Doğu Likya : Arykanda, Rhodiapolis, Kumluca, Adrasan, Olympos, Chimera (Yanartaş), Phaselis, Olympos (Tahtalı) Dağı

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

 

Önceki yazımız için buraya tıklayınız.

 

Doğu Likya : Arykanda, Rhodiapolis, Kumluca, Adrasan, Olympos, Chimera (Yanartaş), Phaselis, Olympos (Tahtalı) Dağı

Bu yazımızda Arykanda, Rhodiapolis, Kumluca, Adrasan, Olympos, Chimera (Yanartaş), Phaselis, Olympos (Tahtalı) Dağı’ndan bahsedeceğiz.

 

Arykanda

Biraz sahilden uzaklaşalım ve Toroslar’a tırmanalım. Çünkü Finike ile Elmalı arasında bulunan Arykanda Antik Kenti, gerçekten çok güzel bir yer ve tarih severler için bir cennet.

Likçede Arykawanda, “yüksek kayalığın yanındaki yer” olarak anılan kent, Likya’nın en eski şehirlerinden biri. MÖ 2.binlerde kurulduğu düşünülüyor ve Türkiye’nin Delphi’si olarak biliniyor. Yunanistan’da bulunan Delphi, tüm Batılılar tarafından bilinirken, bırakın Batılıları biz bile bu antik kentin varlığını bilmiyoruz. Halbuki düzgün bir şekilde restore edip, etkili bir tanıtım yapsak Yunanistan’dan çok daha kadim antik kentlerimiz bulunuyor. Ancak maalesef elimizdeki değerlerin kıymetini dahi bilmiyoruz çünkü eğitim sistemimizin getirdiği hatalarla biz bu kentleri “gavur işi” olarak görürken, buradaki yerli halklarla karıştığımızı ve bu değerlerin aynı zamanda bizim de değerlerimiz olduğunu unutuyoruz/unutturuluyoruz.

Bu antik kente ulaşmak için Finike-Elmalı arasında bulunan Arif Köyü’ne gelmeniz ve ana yoldan bir kilometre yukarı çıkmanız gerekiyor. Araçla kentin eteklerine gelmeniz mümkün, sonrasında güzel bir yürüyüş/tırmanış sizi bekliyor olacak.

Antik kente ilk geldiğinizde buranın çok güzel gizlenmiş bir yer olduğunu farkediyorsunuz. Bu dönemdeki insanların şehri buraya kurmasındaki amaç, hem ormanın kamuflajından faydalanmak hem de şehri kolay savunabilmek olmuş. Kentin dik bir yamaca kurulması nedeniyle kamu yapıları teraslar üzerine inşa edilmiş ve burada bir Hellen ile Roma kentinde bulabileceğiniz tüm yapı grupları mevcut. Bu kadar sapa bir yerde bu kadar çok yapıyı görmek ise şaşırtıcı ama Roma döneminde Arykanda’nın oldukça zengin bir kent olduğu biliniyor.

İlgilenenler için Arykanda’nın haritası

Arykanda hakkında sayfalarca yazmak mümkün ama biz burada konuyu basitleştirmeye çalışacağız. Önce park yerinin olduğu alt terastan başlayalım:

Park yerinin ilerisinde bir grup bina göreceksiniz. Burada hamam yapıları ve nekropoller (mezarlık alanları) bulunuyor. Bu fotoğrafta görülen hamam yapılarının, manzaraya karşı yapıldığına dikkat edin. Arykanda’da aynı zamanda çok gelişmiş temiz ve kirli su kanal sistemi de bulunmuş. Dolayısıyla antik dönemde insanların yıkanırken manzaraya karşı keyif yaptığını da tahmin edebiliyoruz.

Hamamlardan Arykanda kentine genel bir bakış. Sağ tarafta kentin teraslar üzerine inşa edildiğini görebilirsiniz ve karşıda bir tapınak, bir bazilika ve Roma döneminde inşa edilen villaların kalıntıları bulunuyor.

Hamamların üstünde bulunan nekropol alanından görüntüler 😊

Nekropol yanındaki patikadan yukarı değil, patikanın köşesindeki basamaklardan yukarı doğru tırmanmaya başlıyoruz. Bir üst terasta Devlet Agorası ve hem meclis binası hem de ufak bir tiyatro olarak kullanılan bir yapı bulunuyor. Amacımız tepede bulunan tiyatro binasına tırmanmak ama şehrin hiçbir yerinde tiyatronun varlığına dair bir iz bulamıyoruz. Ancak biraz sabırlı olun çünkü yukarıda çok güzel bir şekilde kamufle olmuş bir tiyatro binası ile karşılaşacaksınız.

