayısıyla Labraunda’daki atmosfer bir “bayram” havasında oluyormuş.

Bu kültü merkezine iki noktadan giriş saptanmış. Girişler, stoa’lar ve hamamlar ile çevrelenmiş. Kült merkezinin merkezinde ise Zeus Tapınağı ve Andron’lar ile karşılaşıyoruz. Andron, “adam” anlamına gelen andras (άνδρας)’tan türeyen bir kelime. Başka bir deyişle “antik selamlık” demek 😊 Bu andronlara, önemli topluluk üyeleri, liderler ve rahipler girebiliyormuş. Ama Labraunda’nın asıl çekirdeğini oluşturan kısım, Labranda suyunun çıktığı kaynak ve kaynağın üstünde yıldırım tarafından ikiye yarılmışa benzeyen kaya bloğu olmuş. Bu kaya Mylasa’ya da tepeden bakan bir konuma sahip ve Maussollos ile İdrieus, kayanın içine rahiplere ait olduğu sanılan mezarlıklar yaptırmış. Biz gittiğimizde kapalıydı ama mezarlıkların da yukarısında “Akropol Hisarı” denilen bir yapı bulunuyordu. Bu hisarın yapılmasındaki amaç ise Labraunda’yı korumakmış.

Roma yıllarına gelindiğinde Labraunda, falcılık faaliyetlerinin yoğun bir şekilde gerçekleştirildiği bir yere dönüşmüş. Hristiyanlık’ın yayılmasıyla da bazı yerler kiliseye dönüştürülmüş ama Labraunda, kült merkezi olma özelliğini uzun yüzyıllar boyunca korumuş.

1948’den beri Labraunda’daki kazı çalışmalarını İsveçliler yapıyor. Niye kültürel ve tarihi değerlerimize biz sahip çıkmıyoruz anlayabilmiş değiliz ama İsveçliler sayesinde bu kült merkezi hakkında birçok bilgiye sahip olmuşuz, kendilerine buradan bizim yapmamız gereken ama yapmadığımız şeyleri adımıza yaptığı için teşekkür ederiz. Ancak açığa çıkarılanları bile korumayı beceremiyoruz çünkü çevredeki dağlar Stratonikeia’da olduğu gibi madencilik faaliyetleriyle delik deşik ediliyor…

Labraunda kült merkezinin doğusu. Bu alanda Propylon (Anıtsal giriş)’lar, Doğu Stoa, Doğu Kilise, Doğu Hamam bulunuyor. Bu alandaki yapıların birinin üzerinde “Mylasalı Hekatomnos oğlu İdrieus ithaf etti” yazıyor. Bu yazıyla İdrieus’un, abisi Mausollos’a gönderme yaptığı da düşünülüyor çünkü abisi başkenti Mylasa’dan Halikarnassos’a taşımıştı.

Propylon’lardan birinin rekonstrüksiyonu

Labraunda kült merkezinin batısındaki yapılar. Bu alanda üst terasta Zeus Tapınağı, çevresinde Andron yapıları, stoa’lar, hamam ve bölgede az sayıda insanın yaşadığı Teras Evler bulunuyor. “Antik selamlık” olarak da diyebleceğimiz Andron yapılarına, sadece önemli topluluk üyeleri, liderler ve rahipler girebiliyormuş ve içeride kurban etinden yemekler ve şaraplarla tanrılar adına ziyafetler çekiliyormuş.

Üst terastaki Zeus Tapınağı, Andron A ve Oikoi yapıları. A, B, C olmak üzere üç adet Andron yapısı tespit edilmiş. Fotoğrafta görülen A yapısında Zeus, İdrieus ve eşi Ada’nın heykelleri varmış. Bir alt terastaki Andron B’de ise Zeus, Maussolos ve eşi Artemisia’nın heykelleri bulunuyormuş. Oikoi yapısı ise rahip evi ve hazine odası olarak kullanılmış.

Labraunda’nın çekirdeğinde olan kısım. Yıldırım tarafından ikiye yarılmışa benzeyen kaya bloğunun altında Labranda suyunun kaynağı akıyormuş. Günümüzde de bu suyu kaynağı duruyor ama eskisi gibi akmıyor. Kayanın içine MÖ IV. yüzyılda anıt mezarlar oyulmuş ve içinde beş adet sanduka bulunuyor.

Anıt mezardan / kaya bloğundan görüntü. Bu noktadan tüm Labraunda kült merkezini ve aşağıda Karya’nın ilk başkenti Mylasa (Günümüzdeki Milas)’yı görebiliyorsunuz.

Kaya bloğunun içindeki anıt mezar

SON

 

6793total visits,21visits today

Bir Cevap Yazın