St. Petersburg Blog 2/8: Saint Petersburg Rehberi & Ruslar

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

Önceki yazımız için buraya tıklayınız.

Blog 2: Saint Petersburg Rehberi & Ruslar

Konumu

Saint Petersburg, İstanbul, Moskova, Londra’dan sonra Avrupa’nın dördüncü büyük şehri. Estonya sınırına 150 kilometre, Finlandiya sınırına 200 kilometre, beşkent Moskova’ya 720 kilometre uzaklıkta.

Saint Petersburg’un haritadaki konumu

 

İklimi ve Havası

Bu kadar kuzeyde bulunan bir şehrin ikliminin soğuk olmaması mümkün değil 😊 İklim özellikleri Finlandiya’nın güney bandıyla benzerlikler gösteriyor. En kısa mevsim olan yaz, ortalama 20-250, genelde parçalı bulutlu ya da yağışlı ve oldukça aydınlık oluyor. Hatta yazın en uzun günleri “Beyaz Geceler” olarak isimlendiriliyor ve bu dönemde hava tamamen kararmadan tekrardan aydınlanıyor.

Eylül sonu başlayan ve Ekim ayı boyunca devam eden, Finlilerin “Ruska” diye isimlendirdikleri dönemde, ağaçların solan yaprakları rengarenk oluyor ve doğa size müthiş bir görsel şov sunuyor.

Kasım’dan Mart ayına kadar sıcaklıklar genelde eksi değerlerde izliyor ve kar neredeyse yerden hiç kalkmıyor. Bu esnada nehir, deniz, kanal ne varsa donuyor. Üzerlerinde yürüyüş yapmak olağan hale gelecek kadar donmaktan bahsediyoruz.

İklim ve hava konusunda daha detaylı bilgi için Turku, Finlandiya için yazdığımız yazıyı önümüzdeki aylarda okuyabilirsiniz çünkü Saint Petersburg ve Turku bu konularda büyük benzerlikler gösteriyor.

 

Ana Hatları ile Saint Petersburg

Saint Petersburg, Finlandiya Körfezi’nin en doğu noktasında, Ladoga Gölü’nü körfeze bağlayan Neva Nehri’nin denize dökülen kısmında bulunuyor. 42 tane adanın üzerine kurulu ve bu adalar birbirinden kanallar/nehirler vasıtasıyla ayrılıyor. Bu nedenle şehirde bol sayıda köprü var (342 tane).

Haritada Saint Petersburg’a yaklaştığınızda daire şeklinde bir çevre yolu göreceksiniz. 142 kilometre uzunluğundaki bu çevre yolunun bir kısmı denizin üzerinden geçiyor ve şehrin herhangi bir yerine ulaşmak bu sayede oldukça kolaylaştırılmış.

Şehir merkezi (Aşağıdaki haritada “Centrum” olarak işaretledik), Neva Nehri’nin denizle buluştuğu yerde. Zaten yazı boyunca Petergof hariç tamamen bu bölgeden bahsedeceğiz.

Saint Petersburg’ta şehir merkezi ve Petergof’un konumu

Saint Petersburg şehir merkezine yaklaştığımızda, turistik bölgelerin birkaç ada ve nehir üzerinde olduğu görülüyor. Kafanız hiç karışmasın, herşey oldukça basit. Kırmızı yazılı yerler karanın, mavi yazılı yerler suyun olduğu yerler.

Merkezi bölen Neva Nehri, denizle buluşmadan önce Vasilyevsky Adası (Vesileostrovsky Bölgesi)’nda Malaya Neva (Küçük Neva) ve Boshaya Neva (Büyük Neva) olmak üzere iki kola ayrılıyor. Kollara ayrılmadan önce şehrin ilk yerleşiminin başladığı ve günümüzde Peter ve Paul Kalesi’nin bulunduğu ufak Zayachy Adası görülüyor. Bu ada yönetimsel olarak, Petrogradsky Bölgesi (Adası)’ne ait. Neva’nın güneyindeki ana kara ise yönetimsel olarak Admiralteysky ve Tseltralny Bölgeleri olarak isimlendiriliyor. Zaten turistik yerlerin büyük kısmı da bu bölgelerde bulunuyor. Turistik yerlerin içinden geçen üç tane su kanalı var: En meşhuru Moika Çayı, paralelinde Griboyedova Kanalı, onun da paralelinde Fontanka Çayı birbirine bağlanıyor ve yine Neva Nehri’nde buluşuyor.

