Dünyayı Değiştiren Bir Halkın Başkenti: Sardeis

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

Dünyayı Değiştiren Bir Halkın Başkenti: Sardeis

Manisa sınırları içindeki Salihli ve Sardeis’in haritadaki yeri

“Sardeis” günümüzde antik kentin orijinal adı olarak kullanılsa da aslında kelime Yunanca. Sardeis’e biz “Sart”, İngilizler “Sardis”, Persler “Sparda” dese de Sardeis’in asıl halkı olan Lidyalılar başkentleri olan bu şehri “Sfard” olarak isimlendirmişler.

Sart yerine de Sardeis demeyi tercih edeceğiz çünkü Sardeis antik kentinin yakınında Sart diye bir yerleşim yeri daha var.

Sardeis, yaklaşık 3000 yıllık bir yerleşim yeri. MÖ VII. yüzyıldan MS VII. yüzyıla kadar Anadolu’nun en önemli şehirlerinden biri olmuş. Antik çağlarda Batı Anadolu’da Gediz ve Menderes nehirleri arasındaki bölge “Lidya” olarak isimlendirilmiş ve bu bölgede yaşayan Hint-Avrupa kökenli kavim “Lidyalılar” olarak anılıyormuş. Lidyalılar önce Hititler, sonra Frigler’in yönetimi altında yaşamışlar ve dilleri Hititçe’ye benzerlikler gösteriyormuş.

Konuyu bağlamadan önce ufak bir bilgi vereceğiz: Hepimiz bir yerlerden Midas kelimesini duymuşuzdur. Hakkında birçok efsane bulunan ve Frigler’in kralı olan Midas, “eşek kulakları”yla ve “dokunduğu her şeyi altına çevirmesi”yle bilinir. Midas’ın sonu gelmez altınlarının asıl kaynağı, suyunda altın bulunan Paktalos (Sart) çayıymış.

Kral Midas’ın ölmesi ve Frigler’in gücünü ve zenginliğini kaybetmesiyle Lidyalılar sahneye çıkmış. MÖ VII. yüzyılda Paktalos çayının yanındaki bir şehri başkent yapmışlar: Sardeis. Bu çaydan çıkan altının itici gücüyle Lidyalılar çok kısa sürede dönemin en zengin ve güçlü halkı haline gelmişler. Batı Anadolu’da Kızılırmak’a kadar da büyük bir imparatorluk kurmuşlar.

Lidyalılar, sanıldığının aksine Hellen (Antik Yunan) değil. Başlı başına bir halk ve başkentleri olan Sardeis ise kendi başına bir medeniyet. Sardeis’in deniz tarafında bulunan Hellen kentleri ise apayrı bir medeniyetin kentleri.

Ama Lidyalılar o dönem hem Yunan dünyasının içinde hem de dışındaymış. Bir Lidyalı, Yunan dünyasında en az bir Yunanlı kadar itibar görüyormuş. Yunanlılar dışında kimsenin kabul edilmediği tapınaklara sadece Lidyalılar girebiliyormuş. Yunanlı ve Halikarnasoslu (Bodrumlu) Herodot, Lidyalılar’dan bahsetmeye bayılırmış. Lidyalılar, Yunan mitolojilerinde ve efsanelerinde yer etmişler, hatta saf bir Yunan tanrısı olan Apollon bile bir Lidya kralını kurtarmak için zahmete girmiş.

Lidyalılar, Yunanlılar için Yunanlı değilmiş ama yabancı da değilmiş. Kaynak aldığımız kitabın yazarı Lidyalılar’ın Yunan dünyasındaki yerini şu cümle ile çok güzel özetlemiş: “Yunan dünyasını, Lidyalılar olmaksızın tasvir etmek, gökkuşağından kırmızıyı tutup atmak demektir.”

Lidyalılar, transparan kıyafetler, kukuletalar, deri botlar giyer ve ellerinden güneş şemsiyesi eksik olmazmış. Bir Lidyalı için güneşten korunmak ve süt beyazı bir tene sahip olmak çok önemliymiş. Hatta tenleri daha beyaz dursun diye sürüldüğünde beyazlatıcı etki gösteren pudralar kullanıyorlarmış. Lidyalı gibi davranmak ve giyinmek, Yunan dünyası içinde çok popüler olmuş. Bazı Yunanlılar bu davranışı “özenti” bulup çok sinirleniyorlarmış. Hatta Yunanlıların oynadığı agresif sportif etkinlikleri bile, bu dönem Lidyalıların oyunlarının etkisiyle yumuşamış ve değişime uğramış.

