İyonya’nın Kalbi: Miletos (Milet)

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

İyonya’nın Kalbi: Miletos (Milet)

Miletos’un haritadaki yeri

Miletos’un detaylı haritası

Miletos ya da bizdeki kısaltılmış adıyla “Milet”, Didim’in 22 kilometre kuzeyinde, Balat beldesinde bulunan bir antik kent ve ören yeri.

Hitit kaynaklarında Millawanda olarak isimlendirilen Miletos, bir Luvi kentiymiş (Luvi halkı hakkında ilginç bilgiler içeren videoya ulaşmak için buraya tıklayınız). Şehrin ismi zamanla Hellenleşerek Miletos olarak değişmiş.

Miletos’un kaderi de Priene, Myus ve Herakleia ile aynı olmuş: Önceden liman kenti olan şehir, Büyük Menderes Nehri (Maiandros)’nin getirdiği alüvyonlarla karayla çevrelenmiş ve denizle bağlantısını kaybederek zamanla önemini kaybetmiş. Ama Miletos, çevresini çevreleyen kardeş şehirlerden biraz daha farklıymış:

Öncelikle Miletos “saf kan” bir İyon şehriymiş. Ana yurdu Atina olan İyonyalılar Ege’de şehir devletleri kurmuş ve Miletos da döneminin (MÖ VII. ve MÖ VI. yüzyıllar) “Paris”i olmuş. Felsefe, Miletos’ta doğmuş. Tarihin ilk filozofçusu ve fizikçisi Thales, yine tarihin ilk coğrafyacısı ve haritacısı Anaksimandros, doğa filozofu ve Batı dünyasının ilk filozoflarından Anaksimenes Miletoslularmış. “Tarihin Babası” olarak bilinen ve Halikarnassoslu (Bodrumlu) olan Herodotus (Herodot), dönüp dolaşıp Miletos’tan bahsedermiş.

Efsaneye göre Girit Kralı Minos’un oğlu Miletos ile arası açılmış (Minos Uygarlığı hakkında okumak için tıklayınız). Miletos da Minos’tan kaçabilmek için tanrı Apollon’dan yardım istemiş ve Apollon da ona bir yunus göndermiş. Miletos, yunusun sırtına atlayıp durduğu ilk yerde kendi isminde şehir kurmuş.

Miletoslular da bu efsaneden etkilenmiş olsa gerek, gemilere atlayıp koloni kurmayı bir gelenek haline getirmişler. Karadeniz, Batı Türkiye, Yunanistan’ın çeşitli yerleri, hatta Kırım ve Romanya dahil doksandan fazla yere koloni kurmuşlar. Koloni geleneği nedeniyle Miletos, diğer İyon kentlerinden farklı olmuş. Amaç, hem nüfusu dışarı ihraç etmekmiş hem de iç pazarı genişletmekmiş. Böylece Miletos, bütün Hellen boyları ve fakir Miletoslular için bir umut kapısı olmuş. Bu nedenle, tüm Hellen boyları Miletos’u çok seviyorlarmış.

Ancak MÖ 490’lı yıllarda Perslerin gelmesiyle durum değişmiş. Pers istilası sonucunda isyan eden İyon halklarının yenilgiye uğramasıyla Persler Miletos’ta taş üstünde taş bırakmamışlar. Miletos’un düşüşü, Troya Savaşı gibi Hellen dünyasında deprem etkisi yaratmış. Hellenler, Miletos trajedisi ve Pers yıkımı nedeniyle on yıllar boyunca sanatsal eserlerinde ve gösterilerinde hep hüzünü konu etmişler. Hatta Atina Akropolis’inin en çarpıcı yapısı olan Parthenon’daki kabartmaların çoğu Pers istilasını, Miletos’un düşüşünü, Troya Savaşı’nı ve bu trajedileri hüzünlü gözlerle izleyen tanrı ve tanrıçaları konu ediyormuş!

Miletos’un düşüşü ile birlikte Hellen ve dolayısıyla Batı Medeniyet’inin liderliğini Atina üstlenmiş. Biz, Atina’nın bir zamanlar Batı Medeniyet’inin merkezi olduğunu biliriz ama Miletos’un önemini bize kimse vurgulamaz.