Arykanda tiyatrosu. Tiyatronun mimari özelliklerinden, bu yapının Roma’dan çok Hellen karakteri taşıdığını anlıyoruz ve muhteşem bir manzarası bulunuyor.

Tiyatronun en tepesine çıkarsanız yine bir üst terasta “I” şeklinde bir stadyum ile karşılaşacaksınız.

Tiyatronun üst terasında bulunan stadyum yapısının oturma yerleri ve kentin yaslı olduğu kayalar. Bu kayaların üstünde gözetleme kulesi de bulunuyormuş.

Yoruldunuz ama bitmedi, stadyum ile tiyatronun arasından devam eden patikadan dümdüz ilerleyin. Bir süre sonra başka bir agoraya çıkacaksınız. Ticari Agora olarak isimlendirilen bu meydanda Helios Tapınağı, Bouleuterion, mezarlar ve sarnıç yapıları var. Bu arada antik dönemde büyük kentlerde iki tane agora olduğunu da belirtelim.

Tiyatro-stadyum arasındaki patikadan Ticari Agora’ya yürürken şahane bir manzara size eşlik ediyor.

Ticari Agora’nın görünümü

Anlayacağınız Arykanda, değeri mutlaka anlaşılması gereken bir cevher. Aynı zamanda çevredeki dağlarda yaylalar da bulunuyor ve düzgün bir turizm politikasıyla bölgede kalkınma oldukça mümkün. Sadece yurtdışındaki imajımızı değiştirmemiz, akıllı bir turizm politikası izlememiz gerekiyor.

 

Rhodiapolis & Kumluca

Sera depolarımızdan biri olan Kumluca’ya hakim bir tepeden bakan Rhodiapolis’in uzun yıllar Rodos kolonisi olduğu, bu nedenle “Rodos Kenti” anlamındaki Rhodiapolis ismini aldığı düşünülüyordu. Ancak son yıllarda kentin geçmişinin daha eski olduğu ve adının da Wedrei ya da Wedreheni olduğu düşünülmeye başlandı.

Rhodiapolis, daha yeni yeni üzerinde çalışmaya başlanılan bir antik kent ve bu çalışmalarda buradan dünyanın en uzun Grekçe yazıtı çıkaltılmış. Opramaos isimli bir hayırsever adına yazılan yazıt 10 bin kelimeden oluşuyormuş. MS 141 yılında tüm Likya bölgesine ciddi zarar veren bir deprem gerçekleşmiş ve Opramaos da kolları sıvayıp Telmessos (Fethiye)’tan Pınara’ya, Ksanthos’tan Arykanda’ya, Oinoanda’dan Rhodiapolis’e önemli yatırımlar yapmış. Bu nedenle Likya halkı tarafından çok sevilen bir isim olmuş ve öldüğünde Rhodiapolis’te onun adına otobiyografi niteliğinde yazıtlardan oluşan bir anıt mezar oluşturulmuş.

Günümüzde bu antik kentin yeniden dikkatli bir şekilde elden geçirilmeli çünkü yapılan restorasyonların gerçekten korkunç olduğunu belirtmemiz gerekiyor.

Rhodiapolis’ten görüntüler

Rhodiapolis, Kumluca’ya hakim bir tepede bulunuyor ancak yapılan restorasyonun korkunç olduğunu da eklememiz gerekiyor. Ortada bulunan yapı, Opramaos adına yapılan anıt mezar.

 

Adrasan

Likya’nın güneydoğu köşesinde bulunan Adrasan da cennetten köşelerimizden biri. Bu cennetin her yerinden yeşillik fışkırıyor, her köşesinden sular akıyor ve her tarafı mis gibi koylarla çevrili. Medeniyetten uzak, sessiz sakin bir yer arıyorsanız Adrasan harika bir nokta. Ama lütfen burayı da inşaatla doldurup Bodrum gibi murdar etmeyin bir yerimiz de düzgün kalsın.

Adrasan

Adrasan Plajı. Çevrede başka huzurlu koylar da bulunuyor.

 

Olympos

Çıralı ile komşu olan Olympos Antik Kenti’nin girişinde arabaların da geçebildiği ama bizim gibi çoğu insanın cesaret edip de giremediği bir çay karşılıyor sizi. Yaz aylarında çayın debisinin azalmasıyla araba geçişinin daha kolay olacağını tahmin ediyoruz ama hiç sorun değil, çayın girişine aracınızı park ederek ve birkaç yüz metre sonra antik kentin girişine varabilirsiniz.