Yunanlılar için oyuncu ve özenilen hareketleri olan Lidya halkı büyük saygı görmüş. Bu saygın müttefik, aynı zamanda hem lüks ve zenginliğin hem de korkutucu bir ordunun yurduymuş. Frigler’in yıkılmasına neden olan kavimleri alt etmişler ve Batı’daki Yunanlılar için Doğu’dan gelen tehlikelere karşı bir tampon bölge oluşturmuşlar. Lidyalılar’ın sağladığı güvenle Batı Anadolu’daki Yunan kentleri (İyonyalılar) büyüyüp zenginleşmişler.

Zengin ve güçlü Lidyalılar sadece Yunanlılarla değil, Mısırlılar başta olmak üzere başka halklarla da temasta bulunmuşlar. Kültürleri de temasta bulundukları halklardan etkilenmiş. Binlerce yıldır Anadolu topraklarında bulunan “Ana tanrıça” inanışı, Lidyalılar tarafından da benimsenmiş. Lidya âdetleri “Tanrıların annesi” olarak anılan baş tanrıça Kybele (Kibele)’nin huzurunda gerçekleşiyormuş. Bu nedenle Yunanlıların tanrıça Artemis’i, Lidyalılara çok yakın geliyormuş. Hatta Efes’teki Artemis Tapınağı bir Lidya kralının sponsorluğunda inşa edilmiş (Ataerkilliğin, anaerkilliği bastırması hatta ezip geçmesiyle zamanla mitolojideki ana tanrıçalar, Zeus gibi ana tanrılarla yer değiştirmiş. Tabii bu bir teori, doğru mu yanlış mı siz sorgulayın).

 

Para, para, para

Lidyalılar’dan bahsedilmişken paradan bahsetmeden olur mu. Olmaz tabii. Kimimizin nefret ettiği, kimimizin çok sevdiği para, Lidyalılar tarafından bulundu.

Aslında Lidyalılardan çok daha önce de para varmış. Bazı madenlerin karşılığında belli satışlar oluyormuş hatta yine bazı madenler başka madenlerle takas ediliyormuş. Ama alışverişi yaparken, aldığınız ürüne takas için kullandığınız nesneye bir standart getiren, bastığı damga ile bu nesneye devlet güvencesini veren ve ona bir para şeklini veren ilk halk Lidyalılardır.

Lidyalılar, Sardeis’ten geçen Paktalos çayının altınını toplayıp arıtma tesislerinde saflaştırmışlar. Hatta bu tesis, Kybele sunağının yanında duruyormuş. Çıkan altınlar ise sikkeye dönüştürülmüş. Böylece bir değer, çok küçük birimlere bölünerek onun herkes tarafından ulaşılabilir olması sağlanmış. Herkes tarafından ulaşılabilmesi ise toplumun büyük bir kısmının ekonomik faaliyetler içerisinde yer almasına imkan tanımış. Bu icatla asıl amaçlanan, refahın toplumun her kesiminde yayılmasını sağlamakmış. Böylece, eskisinden çok daha aktif olan Lidya halkı ticaret konusunda, daha önce hiçbir halkın yapamadığı kadar ilerleyebilmiş ve zenginlik toplum içinde yayılmış. İsteyen bu altın sikkeleri keyfi için harcayıp bitirirken, isteyen biriktirip ekonomik olarak alt tabakalardan daha üst tabakalara tırmanmak için kullanmış. Bu dahice fikir hemen bütün dünya tarafından kabul edilmiş ve o zamandan beri dünya artık eskisi gibi değil…

Lidyalıların iyi niyetle icat ettiği para maalesef tarih boyunca kötü amaçlı kullanılmış. Bankaların icadı ise başka bir dönüm noktası olmuş. “Homo Sapiens – Hayvanlardan Tanrılara” kitabında bankalarla ilgili bizi çok etkileyen bir yazı vardı:

Diyelim bir dükkan açacaksınız ama 10,000 dolara ihtiyacınız var. Ama bu para sizde yok. Ne yaparsınız? İlk iş olarak bankaya gidip kredi talebinde bulunursunuz. Banka sizi araştırır, dükkanla ilgili planlarınızı inceler ve geri ödeyebileceğinize kanaat getirirse size istediğiniz 10,000 doları verir. Şu an bankada 0 dolar, sizde 10,000 dolar var. Siz gidip bir müteahhit ile görüşür ve dükkanınızı inşa etmesi için parayı ona verirsiniz. Müteahhit sizeden parayı alır ve bankaya yatırır. Artık sizde 0 dolar, müteahhitte 10,000 dolar ve bankada 10,000 dolar var. Az önce ortamda toplam 10,000 dolar varken şu anda ortamdaki parai müteahhitin parası ve bankanın parası ile birlikte 20,000 dolar oldu. İnşaat başladı ama hesaplar tutmadı, 10.000 dolara daha ihtiyacınız var. Yine bankaya gidersiniz ve 10.000 dolar daha alıp müteahhite verirsiniz. Müteahhit böylece inşaatına devam eder ve 10,000 doları yine bankaya yatırır. Müteahhitin 20,000 doları, bankanın ise hâlâ 10,000 doları vardır. Ortamdaki toplam para 10,000 dolardan 30,000 dolara yükselmiştir ve üstüne sizin artık bir dükkanınız vardır.

Banka sistemi kabaca böyle işliyor ve sistem, bu döngünün dokuz kez gerçekleşmesine müsaade ediyor. Bu nedenle günümüzde tedavülde bulunan paranın sadece %10’ı nakit, gerisi hayali. Sistemin getirdiği avantajlar sayesinde insanoğlu çok hızlı ilerlemiş, birçok buluş yapılmış ve günümüze gelebilmişiz. Çevremizde gördüğümüz hemen herşey teknolojinin yani paranın eseri. Ama bu sistemin çökmesinin yakın olduğuyla ilgili birçok teori bulunuyor. Özellikle “Venus Project” gibi oluşumlar (www.thevenusproject.com) paranın bulunmadığı yepyeni bir dünya ve ekonomik düzen fikrini bize sunuyor. Bu tartışılması gereken ayrı bir konu ama Lidyalıların bu buluşunun 2500 yıl sonra bile bizi rezil ya da vezir ettiği kesin 😊

 

Lidyalılardan sonra Sardeis

MÖ 545 yılında doğudan gelen Pers orduları (İranlılar) Lidyalıları yıkınca, İyonyalıların sırtını dayayabileceği bir güç kalmamış.  Lidyalıların varlığı nedeniyle askeriyeye çok önem vermeyen Batı Anadolu’daki bütün İyonya kentleri de tek tek Perslerin kontrolüne geçmiş. Böylece kardeş kardeş yaşayan ve güçlenen İyonya-Lidya ikilisi, yine kardeş kardeş haritadan silinmişler. İyonyalıların asıl kardeşi olan ve Ege Denizi’nin karşısında bulunan Yunanlılar ise Persler konusunda pek birşey yapmamışlar/yapamamışlar. Zaten Persler, bütün Anadolu’yu ve Trakya’yı ele geçirdikten sonra Yunanistan anakarasını da az daha ele geçiriyorlarmış. Pers kontrolüne geçen Sardeis, artık eskisi gibi parlak bir şehir olamamış ama önemli bir kent olmaya devam etmiş.

MÖ 334’te ise Büyük İskender, Perslere iade-i ziyarette bulunmuş. Trakya’yı ele geçirir geçirmez, boğazları geçtikten sonra ilk işi Sardeis’i almak olmuş. Oradan da Mısır’a, Mezapotamya’ya, İran’a hatta Hindistan’ın kuzeyine seferler düzenleyerek imparatorluğuna bu yerleri katmış.

Büyük İskender İmparatorluğu ile Sardeis, Kybele Tapınağı yerine Artemis Tapınağı ile, tiyatrosuyla, kamu binalarıyla ve yeni gelen baskın kültürle Hellenleşmeye başlamış. Bir zamanlar Lidya kenti olarak bilinen Sardeis, artık bir Yunan kentine dönüşmüş.

Roma yılları olan MS I.-IV. yüzyıllar arasında Sardeis’e hamamlar, stadyum ve benzeri yapılar eklenmiş ve Sardeis, bir Greko-Roman (Hem Yunan hem Romalı) metropol karakterine bürünmüş. Bu dönem, Sardeis’ten Efes’e olan alanda büyük bir Yahudi topluluğu oluşmaya başlamış ve Sardeis’e büyük bir sinagog kurulmuş. Sardeis-Efes arasındaki alanın, Yahudilerin sürüldükleri Babil ve göç ettikleri Mısır dışında toplu halde yerleştikleri ilk yer olduğu düşünülüyor.