Ana hatları ile Saint Petersburg şehir merkezi

 

Saint Petersburg’da Metro

Moskova metrosunu görmedik ama Saint Petersburg’un metrosu şu ana kadar gördüklerimizin arasında en iyisi. Her istasyon sanki ayrı bir müze. Her yerde resimler, heykeller, süslemeler bulunuyor. Metroyla seyahat etmek inanılmaz keyifliydi. Ayrıca güvenliğin de üst seviyede olduğunu hatırlatmamız gerekiyor. Güvenlikle ilgili her türlü can güvenliğinden bahsediyoruz, sadece hırsızlık anlamında değil. Örneğin, trenle peron arasında elektronik kapıların olduğu bir duvar bulunuyordu, böylece yolcuların raylardan uzak durması sağlanıyordu. Bu uygulamayı şu ana kadar sadece Singapur’da gördük. Ama bizi en çok etkileyen, yürüyen merdivenlerin uçlarında bulunan güvenlik görevlileriydi. Yürüyen merdivenlerin çoğu, sonu görünmeyecek kadar uzundu ve bütün merdivenlerin girişinde ve çıkışında bir kulübe, içinde de bir görevli bulunuyordu. Bu görevlilerin tam olarak ne yaptıklarına anlam verememiştik. Ta ki birinin ayağı takılıp, dengesini kaybedene dek. O saniye görevli önündeki butona basıp merdiveni durdurdu ve anında ayağı takılan kişiye müdahale etti. Müdahale edilen kişi toparlanıp iyi olduğunu söylediğinde ise görevli, kulübesine dönüp merdiveni tekrardan çalıştırdı.

Saint Petersburg metrosunda sanki her istasyon ayrı bir müze

Saint Petersburg metrosunda sonu görünmeyen yürüyen merdivenler

Saint Petersburg’da şu anda beş tane metro hattı bulunuyor. Bu hatların hemen hepsi şehir merkezinde kesişiyor. Aşağıdaki haritalarda tüm metro hatlarının şematik çizimini ve şehir merkezinden geçen hatların rotaları ile istasyon konumlarının harita üzerindeki yerlerini işaretleyip paylaştık. Kendi çizdiğimiz haritada, metro hatlarının orijinal renklerine sadık kaldık, aktarma istasyonlarını ise siyah yıldız olarak işaretledik.

Saint Petersburg metrosunda aktarma istasyonunun adı, nedense hattın rengine göre değişiyor bunu da belirtelim. Örneğin, Sennaya (Mavi) – Spasskaya (Turuncu) – Sadovaya (Mor) aynı istasyonlar ama hatta göre istasyonun adı da farklı.

Şehir merkezinden geçen metro hatlarının geçtiği güzergah ve istasyonların konumları. Siyah yıldızlı yerler, aktarma istasyonlarını; noktalı çizgi ise tramvay hattını belirtiyor.

Saint Petersburg metro haritasının şematik çizimi

 

Ruslar

Kafamızda Rusların fiziksel imajı şudur: İnce, uzun boylu, sarışın, mavi gözlü ve soluk tenli insanlar. Yazımızın en başında, çok farklı tipteki insanların minibüsü doldurduğundan ve hepsinin Rusça konuştuğundan bahsetmiştik. Evet, tipik imaj sınırları içinde çok sayıda insan vardı ama bu sınırların dışında kalan insan sayısı daha az değildi. Rusya’da tek bir halk ya da ırk varmış gibi düşünmeyin. Rusya dediğiniz ülkede 11 tane saat dilimi bulunuyor. Ülkenin bir ucundan diğer ucuna uçakla yaklaşık 10 saatte, trenle 8 günde, arabayla 122 saatte gidebiliyorsunuz. Trenle seyahat ediyorsanız, seyahat ettiğiniz her gün, saatlerinizi günde en az bir defa değiştiriyorsunuz. Arabayla seyahat ediyorsanız, ülkenin diğer ucuna vardığınızda on bin bakımınız da gelmiş bulunuyor 😊 Böyle çılgın büyüklükte bir ülkeden bahsediyoruz ve haliyle bu dev coğrafya içinde sayısız halk bulunuyor. Ama devlet yönetimi, hangi halktan olursa olsun “Rus” benliği adı altında bu insanları bir araya toplayabiliyor (Sanırım başka türlü de bu durumla baş edemezdi, 1991 yılında baş edemediği kısım zaten bağımsızlığını ilan etti ve SSCB’den 16 tane yeni ülke doğdu). Dolayısıyla çekik gözlü bir teyze de, kapkara esmer bir amca da Rus olabiliyor. Bu nedenle turistlerin yerliden ayrılması çok güç ve kimse bizim turist olduğumuzu anlamadı.

