Büyük Menderes Deltası Milli Parkı & Priene

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii

Bir önceki yazımız olan Dilek Yarımadası Milli Parkı’nın okumak için buraya tıklayınız.

Büyük Menderes Deltası Milli Parkı & Priene

Büyük Menderes Deltası’na, Dilek Yarımadası’ndan ulaşmak için iki tane yolunuz var: Yayan olarak Kanyon’dan ya da araçla Söke üzerinden. Bilmeyenler için söyleyelim, “Ben Dilek Yarımadası Milli Parkı’ndan araçla devam ederim, yarımadanın öbür tarafına dağlardan araçla geçerim” diyemiyorsunuz çünkü yol jandarma tarafından kapalı. Navigasyonlar da bu konuda sizi yanıltıyor ve yolun kapalı olduğunu algılayamıyorlar. Anlayacağınız, milli parkın diğer yarısına ulaşmak için sağ elinizle sol kulağınızı tutmanız gerekiyor. Çok sorun değil, yol bir saatten daha az sürüyor. Amaç, doğayı korumaksa biraz daha fazla araç sürmenin hiçbir zararı olmaz 🙂

Milli park haritası

Söke ovasından Büyük Menderes Deltası’na yaklaşırken “Priene” tabelasını göreceksiniz.  İyonyalıları seven bir çift olarak, Priene’yi de mutlaka görmeliyiz dedik.

Normalde antik şehirleri ayrı bir başlık adı altında anlatmayı tercih ederiz ama Priene’nin tarihi Büyük Menderes Deltası’yla ilişkili.

Priene

Priene, ilginç bir antik şehir ve birçok açıdan eşsiz özelliklere sahip. Ama Priene’den bahsetmeden önce, eski dönemdeki Büyük Menderes Deltası’ndan bahsetmekte fayda bulunuyor.

Aşağıdaki harita bu konuda çok açıklayıcı. Örneğin bundan 3500 yıl önce Söke, deniz kenarındaymış ve Menderes – eski adıyla Maiandros Nehri, alüvyonlarıyla günümüzdeki Söke ovasını oluşturmaya başlamış.

Bafa Gölü (Latmos), günümüzden sadece 500 yıl öncesine kadar denize bağlı bir koymuş. Aynı şekilde Miletos antik kenti de 500 yıl öncesine kadar deniz kenarında bir kentmiş.

Priene de başlangıçta denize kıyısı olan bir kentmiş. Ancak zamanla Maiandros Nehri, Priene’nin denizle bağlantısını koparınca şehir MÖ IV. yüzyılda günümüzdeki yerine taşınmış.

Büyük Menderes nehri (Maiandros) alüvyonlarının son 3500 yılda oluşturduğu yeni topraklar

Priene’den Söke ovasının görüntüsü. Priene’de yaşanıldığı zamanlarda bu karşınızda gördüğünüz bütün düzlük arazi, denizmiş.

Priene bir İyonya kenti. Bütün İyonya kentleri gibi dönemine göre çok gelişmiş ama Priene’nin kendine has bazı özellikleri bulunuyor:

Mesela Priene’nin nüfusunun 3000-5000 arasında olduğu tahmin ediliyor ama şehrin meclisi 700 kişilik. Aynı büyüklükteki meclis binaları Efes’te ve Atina’da var ama bu şehirlerin nüfusları 250 bin civarında. Bu nedenle Priene’deki meclisin büyüklüğü şu anlama gelmekte: Prieneli her hane mecliste temsil ediliyormuş.

Priene’nin başka ilginç bir özelliği ise tiyatro binası. Ortalama bir Yunan kentinde, tiyatro/nüfus oranı 1/5 olmakta. Bu oran en fazla 1/10 olarak görülüyormuş. Ama Priene’nin nüfusu 5000, tiyatrosu da 5000 kişilik. Priene’deki 1/1 oranının nedeni, tiyatronun zaman zaman “halk senatosu” olarak kullanılmasıymış. Sahnede zaman sınırlayıcı bir su saatinin de bulunması bu teoriyi destekler nitelikteymiş çünkü hiçbir sanat gösterisi zamanla sınırlandırılmaz. Bu da sahneye çıkan kişinin belli bir konuşma süresinin olduğunu gösteriyor ve Priene tiyatrosunun, aynı zamanda halk senatosu olarak kullanıldığını kanıtlar nitelikte.

Priene’nin tiyatro binası

Priene kentinin başka bir özelliği ise evlerin neredeyse tek tip olması ve bu evlerin sınıfsal bir ayrım taşımaması. Bu aşırı demokratik ortam, Prienelilerin düzenlerine de yansımış. Örneğin, kent birbirini dikine kesen cadde ve sokaklardan oluşuyor. “Izgara” tarzı bu şehir planlaması, modern dediğimiz şehirlerin birçoğunda maalesef bulunmamakta.

Bu arada Priene şehrinin planlayıcısı ve mimarı Pytheos, aynı zamanda dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olan Halikarnas Mozole (Bodrum)’sinin de mimarıdır.

Priene’yi ilginç kılan özelliklerden bir tanesi de hiç Roma etkisi taşımaması. Çünkü Romalılar gelmeden önce şehir ikinci kez Menderes nehrinin gazabına uğramış. Alüvyonlar toprağa dönüşmeden önce sazlık, sonra da bataklık olduğu için, Priene’de salgınlar baş göstermiş ve halk, şehri terk etmeye başlamış. Bu nedenle Roma döneminde şehre neredeyse hiçbir şey yapılmamış. Bu geçmişi nedeniyle, saf Yunan özellikleri taşıması açısından nadir bulunan antik kentlerden bir tanesiymiş Priene.