Bizans yılları olan MS VII. yüzyıldan itibaren Sardeis küçülmeye başlamış. XVIII. ve XIX. yüzyıllarda birkaç haneden oluşan ufak bir köy haline dönüşmüş. Günümüzde Sardeis antik kentinin yanında bulunan Sart, Kurtuluş Savaşı’ndan sonra yeniden gelişmeye başlamıştır.

 

Sardeis’e gittiğimizde ne görüyoruz?

Şu ana kadar anlattıklarımız neden önemliydi? Çünkü, Sardeis’e gittiğinizde göreceğiniz yapılar şu ana kadar anlattıklarımızla çok bağlantılı. Ancak, şehrin çok ama çok ufak bir kısmını gördüğünüzü farkettiğinizde biraz hayal kırıklığına uğruyorsunuz.

Müzenin iki kısımdan oluştuğunu unutmayın! (İkisine de ayrı ayrı giriş ücreti verilmiyor)

Müze girişinde fotoğrafını çektiğimiz Sardeis haritası şöyleydi:

Müze girişindeki Sardeis haritası

Bu haritayı uydu görüntülerine uyarladığımızda aşağı yukarı şöyle bir görüntü çıktı:

Bir üstte paylaştığımız müze haritasının uydu görüntüleriyle birleştirilmiş hali (Bing maps)

  1. Artemis Tapınağı (Temple of Artemis), 2. Roma Hamam-Gymnasium Kompleksi, Sinagog, Bizans Dükkanları, Sütunlu Cadde (Roman Bath-Gymnasium, Synagogue, Byzantine Shops, Colonnaded Svenue), 3. HoB Sektörü (Sector HoB), 4. Lidya Sur Duvarı (Lydian Fortification Wall), 5. Geç Roma Şehir Duvarı (Late Roman City Wall), 6. PN Sektörü: Lidya Altın Arıtmaevi ve Bizans Kilisesi (Sector PN: Lydian Gold Refinery & Byzantine Church), 7. Roma C Binası (Roman Building C), 8. Erken Bizans Döneminden D Binası (Ealy Byzantine Building D), 9. Roma A Binası (Roman Building A), 10. “Bizans Hisar” Sektörü (Sector “Byzantine Fortress”), 11. Tiyatro (Theatre), 12. Stadyum (Stadium), 13. Roma Tapınağı (Roman Temple), 14. Roma Hamamı (Roman Bath), 15. Akropol ve Bizans Surları (Acropolis with Byzantine Fortifications)

Dolayısıyla siz Sardeis’e vardığınızda ve iki kısımdan oluşan müzeyi gördüğünüzde, aslında sadece 1 ve 2 numaraları görüyorsunuz. Salihli’den Sardeis’e doğru yolculuk ederken solunuzdaki tepelere dikkatli bakarsanız, birkaç tane tarihi yapı göreceksiniz. Bu yapılar da Sardeis’in bir parçası ama müze sınırları içinde değil.

Anayolun üzerindeki müzenin ilk kısmında Hamam-Gymnasium Kompeksi, sinagog, Bizans dükkanları bulunurken, anayolun bir buçuk kilometre güneyindeki ikinci kısmında Artemis Tapınağı bulunuyor.

 

Müzenin 1.Kısmı: Hamam-Gymnasium Kompleksi, Sinagog ve Bizans dükkanları

Hamam-Gymnasium Kompleksi

Yıkanmak, Roma İmparatorluğu’nun tamamına yayılmış olan sosyal bir gelenekmiş. Bizim hamam geleneğine çok benzemese de arada bir bağlantı bulunuyormuş. Hatta bizim hamamların ısıtma sistemleri Romalılardan esinlenilmiş, bu konu ile ilgili Birgi’de bir yazı yazmıştık (Bkz. Birgi).

“Jimnastik” kelimesi ise gymnasium’lardan gelir. Antik Yunanlılar ve Romalılar için gymnasium’lar şehirlerin olmazsa olmazıdır. İnsanların bedenlerini geliştirdikleri, sosyalleşme ve entelektüel uğraşılarda bulundukları merkezlerdir. Hellen kültürü için gymnasium’lar, kendi kültürünü sürdürebilmenin bir yapıtaşıdır.