Antik kent, denize 700 metre mesafede başlıyor ve buraya ulaşmadan önce bungalovlardan ve restoranlardan oluşan ufak bir mahalle ile karşılanıyorsunuz. Ortam ise oldukça güzel. Bir vadinin arasından akan Olympos ya da Alakır isimli çay, yemyeşil tepeler ile sarılı. Antik kent de bu çayın sağında solunda sıralanıyor.

Olympos’un da Phaselis gibi bir Dor koloni kenti olduğu tahmin ediliyor. Sonradan Hellenleşmeye başlayan kent, MÖ 77’den sonra Roma’nın kontrolüne girmiş ve bu dönemden sonra yoğun kentleşme yaşanmış. Günümüzde antik kentte gördüğümüz yapıların çoğu ise Bizans döneminde inşa edilmiş.

Olympos ve Çıralı, bu muhteşem manzaranın sahilinde bulunuyor.

Antik kent, yemyeşil bir vadide bulunuyor ve bu vadiden Olympos (Alakır) Çayı geçiyor.

Antik kentin girişinde bulunan nekropol (mezarlık) bölgesi. Roma ve Bizans döneminde bu alana mezarlarla iç içe olacak şekilde dükkanlar ve evler inşa edilmiş.

Denize inerken sol tarafta bulunan ufak çayı izlediğinizde nekropol alanının devamını göreceksiniz. Bu alanda da tarih, doğayla iç içe.

Yine bu alanda bulunan bir lahit. Antimachos Lahdi olarak isimlendirilen bu anıt mezar MS 2.yüzyıla tarihleniyor, üzerinde bulunan hayat ağacı motifi ise MÖ 3.binlerden yani Sümerlerden beri kullanılıyor ve yaşam ile ölüm arasındaki değişmez döngüyü tarif ediyor.

Çayın karşı tarafında bazilika, hamam ve tiyatro yapıları bulunuyor. Antik kentte ayağa kaldırılması gereken çok sayıda yapıda var çünkü MS 6-7.yüzyıllarda gerçekleşen savaşlar, depremler, veba salgınları ve Arap akınları kentin yerle bir olmasına neden olmuş ve biz bu kentin aslında sadece az bir kısmını görebiliyoruz.

Çayın karşısında bulunan tiyatro yapısı ağır tahribata uğramış. İlk tahribat, MS 2.yüzyılda gerçekleşen depremle olmuş ama asıl tahribat, tiyatrodaki blokların Bizanslılar tarafından yapı malzemesi eldesi için kireç ocaklarında eritilmesiyle gerçekleşmiş.

Çayın ortasında bulunan bu kalıntı, burada bulunan köprünün son parçası. Köprü, ilk olarak Roma döneminde inşa edilmiş ve depremle yıkılmış. Bizanslılar köprüyü çevredeki devşirme malzemeler ile tekrardan inşa etmişler.

Antik kentin denizle buluştuğu yerde “Liman anıtsal mezarları” bulunuyor. MS 2.yüzyıla tarihlenen bu lahitin üzerinde şunlar yazıyor:

“Son limana girdi demirlendi gemi, çıkmamak üzere

Çünkü ne rüzgardan ne de gün ışığından medet var artık

Işık taşıyan şafağı terk ettikten sonra Kaptan Eudemos

Oraya gömüldü gün misali kısa ömürlü gemisi, kırılmış bir dalga gibi.“

Antik kentin denizle buluştuğu bu noktada bir zamanlar liman bulunuyordu.

Plajın sol tarafında bulunan antik kentin Akropol alanının silüeti, Yüzüklerin Efendisi ya da Taht Oyunları gibi fantastik bir seriden fırlamış gibi görünüyor. Plajın ilerisinde ise Çıralı bulunuyor.

Ve artık kendinizi Akdeniz’in güzel sularına emanet edebilirsiniz 😊

 

Chimera (Yanartaş)

Chimera’ya Çıralı’dan giden bir ara yol ile ulaşılıyor. Aracınızı park ettikten sonra ise yaklaşık 1 kilometre yokuş tırmanmanız gerekiyor. Bu tırmanışın zorluğu Büyükada’daki Aya Yorgi Kilisesi yokuşuna benziyor ama buradaki patika daha basamaklı ve engebeli. Tepeye vardığınızda ise tüm yorgunluğunuzu unutuyorsunuz çünkü burada yerden doğal olarak binlerce yıldır alevler çıkıyor! Tabii böyle bir yerin hikayesinin olmaması da imkansız:

Homeros’un efsanesine göre Bellerophontes, kanatlı atı Pegasos ile Chimera isimli korkunç yaratığı buranın altına gömmüş. Çıkan alevlerin ise Chimera’nın yerin yedi kat altından çıkardığı alevler olarak düşünülmüş.  Bu nedenle Chimera ateşinin yandığı alan antik dönemde kutsal olarak görülmüş, buraya Hephaistos’a ait bir tapınak inşa edilmiş. Yine bu dönem atletler, Chimera’nın kutsal ateşiyle yaktıkları meşalelerini, koşarak Olympos’a getirmişler ve böylece Anadolu’da bilinen ilk Olimpiyat oyunları gerçekleşmiş. Bölgenin Hristiyanlaşması da buranın kutsallığını ortadan kaldırmamış. Roma döneminde alana inşa edilen bir şapel ise bu durumu kanıtlar nitelikte.