Hikayemiz burada bitmiyor. Miletos’un Persler tarafından yıkılması, şehrin haritadan silinip terkedilmesine neden olmamış. Evet, Miletos eski parlak günlerine bir daha asla dönememiş ama yüzyıllar boyunca önemli bir şehir olmaya devam etmiş. Bu esnada Hellen halkı, Büyük İskender’in liderliğinde Perslerden rövanşını alıp ta Hindistan’a kadar gitmiş. Ama Miletos asıl toparlanmayı Roma yıllarında yaşamış. Günümüzde Miletos’ta gördüğümüz yapıların çoğu Romalılar tarafından elden geçirilmiş. Tabii bu yapılara sonradan Bizans ve Türk-İslam yapıları da yerleştirilmiş.

Evet, Türk-İslam yapıları da diyoruz. Civarda görülen diğer antik kentleri belki de Miletos’tan ayıran en önemli özelliklerden biri bu. Yakın Miletos’a yakın coğrafyadaki diğer antik kentler, ya alüvyonların etkisiyle ya da Türk egemenliğinin başlamasıyla ya da depremlerin yıkıcı etkisinden sonra terk edilmişler ama Miletos, daha birkaç yüzyıl öncesine kadar yaşanılan bir yermiş.

Romalılardan sonra Miletos, Bizans hakimiyetine girmiş. Şehrin adı Palatia (Saraylar) olarak değiştirilmiş. Türkler geldikten sonra yerleşimin adını biraz daha değiştirip Balat ismini vermişler. Türklerin ve İslamiyet’in gelmesiyle şarap ihraç eden şehir artık pekmez ihraç etmeye başlamış 😊 1261 yılından sonra şehir Menteşeoğulları, Aydınoğulları, Venedikliler ve en son Osmanlıların denetimine girmiş. Günümüzde Miletos, Balat olarak da anılıyor ama antik şehrin, artık bir ören yeri olmasından dolayı Balat ve Miletos birbirine çok yakın ama apayrı yerleri tarif ediyor. Balat, yaşanılan bir belde, Miletos ise yaşanıp terkedilmiş bir şehir.

Tarihsel belgeler, 1600’lü yıllarda bile Balat’ın bir limanı olduğundan bahsediyormuş. Herodot gibi Evliya Çelebi de Miletos/Balat’ı konu etmiş. Şehrin alüvyonlara teslim olup terk edilmesi erken bir dönemde gerçekleştiği için günümüzde Miletos’a yapılan bir ziyaret sabır gerektiriyormuş çünkü antik şehrin çevresi hâlâ yarı-bataklık gibi. Biz, şanslı bir dönemde gittik, yaz yeni bitmişti, hava sıcak değildi, yağmur sezonu başlamamıştı ama zeminin yapısından Miletos’a yapılacak her ziyaretin çok da kolay olmayacağını hissettik. Yağan yağmur ve kış dönemi ören yerini kışın bataklığa çeviriyormuş, bahar aylarında her yerde sinekler kaynıyormuş, yazın ise yükselen buhar boğucu bir havaya neden oluyormuş. Toplu taşımayla ulaşılması da çok kolay olmadığı için, buraya mutlaka özel araçla ve mevsimine göre gerekli tedbirlerle gelmenizi tavsiye ediyoruz.

Ayrıca Miletos’a gelip hayal gücünüzü çalıştırmadan sadece taşlara bakıp geri dönecekseniz, burayı hiç ziyaret etmemenizi öneririz. Hayal gücüyle neyi kastediyoruz şimdi onu anlatalım ama önce Kapıkırı (Herakleia) & Bafa (Latmos) ve Büyük Menderes Deltası Milli Parkı – Priene yazılarımızdaki haritaları hatırlatalım:

Yukarıdaki haritalarda Priene, Myus, Herakleia, Miletos gibi antik şehirler bir zamanlar liman kentleriyken, zaman içerisinde alüvyonların birikmesiyle karanın içinde kaldığını görüyorsunuz.

Dolayısıyla bir zamanlar Miletos’un haritası şu şekildeymiş: Daha iyi anlamanız için Miletos’un günümüzdeki haritasının üzerinde çizimler yaptık.

Bu çizimler ne demek: Bir yarımada üzerinde bulunan antik kentte gezerken hayal gücünüzü devreye sokarsanız gezinizden çok daha fazla keyif alacaksınız.