Sardeis’te bulunan ve Romam hamamı – gymnasium’un bir arada bulunduğu bu kompleks, kentin kuzeybatısında 23 dönümlük bir alanı kaplıyor ve burası Sardeis’teki tek hamam değilmiş. Komplekste, sıcak ve soğuk su havuzları, egzersiz alanları, yıkanma alanları bulunuyormuş. MS III. yüzyılda tamamlanmış, MS VII. yüzyılda harabeye dönmüş.

Sardeis’teki Hamam-Gymnasium kompleksi

Hamam-Gymnasium kompleksinden görüntüler

 

Sinagog

Gymnasium’ların Yunan ve Romalılarla bütünleşmiş bir kavram olduğu söylemiştik. Bu nedenle Semavi dinler (Tek Tanrılı dinler) yayılmaya başladığında, gymnasium’lara çok hoş bakılmamaya başlanmış. Çünkü çok tanrılı dinlere dinlere inanan Antik Yunanlıları ve Romalıları çağrıştırıyormuş. Bu nedenle Semavi dinlerin yayıldığı alanlarda gymnasium’lara karşı bir hoşgörüsüzlük hakimmiş. Özellikle muhafazakar Yahudiler, gymnasium kurumunu kendi düzenini bozan kafir bir uygulama olarak görüyormuş.

Miladi yıllara gelindiğinde Sardeis artık oldukça büyük bir Yahudi topluluğunun da evi olmuş. Ancak Sardeis’li Yahudilerin ilginç bir şekilde gymnasium’la ilgili bir sorunları olmamış. Hatta antik çağın en büyük sinagoglarından birini gymnasium’un hemen yanına inşa etmişler. Yetmemiş, sinagogun mozaik zeminlerinin üzerine Yunanca ve İbranice yazıtlar yanyana yazılmış.

Bu nedenle Sardeis’teki sinagog sadece görkemli değil, aynı zamanda anlamlıdır. Tabii günümüze bu sinagogun sadece küçük bir kısmı gelebilmiş.

Müzenin tanıtım panolarında bulunan Sardeis sinagogunun ana salonunun şematik çizimi. Bu ana salon 50 metre uzunluğunda, 14 metre yüksekliğindeymiş ve 1000 kişilikmiş. Sinagog kalıntıları MS V.-VI. yüzyıllara aitmiş ve VII. yüzyılda terkedilmiş.

Sardeis sinagogundan günümüze kalanlar ve sinagog zeminindeki mozaik işlemeler

Bizans dükkanları

Sinagogun yan duvarında bulunan Bizans dükkanlarının sadece dış sınırları günümüze ulaşabilmiş. Çoğunun ne amaçla kullanıldığı bulunmuş ve bilgilendirme panoları asılmış.

Bizans dükkanları

Müzenin girişindeki ve Bizans dükkanlarının yanındaki latrina’lar (tuvaletler)

Müzenin ilk kısmının haritadaki konumu:

 

Müzenin 2. Kısmı: Artemis Tapınağı

Müzenin ilk kısmına giriş için ücret ödediğinizde size verilen bileti çöpe atmayın çünkü bu bileti müzenin ikinci kısmındaki Artemis Tapınağı’nı görmek için de kullanabilirsiniz. Artemis Tapınağı, anayol üzerinde bulunan ilk kısımdan bir buçuk kilometre uzaklıkta. Aracınız yoksa biraz yürümeniz gerekiyor. Ama lütfen ilk kısmı görüp burayı es geçmeyin, biz şahsen müzenin ikinci kısmından daha çok etkilendik.

Müzenin ikinci kısmı olan Artemis Tapınağı’nın haritadaki konumu:

Tapınağın ilk inşa edildiği MÖ III. yüzyıl, Helen kültürünün dalga dalga doğuya doğru yayıldığı Büyük İskender sonrası Helenistik döneme rastlıyor. Lidyalılar’ın baş tanrıçasının Kybele olduğunu ve Lidyalılar’ın Efes’teki Artemis Tapınağı’nın inşasında sponsorluk yaptığını hatırlayın. Bu nedenle Helenleşme sürecinde kentin koruyucu tanrıçasının Artemis olarak seçilmesi ve inşa edilen bu tapınağın Artemis’e ithaf edilmesi doğal.