Chimera’ya tırmanış 1 kilometre sürüyor. Biraz zorlayıcı olduğunu kabul etmeliyiz.

Güzel yurdumuzun ilginç yerlerinden biri olan Chimera’dan binlerce yıldır alevler çıkıyor.

Chimera’da çok güzel bir manzara da var ve alt terasında Hephaistos Tapınağı bulunuyor.

Bu kadim alevin ısıttığı taşa sırtını dayamış şirin bir dostumuz 😊

 

Phaselis

Oldukça keyifli bir antik kent ile bir aradayız. Phaselis, Tekirova ile Çamyuva arasında bulunuyor ve ören yerine girdikten bir kilometre sonra sahil kenarına ulaşıyorsunuz. Giriş ücreti ise biraz pahalı gelebilir ama verdiğiniz her kuruşa değdiğini düşünüyoruz (Müzekart ile ücretsiz) çünkü hem denize girip hem de tarihi soluyabileceğiniz harika bir ortama sahip Phaselis.

Ören yerine girdikten sonra ormanlık alanın tarumar olduğunu görünce şaşırdık ve yetkililere sorduğumuzda kışın burada hortum çıktığını, bu nedenle dev ağaçların bile kökünden ayrıldığını söylediler. Çünkü gerçekten de bu ağaçlar insan eliyle yıkılmış gibi görünüyordu ve hortumun yıkıcı gücünü bizzat gözlemlemek bizi çok şaşırttı.

Phaselis, bir yarımada üzerine kurulu. MÖ 7.yüzyılda Rodos’tan gelen kolonicilerin kenti kurduğu düşünülüyor. MÖ 333 yılında ise Phaselis, Büyük İskender’e ordusuyla birlikte ev sahipliği yapmış. Bölgenin zengin coğrafyası da bu dev orduyu besleyebilmiş. Şehirde bulunan yapıların büyük çoğunluğu Roma ve Bizans dönemlerinden geliyor. 13.yüzyıldan sonra da kent tamamen terk edilmiş.

Phaselis Antik Kenti, bir yarımada üzerinde kurulu, yarımadanın çevresinde üç tane liman bulunuyor ve günümüzde bu limanlar plaj olarak kullanılıyor. Burada Orta Liman’ı görüyorsunuz.

Phaselis’in agoralar, hamamlar ve tiyatro ile çevrili olan ana caddesi. Caddenin sonunda MS 129’da Roma İmparatoru Hadrian’ın kenti ziyareti anısına yerleştirilmiş anıtsal kapının kalıntıları bulunuyor.

Phaselis tiyatrosu, bir çok antik tiyatronun aksine denize değil, antik dönemde kutsal kabul edilen Olympos (Tahtalı) Dağı’na bakıyor.

Phaselis’in Güney Limanı’ndan görüntüler

 

Olympos (Tahtalı) Dağı

Beydağları’nın zirvesinde bulunan Olympos Dağı, 2365 metre yüksekliğe sahip. Antik dönemde kutsal kabul edilen dağa ise teleferikle çıkılabiliyor ve burada bir kayak merkezi de bulunuyor. Ayrıca tepeden yamaç paraşütüyle de atlamak mümkün.

Teleferiğe gittiğimizde maalesef yıllık bakımdaydı, bu nedenle biz de dağa en yakın köy olan Beycik’e gidelim dedik. Beycik’ten de manzara oldukça güzeldi ancak istediğimiz rakımı bize sunmadı. Bir daha Likya’ya gidersek Olympos Teleferik ilk ziyaret edeceğimiz yerlerden biri olacak. Bu arada bölgede doğa severler için çok sayıda yürüyüş parkuru olduğunu da belirtelim.

Olympos Dağı’nın yanında bulunan Beycik köyü.

Olympos Antik Kenti’nden Olympos Dağı. 2365 metre yüksekliğindeki dağa teleferikle çıkmak mümkün.

SON

8347total visits,29visits today

Bir Cevap Yazın