Dev stadyumlu antik kent: Magnesia (Ad Meandrum)

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

Magnesia (Ad Meandrum) 

Magnesia isimli bu yerleşim yerinin adının, Manisa’daki Magnesia ile karışmaması için Ortaklar’dakine Magnesia ad Meandrum (Menderes Nehri’nin kıyısındaki Magnesia), Manisa’dakine ise Magnesia ad Sipylos (Spil Dağı’nın yanındaki Magnesia) adı verilmiş. Biz burada uzun uzun Magnesia ad Meandrum demek yerine kısaca Magnesia diyeceğiz.

Magnesia, Ortaklar (Aydın)’ın dört kilometre güneyinde bulunuyor. Hatta Ortaklar-Söke karayolu, antik kentin tam içinden geçiyor! Ancak Magnesia’nın çevresinde daha fazla ün yapmış antik kentlerin bulunması, buranın gölgede kalmasına neden oluyor.

Ama Magnesia’dan önce Ortaklar’dan da bahsetmek gerek. Çöp şişi ile meşhur olan Ortaklar’da bu lezzeti tadabileceğiniz birçok seçeneğiniz mevcut, mutlaka birine oturup karnınızı doyurmanızı tavsiye ederiz. Ortaklar ile Magnesia arasında ise ortak bir nokta var: Her ikisi de daha büyük yerleşim yerleri arasında bir durak noktası olması. Nasıl Ortaklar’da çöp şiş için duruyorsanız, antik zamanda da insanlar daha büyük yerleşimlere giderken Magnesia’da bir soluklanıyorlarmış 😊

Magnesia Antik Kenti, Aydın’a bağlı Ortaklar’ın dört kilometre güneyinde, Ortaklar-Söke karayolunun üzerinde bulunuyor.

 

Magnesia tarihine baktığımızda çok iddialı bir şehirle karşı karşıya değiliz. Genelde kendi halinde, sessiz sakin tarımcılıkla yaşayan bir antik kentmiş. Halbuki yakınlarındaki Efes, Priene, Smyrna, Miletos öyle değildi. Hepsi birbirinden görkemliydi, zengindi, herşeyden önce denizleri vardı. İnsan bu nedenle düşünmeden edemiyor: Neden komşu antik kentlerin hepsi deniz kenarındaymış da Magnesia karadaymış?

Bu sorunun cevabını vermeden önce Batı Anadolu’ya Yunanistan’dan MÖ XIII-XII. yüzyıllarda gerçekleşen göçlerden bahsetmekte fayda var. Aioller, İonlar, Dorlar tarafından gerçekleşen bu nüfus hareketliliği tarihte Deniz Kavimleri Göçü ya da Ege Göçleri olarak biliniyor.

Bir Hellen boyu olan Aioller, Yunanistan ana karasından göç edip Çanakkale ve Foça’nın kuzey kısmını mesken tutmuşlar. Yine bir Hellen boyu olan İonlar, Atina’dan gelmişler ve Foça-Kuşadası hattını kolonize etmişler (Günümüzde İzmir-Aydın toprakları). Dorlar ise Yunanistan’ın güneyindeki Mora Yarımadası’ndan gelip Kuşadası-Köyceğiz arasındaki topraklara yerleşmişler (Günümüzde Muğla toprakları). Ama Dorlar, Hellen değil, Doğu Avrupa’dan gelen barbar bir kavimmiş ve hem Aiollerin hem de İonların bu göç hareketine neden olmuşlar.

Bu boylar arasında özellikle İyonlar, denizle bağlantılarını hiç koparmamışlar ve yerleştikleri yerde bir limanın olmasına özen göstermişler. Aiollerde ise denizle ilgili bir takıntı bulunmuyormuş, deniz ticareti konusunda da bir iddiaları yokmuş. Şimdi tekrardan aynı soruyu sorduğunuzu duyar gibiyiz: “Madem İzmir-Aydın toprakları İyondu, neden karada yerleşim kurdular?”. Çünkü istisnai olarak Magnesialılar İyon değil, Aiol. Muhtemelen en güneydeki Aiol yerleşim yeri. Çevreleri İyonlarla sarılıyken, onlar Menderes Nehri (Meandros)’nin verimli topraklarına vurulup buraya yerleşme kararı almışlar. 

Toprağa bağlı bir topluluk olan Magnesialılar, kelime anlamı “dolambaçlı” olan Meandros (Menderes) Nehri’nin suladığı arazilerde yaşıyorlarmış. Ancak tarih boyunca şehir, nehrin yarattığı su baskınlarından ve depremlerden dolayı birkaç kez yer değiştirmek zorunda kalmış. Bizim gördüğümüz Magnesia’nın ise MÖ  IV. yüzyıl civarından geldiği tahmin ediliyor.