Tapınak, Atina Akropolis’indeki Parthenon Tapınağından 600 yüzyıl sonra inşa edilmeye başlamış. Bu dönem inşa teknikleri çağ atladığı için Parthenon’dan çok daha iyi bir tapınak ortaya çıkmış (Yunanlılar, Parthenon için 2017 yazında 20€ giriş ücreti alıyordu ve antik kentte binlerce insan bulunuyordu. Biz, bu tapınağı elden geçirsek ve turizme yoğunlaşsak ekonomimize ne kadar katkıda bulunacağını bir düşünün). İnşa edildiği yıllarda Sardeis’teki Artemis Tapınağı, Antik Yunan dünyasındaki en büyük yedi tapınaktan biri olmuş.

Tapınağın mermerleri üç kilometre güneydeki ocaklardan gelmiş. Mermerler tapınağın yanına getirildikten sonra şekillendirilmiş ve en ağırı 23.2 ton ağırlığındaki bu bloklar kaldırılarak yuvalarına yerleştirilmiş. Yan yana getirilmiş bloklar, birbirine harçsız olarak kurşunlu demir kenet ve zıvanalar kullanarak bağlanmış. Kurşunun kullanılmasının nedeni, demirin paslanmasını önlemek içinmiş. Sonra da birleşen yüzeyler ustalıkla zımparalanıp birleşim çizgileri yok ediliyormuş.

Büyük emeklerle ayağa kaldırılmaya çalışılan Artemis Tapınağı, 800 yıl boyunca kullanılmış ama hiçbir zaman inşaatı tamamlanamamış. Ana bina bitirilmiş, binayı çevreleyen dış sütunlar planlanmış ancak inşa edilememiş.

MS 17 yılında gerçekleşen ve Sardeis başta olmak üzere İzmir-Aydın-Manisa hattında 12 önemli antik kenti yerle bir eden depremde tapınak büyük zarar görmüş ama tapınak, Romalılar tarafından tekrardan restore edilmiş.

Bu depremle ilgili bilgi almak için aşağıdaki web sitesini ziyaret edebilirsiniz:

http://webb.deu.edu.tr/daum/index.php/ege-bolgesinde-tarihsel-deprem-listesi

Müze panolarından Roma Dönemi’nde Artemis Tapınağı ve sunağının görüntüsünün şematik bir çizimi

Artemis Tağınağı’nın çevresindeki yüzey şekilleri çok ilginç.

Artemis Tapınağı’nın genel görünümü

Artemis Tapınağı’ndaki büyüleyici dev sütunlar. Maalesef bazı insan dışı canlılar bu tarihi duvarların ve sütunların üzerine isimlerini yazmıştı. Biz temiz yerlerini seçip fotoğrafladık.

Artemis Tapınağı’ndan görüntüler

 

M Kilisesi

Artemis Tapınağı’nın yanında ufak bir kilise göreceksiniz. V. yüzyılda Hristiyanlık’ın yayılması ile Artemis kültürü terk edilmiş ve tapınağın yanına bu kilise inşa edilmiş. Moloz taş ve tuğladan yapılan bu kilise, VII. yüzyılda harabeye dönmüş.

M Kilisesi’nin arka duvarı ve Artemis tapınağının dev sütunları 😊

M Kilisesi

 

Artemis Tapınağı’nın yanından geçen demiryolu

Müze alanına girer girmez sağ tarafınızda bir demiryolunun kalıntılarını ve ilerisinde Artemis Tapınağı’nın önünde bir vinç göreceksiniz. Bunlar XX. yüzyılın başında yapılan arkeolojik çalışmalardan geriye kalanlar.

İlk kazılar 1910 yılında ABD’deki Princeton Üniversitesi tarafından yapılmış. 1911 yılında ulusal demiryolu ağından Artemis Tapınağı’nın önüne bir demiryolu hattı döşenmiş ve 1914 yılına kadar bu hat, tapınak kazısında mimari blokların kaldırılması ve taşınması için kullanılmış. Tapınakta ciddi birşeyler bulmuş olmalılar ki demiryolu hattı döşeyecek kadar ileri gitmişler diye düşünüyoruz.

Tapınaktan çıkarılanlar günümüzde Londra’daki British Museum’da, New York’taki Metropolitan Museum of Art’ta ve Manisa Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyormuş. 1958’de kurulan Sart Amerikan Hafriyat Heyeti, kazı çalışmalarına halen devam etmekteymiş.