Ruslarla ilgili kafamıza başka bir imaj daha yerleştirilmiş: Ruslar çok içen, dağıtan, gürültücü bir millettir. Yanlış! Elbette içenler, dağıtanlar, gürültü yapanlar var ama bizde de yok mu? Rusların genel profiline baktığımızda şaşırtıcı şekilde Türkler’den çok farklı değillerdi. Ne demek istiyoruz? Örneğin, Batılıların ve Arapların çoğu, toplu yerlerde bağıra çağıra konuşurlar, kahkaha atarlar, hatta Batılıların bir kısmı burunlarını gürültülü bir şekilde siler ve tüm bunlar ayıplanmaz. Bir araya geldiklerinde gürültülüdürler. İstatistikler ne der bilmiyoruz ama sokaklarda gördüklerimizi söylüyoruz: Finliler, Ruslardan çok daha sarhoş bir milletti. Finliler, her yere kusuyor, sarhoş bir şekilde bağıra çağıra sokaklarda geziyordu. Saint Petersburg sokaklarında bunların hiçbirini görmedik. Size bir deneyimimizi anlatalım:

Çok sevdiğimiz bir Arap arkadaşımız hem bizi ziyaret etmek hem de İstanbul’u gezmek için yanımıza geldi (O zamanlar İstanbul’da yaşıyorduk) ve metroya bindiğimiz ilk gün bize hayretle şunu söyledi: “Türkler hayatımda gördüğüm en sessiz halk”. Sonraki günlerde de toplu taşıma araçlarının tamamında bu dediğini sürekli tekrarladı. O zamandan beri biz de halkların kamu yerlerindeki hareketlerini takip eder olduk. Gerçekten de Türkler olarak biz görüp görebileceğiniz en sessiz halkız. Birisi gürültü yapsa hemen ayıplıyoruz, ortamda “cık cık cık” sesleri yükselmeye başlıyor, hatta bazılarımız o kişiyi uyarıp susturuyor. Bize göre kalabalık yerlerde sessiz olmak bir erdemdir, gürültü yapmak bir özgürlük çeşidi olamaz, başkalarının huzurunu kaçırmak anlamına gelir. Batılılar için gürültülü olmak kişinin bireysel özgürlüğünün bir parçasıdır, başkalarının da umrunda olmadığı için kişi, bir başkasına fiziksel olarak zarar vermediği sürece gürültü yapmakta özgürdür. Bu nedenle Batı’ya seyahat ettiğimizde insanların tarzına, hareketlerine, konuşmalarına sıkça gıcık oluruz ve “Bunlar mı medeni!” diye çıkışırız. Çünkü sessizlik denilen erdem, doğduğumuz andan itibaren bize farkında olmadan kodlanır. İşte, bu noktada Ruslara çok benziyoruz! Metrolarda, otobüslerde çıt çıkmıyordu. Arap arkadaşımız Rusya’yı görse eminim bize Ruslarla bu konuda çok benzediğimizi söylerdi.