Miletos’un mutlaka gezilmesi gereken bölgelerini yukarıdaki haritada işaretledik: Antik Tiyatro, Şehir Merkezi, İlyas Bey Külliyesi, Milet Müzesi

Miletos’a antik zamanlarda gemiyle geldiğinizi hayal edin. Şehirde bulunan en büyük limana yaklaşırken karşınızda ilk göreceğiniz yapı, şüphesiz şehrin tiyatrosu. Nasıl Rodos’ta liman girişinde dev bir heykel varmış ya da İskenderiye’nin girişinde bir Deniz Feneri bulunuyormuş, Miletos’un girişinde de dev bir tiyatro binası bulunuyormuş. Hatta, önceki yazılarımızda şehir girişlerindeki dev anıtları Game of Thrones -Taht Oyunları- dizisindeki Braavos limanındaki heykele benzetmiştik.

Günümüzde de Miletos’ta bulunan en görkemli ve sağlam yapı tiyatro binası. Tiyatronun yüzü denize dönükmüş, seyirciler hem sahnedekileri hem de denizi izliyorlarmış. Şu anda ören yeri girişinin ve otoparkın bulunduğu yer, tam olarak sizin limana girdiğiniz nokta. Tiyatro, günümüzdeki durumundan 1/3 oranında daha yüksekmiş dolayısıyla limana yanaşırken karşınızda dev bir tiyatro ve içinde seyircileri hayal edin. Bu görüntü bile Miletos’a hayran olmanıza neden olabilir.

Tiyatro ilk inşa edildiğinde 5 bin kişilikmiş, sonra yapılan ilavelerle kapasitesi 20 bine çıkarılmış. Bizans döneminde ise tiyatronun üstüne, limanı koruyan bir hisar inşa edilmiş. Bu hisarla birlikte Miletos’un adı Palatia olarak değişmiş ve sonra da Balat olarak değişmiş.

Miletos antik tiyatrosu ve tiyatro üstündeki Bizans hisarı. Fotoğrafın çekildiği zemin önceden denizmiş ve tiyatronun orijinali günümüzdekinden 1/3 oranında daha büyükmüş. Miletos limanına yanaşırken ilk karşılaştığınız görüntü tiyatronun bu ön cephesiymiş.

Antik tiyatrodan panoramik bir görüntü. Geri plandaki düz alanın neredeyse tamamı eskiden denizmiş.

Miletos antik tiyatrosu. Protokol sırasında görülen kolonlara tente gerilip, yüksek mevkili kişilerin güneşten korunması sağlanıyormuş. Sahnede bulunan sunakta dönemin mitolojik tanrıları için kurbanlar kesiliyormuş ve bu tanrılar için festivaller düzenleniyormuş (Özellikle Dionysos ve Apollon için).

Antik tiyatrodaki geçitler ve kapılar

Antik tiyatronun arka kısmındaki dev koridor

Üstte, tiyatronun üstündeki Bizans hisarının görüntüsü. Altta, tiyatronun arka cephesinin, dolayısıyla hisarın uzaktan görüntüsü. Bu hisar, Miletos’a zamanla Balat denmesinin nedeni olmuş.

Tiyatronun tepesindeki hisara tırmandığınızda Miletos şehir merkezini yukarıdan göreceksiniz:

Hisardan Miletos şehir merkezi. Yakın planda bulunan tarihi kalıntıların arkası tamamen gibi denizmiş.

Şehir merkezinde çeşitli dönemlerden çok sayıdaki binanın tarihi kalıntılarını göreceksiniz: Dört Sütunlu Cami, Kırk Merdivenli Cami, Türk hamamı, Aziz Mihail Kilisesi ve Dionysos Tapınağı, Piskoposluk Binası, anıt mezarlar, Faustina hamamı, kent duvarları, Serapis Tapınağı, kent meclisi, ambar, agora, İon Stoası, gymnasion, liman binaları ve anıtları…vs.

Miletos şehir merkezi, “ızgara tipi kent planı”na göre düzenlenmiş. Birbirini dik açılarla kesen sokaklarının oluşturduğu bu kent planı günümüzde, Miletoslu şehir plancısı Hippodamos ile birlikte anılıyor. Başka bir deyişle, günümüzde yapılan birçok şehir planlaması, Miletos’un şehir merkezi kopya edilerek yapılıyor 😊

Faustina Hamamı ve Serapis Tapınağı’nın çevresinden görüntüler

Miletoslu şehir plancısı Hippodamos’un uyguladığı “Izgara tipi kent planı” günümüzde birçok şehir tarafından kullanılıyor. Yukarıdaki harita örneklerinde solda San Francisco’nun, sağda Finlandiya’nın Turku kentlerinin şehir merkezi planlamalarını görüyorsunuz. Hippodamos tipi planlama, Miletos’tan dünyaya kalan bir gelenek.