Artemis Tapınağı’nın yakınında arkeolojik çalışma yapan heyetin anısına yerleştirilmiş bir çeşme.

Tapınak çalışmalarında kullanılan vinçlerden biri.

Müze girişinde bulunan bu güzel ağacın arkasından, arkeolojik çalışma yapan ekibin inşa ettiği demiryolu hattının küçük bir kalıntısı görülüyor.

 

Bintepeler

Bintepeler, Sardeis’in yedi kilometre kuzeyinde, Marmara Gölü’nün güneyinde bulunuyor.

Sardeis’ten bu kadar bahsetmişken Bintepeler’den bahsetmeden olmaz. Çünkü bu bölge de Lidyalılar’ın eseri. Bu bölgede yetmişe yakın tümülüs tepesi bulunuyor. Tümülüs nedir, ilk önce sizlerle bu bilgiyi paylaşalım:

Tümülüs: Önemli kişilerin mezarları için inşa edilen yapay tepelerdir. Mezar odasının üstüne toprak ya da taş yığılır. Höyükler ve tümülüsler birbirine benzemekle birlikte farklı şeylerdir. Höyüklerde bir kapı girişi ve mezar odası bulunmaz, geniş ve uzundurlar. Halbuki tümülüslerde bir giriş kapısı ve mezar bulunur, kısa ve yüksektirler. Tümülüsün boyu her zaman dokuz ve dokuzun katlarına sahiptir. Dolayısıyla 36 metre yüksekliğindeki bir tümülüsteki kişinin mertebesi, 9 metre yüksekliğindeki bir kişiden daha fazla olur.

Anadolu’da inşa edilen tümülüslerin asıl kökeni Makedonya’ymış. Bu geleneği Anadolu’ya taşıyanlar ise Frigler’miş. Lidyalılar, Romalılar ve Bizanslılar bu geleneği devam ettirmişler.

Sardeis’in yedi kilometre küzeyinde bulunan ve İzmir-Ankara karayolundan görülebilen bu kraliyet tümülüsleri, Lidyalılar’ın servet ve gücünün simgesidir. En yükseği 72 metredir. Bu mezarlara görünüşlerinden dolayı “Anadolu’nun piramitleri” deniyor. Bu mezarların yapıldığı dönem Lidya ile Mısır müttefik olduğundan, Sardeis’te bulunan tümülüslerin kökeninin sadece Makedonya değil, Mısır da olduğu düşünülüyor.

Ancak, bu tümülüslere ulaşmak neredeyse imkansız. Sadece uzaktan görebiliyorsunuz. Devlet buralara hiç el atmamış, zaman içerisinde yağmalanmışlar ve metruk bir şekilde el uzatılmayı bekliyorlar.

Sardeis’i Bintepeler’den ayıran Gediz Nehri’nden bir görüntü

Bintepeler’deki tümülüsler. Başka bir deyişle Anadolu’nun Piramitleri.

Bintepeler’den uzaklaşırken bir pamuk tarlası ve arkasında tümülüslerden biri.

 

Çukur Hamamı ve Kurşunlu Kaplıcaları

Hem Çukur Hamamı hem de Kurşunlu, kaplıcaları ile bilinen yerler. Yani konumuz olan Sardeis’le pek bağlantılı değiller ama her iki yer de hem Sardeis’e hem de Salihli’ye oldukça yakın. Yine her iki yer de Bozdağlar üzerinden geçen Salihli-Ödemiş bağlantı yollarının üzerinde. Bizim kaplıcaları deneyimleyecek bir vaktimiz olmadı ama Kurşunlu’ya kısa bir ziyarette bulunduk. Bozdağlar’ın eteklerindeki Kurşunlu, güzel düzenlenmiş ve hoş vakit geçirilebilecek bir yerdi. Ayrıca burada sadece kaplıca değil, park alanları, piknik yerleri ve iki tane de ufak şelale bulunuyordu.

Kurşunlu Kaplıcaları, Bozdağlar’ın eteklerinde bulunuyor.

Kurşunlu Kaplıcaları

Minik Kurşunlu şelaleleri (Antalya’daki Kurşunlu Şelalesi ile karıştırmayın)

 

 

2079total visits,4visits today

Bir Cevap Yazın