Toprağa bağlı bir topluluk olan Magnesialılar, Meandros (Menderes) Nehri’nin suladığı arazilerde yaşıyorlarmış.

Günümüzde maalesef Magnesia hakkında çok fazla şey bilinmiyor. Bilindiği kadarıyla çoğunlukla barış içinde yaşamışlar, onlara karşı egemenlik kurmak isteyen devletlerle/imparatorluklarla iyi geçinmişler. Sadece bir kez, Efeslilerle savaşmışlar. Ancak kesin olarak bilinen birşey var ki o da Artemis kültüne, Efes kadar sarılmış olmaları.

Magnesialılar’ın inşa ettikleri Artemis Tapınağı, Efes’teki Artemis Tapınağı ile yarışıyormuş. Hatta bazı kaynaklara göre Magnesia’daki Artemis Tapınağı’nın Efes’tekinden daha az görkemli ama daha zarif ve güzel olduğu yazıyormuş. Artemis Festivalleri, Magnesia’da da düzenleniyormuş ve büyük kalabalıklar Efes gibi Magnesia’da da toplanıyormuş. Şehrin nüfusu 20 binlere dayanmış, zenginleşmiş ancak MS 262 yılında başlayan Got istilasında Magnesia, antik kentlerin içinde en çok hasar gören yer olmuş. Kent, XV. yüzyıla kadar varlığını sürdürse de adı tarih sayfalarında gittikçe daha az bahsedilir olmuş ve sonunda tamamen terkedilmiş.

 

Gezi Rotası

Magnesia müze alanına geldiğimizde karayolunun karşısındaki kalıntılar dikkatimizi çekti. Sonradan bu kalıntıların bir gymnasion’a ait olduğunu ve karayolunun, antik kentin tam ortasından geçtiğini farkettik. Magnesia, aslında bir buçuk kilometre çapında bir antik kentmiş. Yani ufak bir yerleşim yeriyle karşı karşıya değiliz. Halbuki şehrin büyüklüğünü müzedeki kroki ile karşılaştırdığınızda çok az bir kısmının gün yüzüne çıktığını anlıyorsunuz. Tarihi bölgenin ise hemen her yeri  parsellenmiş, tarlalarla dolu. Birçok yerleşim yerimizde olduğu gibi burada da insanlar farkında olmadan bir antik kentin üstünde yaşıyorlar ya da antik kentin üstündeki tarlaları hasat ediyorlar.

Müze alanı ise antik kentin sadece Artemis Kutsal Alanı ve çevresini kapsıyor. İçeri girdiğinizde çevrenize biraz dikkatli bakarsanız aslında yapıların çatıları seviyesinde yürüdüğünüzü farkedeceksiniz. Gerçekten de sel baskınları, Menderes Nehri’nin alüvyonları, depremler derken şehir metrelerce toprak altında kalmış. Artemis Tapınağı ve çevresi biraz temizlenmiş ama ondan da geriye Efes’teki Artemis Tapınağı gibi pek birşey kalmamış.

Magnesia Antik Kenti’nin krokisi. Sayıların ters olmasının sebebi, haritayı kuzey-güney yönünde olacak çevirmemiz 😊 Haritadaki sayıların açıklamaları şu şekilde:

  1. Artemis Kutsal Alanı, 2. İç Savunma Duvari, 3.Çarşı Bazilikası, 4. Agora, 5. Ticaret Agorası, 6. Roma-Bizans Duvarları, 7. Kent Gymnasionu, 8. Stadyum, 9. Kent Duru, 10. Tiyatro, 11. Tümülüs, 12. Athena Tapınağı, 13. Tiyatro, 14. Odeon, 15. Hypokaustlu Yapı, 16. Çerkez Musa Cami, 17. Şapel, 18. Lethalos Gymnasionu, 19. Roma Tapınağı, 20. Nekropoller

Müzeden içeriye girdiğinizde yapıların çatıları seviyesinde yürüdüğünüzü farkediyorsunuz.

 

Tarih boyunca sel baskınları, Menderes Nehri’nin alüvyonları, depremler derken şehir metrelerce toprak altında kalmış. Antik kentin ufak bir kısmında yapılan bu yer altı çalışmasında bile birçok şey açığa çıkarılmış.

 

Magnesia Artemis Kutsal Alanı’ndan görüntüler

 

Artemis Kutsal Alanı’nın yanındaki Latrina (Umumi tuvaletler)’dan bir görüntü

Artemis Kutsal Alanı’nın yanında bulunan Çarşı Bazilikası. Sütunlar neredeyse en üst seviyesine kadar toprağın içinde.

 

Başlangıçta göreceğimiz herşeyin müze alanıyla sınırlı olduğunu zannediyorduk. Müzenin bittiği noktanın arkasında gördüğümüz bir “Gymnasion” tabelası, keşfetme dürtülerimizi harekete geçirdi ancak müzeden içinden buraya ulaşmanın bir yolu yoktu. Biz de müzeden çıktık ve yanındaki patikadan tarlaların içine doğru yürümeye başladık.