Rusları inceledikçe hâl ve hareketlerinin Türklerden çok farklı olmadığını gördük. Rusların çekirdeğini oluşturan Slav ırkı ile Türki halkların yüzyıllardır bir arada yaşamasının mutlaka belli sonuçları olmalıydı: Ortak kültürler, ortak değerler, ortam yaşam tarzları… Saint Petersburg’u gördükten sonra bir İngilizin, bir Amerikalının, bir Fransızın; bir Rusa göre bize çok daha uzak olduğunun farkına vardık. Amerikan filmlerinin verdiği “Şeytan Rus” subliminal mesajı, aslında bir düzmeceden başka birşey değildi…

Rusya güvensiz bir ülke değildi. Gece vakti saçma sapan ara sokaklarda dolaşmadığınız sürece güvendesiniz, ki bu ara sokak kuralı dünyanın neredeyse her yerinde geçerli. Kimse gelip bizi rahatsız etmedi ya da dolandırmaya çalışmadı. Kimse yolumuza çıkıp, bıçak çekip üzerimizde ne varsa alıp götürmeye yeltenmedi. Aksine kendimizi Türkiye’den daha güvende hissettik. İnsanlar “bizden” gibiydi, yani Türk erkeklerinin kafasındaki “süper mini etekli” kızlardan çok az gördük. Ama kültürel olarak bizden daha ileri oldukları kesindi. Zaten binaları, düzenleri, yolları bu kültürel ilerlemişliklerini apaçık belli ediyordu. Her yerde müzeler, tiyatrolar, opera binaları, dev kitapçılar, kütüphaneler, parklar, okullar bulunuyordu. Saint Petersburg’un tek bir semtinde bulunan kültürel binalar, eminiz İstanbul’un tamamında bulunmuyordur. Bunu kendimizi yargılamak ya da küçük görmek için söylemiyoruz, aksine eksilerimizin farkında olalım ki daha ileriye gidelim diye tespitlerde bulunuyoruz. Ama gerçekler de acıdır…

Ancak Rusların bizi en çok rahatsız eden yönü, kişisel alanlarının çok yakın olmasıydı. Tabii ki de bu kültürel bir konu. Kişisel alanla ilgili 42 ülkede, 9000 kişiyle ilgili bir araştırma yapılmış ve ortaya şu ilginç sonuçlar çıkmış:

Social Distance (Sosyal mesafe), yabancı biriyle olan mesafenizi; Personal Distance (Kişisel mesafe), arkadaşınızla olan mesafenizi; Intimate Distance (Yakın mesafe), eş/sevgili ile olan mesafenizi gösteriyor.

Araştırmaya göre Türkler ilk defa tanıştıkları bir yabancıyı 120 santimetre, arkadaşlarını 90 santimetre, eş/sevgililerini 60 santimetre mesafede tutuyor. Ruslar ise yabancıları 90 santimetre, arkadaşlarını 65 santimetre, eş/sevgililerini 45 santimetre mesafede tutuyor. Tabii bu rakamlar ortalama değerleri gösteriyor.

Halklara göre kişisel alan farklılıkları

https://qz.com/956391/the-global-guide-to-getting-all-up-in-someones-personal-space/

Başka bir deyişle, bir yere oturuyoruz, garson dibimize kadar gelip “Ne istersiniz?” diye soruyor. Dibimize gelmekle kastettiğimiz yüzyüze geliyoruz, sanki her an öpecekmiş gibi 😊 Kendimizi geri çekip, öyle cevap verebiliyoruz. Sürekli bunu yaşamaktan sıkıldık. Ama eminiz karşı taraf da “Ne antipatik biri” diye düşünmüştür 😊

Ruslarla ilgili başka sorun İngilizce bilmeyişleriydi. Gezerken insanlarla iletişim kurmakta çok zorlandık. Artık evrensel maymun diline geçtik, başka türlü olacak gibi değildi 😊 Turizm Enformasyon ofisinde çalışan memurun bile İngilizcesi çat pattı. Yine de Rusları çok sevdik, genel profil olarak halk çok düzgündü ve yardımseverdi. Ruslar, tarih boyunca ne yaşamış olursak olalım dost olmamız gereken halklardan biri. Keşke Rusya tekrardan Türk vatandaşlarına vizesiz olsa da rahatlıkla gidebilsek diyoruz. Anlattıklarımızın da Amerikan filmlerine kapak olmasını umuyoruz 😊

Yazının devamı için buraya tıklayınız.

 

7016total visits,7visits today

Bir Cevap Yazın