 

Şehir merkezinde antik tiyatrodan sonra günümüze ulaşan en iyi durumdaki yapı İyon Stoası (İyon düzenindeki sütunlu galeri). Daha iyi durumdaki bir stoa’yı Atina Antik Agora’da görüp paylaşmıştık (Bkz. Atina Blog 3: Syntagma Meydanı’nın Güneyi). Hatırlatmamız gerekirse stoa şu anlama geliyor: “Halka açık, üstü kapalı ve sütunlu galerilere verilen ad. Yönetim ve ticaret merkezi olarak kullanılırlar”. Atina’daki stoa 120 metre uzunluğundaydı, Miletos’un stoası ise 99 metre uzunluğundaymış ama çok az bir kısmı günümüze gelebilmiş:

İyon stoası

Stoadan tiyatronun arka cephesinin/hisarın görüntüsü

Stoanın önündeki meydan Miletos’un merkezini oluşturuyormuş ve Miletos Delphinion (Apollon kutsal alanı)’undan Didyma (Didim)’daki Apollon tapınağına giden tören alayı bu meydanda toplanıyormuş. Bu esnada stoa tribün olarak kullanılıyormuş. Aşağıdaki fotoğraflarda şehir meydanı ve meydanın eski durumunun şematik çizimi bulunuyor:

Üstte, Miletos şehir meydanının günümüzdeki durumu. Altta, şehir meydanının şematik çizimi. Çizimdeki resim ile çektiğimiz fotoğraf aynı alanı gösteriyor. Böylece hangi binanın nerede olduğunu daha iyi canlandırabilirsiniz.

 

İlyas Bey Külliyesi

Miletos haritası

Haritayı hatırlarsanız, İlyas Bey Külliyesi’nin konumu, Miletos şehir merkezi ile Milet Müzesi arasında bulunuyordu. “Külliye”nin kelime anlamına TDK’dan bakarsanız tam olarak şöyle yazıyor: “Bir caminin çevresinde cami ile birlikte kurulmuş medrese, imaret, sebil, kitaplık, hastane vb. yapıların bütünü”. Başka bir deyişle antik dünyanın gymnasion’unun İslami versiyonu. 1404 yılında inşa edilmiş olan İlyas Bey Külliyesi’nde de şadırvan, imaret, sebil, medrese, türbe, cami ve hamam bulunuyor. Hamamlar yerden ısıtmalıymış ve cami avlusunda bulunan kuyunun suyu kutsal kabul ediliyormuş (Aslında bu kutsal su geleneği Hellen döneminden gelmekteymiş ve şifalı suların, tanrı Apollon’un koruması altında olduğu düşünülüyormuş). Cami ise çok zarif ve güzel. Tek eksiği ise Türk-İslam sanatının en önemli parçalarından biri olan çininin eksik olması diyebiliriz. Ama olsun, duru ve sade bir güzelliği var, ortamı çok huzurluydu, kesinlikle ziyaret etmenizi öneririz.

Miletos şehir merkezinden bir görüntü. İlyas Bey Külliyesi, sağ arkada görünüyor.

İlyas Bey Külliyesi

İlyas Bey Camisi’nin avlusu

Duru ve sade güzelliği ile İlyas Bey Camisi.

Külliyenin çevresindeki ağaçların hepsi birbirinden güzeldi.

Milet Müzesi

Milet Müzesi, Miletos’un ana kısımlarından bir tanesi. Miletos Ören Yeri’ne ve Milet Müzesi’ne giriş için ayrı ayrı ücret ödemeniz gerekiyor. Müzede, antik kentten çıkarılan parçalar sergileniyor ancak biz antik kentte o kadar çok vakit harcamışız ki müzeye vakit bulamadık 😊 Gider gitmez sizle görüntülerini paylaşacağız, söz 😊

Ayrıca ören yerinin girişinde gezi rotası önerisinde bulunmuşlar ve haritasını sizlerle paylaşıyoruz. İlgilenenler bu rotayı takip ederek Miletos’u daha yakından deneyimleyebilirler:

Miletos gezi rotası

Not: Bütün ören yeri gezilerimizde olduğu gibi, bu gezide de rehberimiz, Devrim Erşen’in Türkiye’nin Antik Kentleri -Ege- kitabıydı. Yazımızda Devrim Erşen’in bilgilerini kendimizce özetledik, kendisine buradan teşekkür ediyoruz.

 

 

 

 

 

3648total visits,15visits today

Bir Cevap Yazın