Not: Magnesia’da bilinen iki tane gymnasion var. Son olarak bahsettiğimiz gymnasion, Kent gymnasionu olarak da geçiyor.

Magnesia Antik Kenti’nin uydu görüntüsü. Müze alanı sadece Artemis Kutsal Alanı ve çevresini kapsıyor. Tiyatro, Kent Gymnasionu ve Stadyumu görmek için tarlaların arasındaki bir patikayı takip etmeniz gerekiyor. Yürüyüş rotasını mavi çizgi ile işaretledik.

 

Bu patikaya karayolundan giriliyor. Araçla devam etmeniz oldukça zor, bu nedenle yürümeniz gerekiyor. Ama göreceklerinize değer. Zaten çok da fazla yürümeyeceksiniz.

Karayolundan patikaya girdikten 200 metre sonra yol ikiye ayrılıyor. Her ikisine de gitmenizi tavsiye edeceğiz ama önce sol patikadan başlayalım:

Soldaki yokuşu 350 metre tırmandıktan sonra ufak bir tiyatroya geliyorsunuz. Fazla büyük olmayan bu tiyatro hiçbir zaman tamamlanmamış.

Magnesia’nın tamamlanamamış tiyatrosu

 

Şimdi patikanın ikiye ayrıldığı yerden sağa yönelelim. Bir zamanlar antik kentin bulunduğu bu arazilerde şu anda tarlalar bulunuyor. 600 metre sonra bir gymnasion’a ait kalıntılar göreceksiniz. Bu yapının oldukça büyük bir kompleks olduğu düşünülüyor ancak günümüze birşey kalmamış. Bu arada gymnasion ile tiyatro arasındaki bir noktada bir tümülüs varmış. Biz bu yazıyı yazarken tümülüs’ün varlığını farkettik bu nedenle oraya ait bir fotoğrafımız yok 😊 Tümülüslerle ilgili daha detaylı bilgi edinmek isterseniz Sardeis yazımızı okuyabilirsiniz.

Kent Gymnasion’unun eskiden oldukça büyük bir kompleks olduğu düşünülüyor. Ancak günümüze fazla birşey kalmamış.

 

Gymnasion’a vardıktan sonra patika yine ikiye ayrılıyor. Son olarak sola, yukarı doğru 300 metre kadar tırmanmanız gerekiyor. Bu patika sizi stadyuma ulaştıracak. Bize göre antik kentten geriye kalan en çarpıcı yapı. Başka bir deyişle en güzelini en sona bıraktık 😊

Stadyumun Kent Gymnasionu’ndan görüntüsü

Stadyumun girişi

   

Şaşırtıcı derecede büyük olan Magnesia Stadyumu. Bir dönem Magnesia, Artemis adına yapılan kutlamalar ve törenler konusunda Efes’le yarışıyormış. Tahminlere göre stadyum da bu dönem kurulmuş çünkü şehrin nüfusu yirmi bin civarında iken stadyumun kapasitesi yirmi beş bin kişilik. Uydu görüntülerinde bile net olarak gözlemlenebilecek kadar büyük olan bu yapı bizi gerçekten büyüledi. Umarız bir gün devlet buralara el atar ve turizm açısından değerlendirir. Çünkü yapı restore edildiği takdirde çok büyük turist gruplarını kendisine çekecektir diye tahmin ediyoruz.

 

  

Dev Magnesia Stadyumu’nun panoramik bir görüntüsü

Artemis Kutsal Yolu

Efes‘teki Artemis Tapınağı’nın girişinde bulunan bir tabelada Artemis Kutsal Yolu’nun haritası verilmiş. Bu yol, Artemis’in doğumunu kutlamak için her yıl ilkbaharda rahipler eşliğinde düzenlenen törenlere ev sahipliği yapıyormuş. Otuz kilometre uzunluktaki kutsal yol, Efes’teki Artemis Tapınağı ile Magnesia’daki Artemis Tapınağı arasında uzanıyormuş. Özellikle yürüyüş severlerin ilgisini çekebilecek bu rota, size sadece bir doğa yürüyüşü değil, aynı zamanda antik dünyaya inanılmaz bir yolculuk da sunacak.

Kaynak:

Müzedeki tanıtım panoları ve Devrim Erşen’in “Türkiye’nin Antik Kentleri -Ege-“ kitabı.

Magnesia Antik Kenti ile ilgili günümüzde fazla birşey bilinmiyor. Umarız bir gün antik kentle ilgili daha fazla şey keşfedilir ve daha fazla kaynağa sahip olabiliriz.

SON

 

2905total visits,5visits today

Bir Cevap Yazın