Uzun lafın kısası, Priene’nin güzelliği sadeliğinden ve mütevazı duruşundan gelmektedir.

Solda, Agora. Sağda, Athena Kutsal Alanı.

Aslında Thebai ve Miletos antik kentlerinin tarihi de Menderes Deltası ile ilişkili ancak henüz gezmediğimiz için sizlerle paylaşamıyoruz. Gezdiğimiz an sizlerle paylaşacağız 🙂 (Not: Miletos hakkındaki yazımızı okumak için tıklayınız)

Eski Doğanbey (Domatia)

Yeni Doğanbey köyünün iki kilometre kuzeyinde bulunan Eski Doğanbey köyü, 1992 yılında Sit alanı olarak ilan edilmiş. Köy, bir açık hava müzesidir. 1923 yılındaki mübadeleye kadar bir Rum köyüymüş ve adı da “Domatia”mış.

Köydeki Dilek Yarımadası – Büyük Menderes Deltası Milli Parkı’nın “Ziyaretçi Tanıtım Merkezi” binası, 1890 yılında yapılmış ve Rumlar tarafından önce hastane, sonra da okul olarak kullanılmış. Mübadele sonrası bina atıl vaziyette kalmış ve harabeye dönmüş. 2001 yılında restorasyon çalışmalarına başlanmış ve 2004 yılında ise ziyaretçiye açılmış.

Doğanbey köyüne çıktığınızda, aşağıda Büyük Menderes Deltası’nı yukarıdan izleyebiliyorsunuz ve manzara çok güzel.

Solda, Ziyaretçi Tanıtım Merkezi. Sağda, köyden Büyük Menderes deltasının manzarası.

Doğanbey köyü, Türk-Rum mimarisinin en güzel örneklerinden birini yansıtmakta. Günümüzde köyde hâlâ cami ve kilise yan yana duruyor. Bütün evler taştan yapılmış ve her ev birbirinden güzel. Bize Şirince’yi anımsattı biraz ama burası daha az turistik, daha sakin bir yer.

Doğanbey köyüne, Dilek Yarımadası Milli Parkı’ndan yayan olarak da gelebilirsiniz. Aydınlık ve Kavaklıburun koylarının arasından çıkan “Kanyon” yürüyüş parkurunun son durağı Doğanbey.

Eski Doğanbey (Domatia) köyü

Karina

Karina’yı şans eseri keşfettik. “Yeni Doğanbey yolundan devam edelim bakalım nereye varacağız” dedik ve bu esnada deltayı daha yakından görürüz diye düşündük. Yolun en sonunda cennet gibi bir yere düştük!

Karina, aynı zamanda sivil karayolunun son noktası. Daha ileriye gitmeniz yasak. Zaten daha da ileri gitme ihtiyacı duymayacaksınız 🙂

Karina’da yerleşim yok, sıra sıra balık restoranları var. Ortam müthiş. Mekanların içinde yaylı çalgılar melodi yaparken, mekanların dışında dalgaların ve kuşların sesi size melodi yapıyor. Üzerinizdeki bütün negatif enerjiyi atmamanız mümkün değil.

Karina ve balık restoranları

Karina’yı güzel yapan şeylerden bir tanesi de deltanın açık denize kavuştuğu noktada bulunması. Burada ahşaptan yapılmış bir kule göreceksiniz. Hiç üşenmeyin ve tepesine tırmanın çünkü manzara büyüleyici.

Aşağıdaki manzaraya daha dikkatli bakarsanız, denizin kıyıya bakan yerinde suyun dümdüz olduğunu, biraz ilerisinde ise denizin dalgalandığını göreceksiniz. Dağlar ve ormanlar ise muhteşem.

Karina’dan Büyük Menderes Deltası’nın manzarası

Delta tarafındaki su oldukça sığ. Balıkçılar diz boyunu geçmeyen suyun içinde yüz metrelerce yürüyebiliyorlar. Kıyıdan uzaklaştıkça açık denize doğru ilerliyorsunuz ve dalgalar kademeli olarak artmaya başlıyor. Çarşaf gibi denizin hemen yanıbaşında dalgalı bir deniz görmek, insana enteresan bir tezatlık hissiyatı veriyor.

Delta aynı zamanda birçok kuş türüne de ev sahipliği yapıyor. Pelikan, flamingo, karabatak gibi her zaman göremediğimiz birçok kuş türünü bir arada görebildiğiniz için, kendinizi aynı zamanda bir kuş cennetinde hissediyorsunuz 🙂

Solda, suyun delta tarafı ve balıkçılar. Sağda, suyun açık deniz tarafı.

 

Referanslar

Milli park/Müze broşürleri ve tanıtım tabelaları

Değer Biçilemeyen Hazineler: Türkiye’nin Antik Kentleri -Ege-, Devrim Erşen. Ekin Grubu, 2013.

http://www.dilekyarimadasi.com/

http://www.milliparklar.gov.tr/mp/dilekyarimadasi/?sflang=tr

maps Google

http://www.muze.gov.tr/tr/muzeler/priene-orenyeri

SON

3000total visits,9visits today

Bir Cevap Yazın