Singapur Blog 4/5: Singapur Merkez-2

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

Önceki yazımız için buraya tıklayınız.

Singapur Blog 4: Singapur Merkez-2 (Diğer başlıklar bir önceki yazımızda)

  1. Marina Bay Sands

Marina Bay Sands, “Singapur” denilince ilk akla gelen yapı. Hatırlatmak için önce binanın fotoğrafını paylaşalım:

Marina Bay Sands, günümüzde Singapur’un en bilinen sembolü olmuştur.

Marina Bay Sands aslında 2010 yılında açılmış ama reklamı o kadar çok yapılmış ki sanki geçtiğimiz yüzyıl boyunca ordaymış hissine kapılırız. Bina elli yedi katlı ve üç kuleden oluşuyor. Binada 2561 tane otel odası, 120 dönüm kongre/sergi alanı, 74 dönüm AVM, müze, iki adet tiyatro, 15 dönüm büyüklüğünde kumarhane bulunuyor.

Marina Bay Sands’teki müzenin adı ArtScience (Sanat Bilimi) ve nilüfer (lotus) şekliyle dikkat çekici bir yapı. Zamanımız çok sınırlı olduğu için maalesef burayı gezemedik.

Marina Bay Sands ve ArtScience Müzesi’nin Merlion Parkı’ndan görüntüsü.

Marina Bay Sands’i asıl meşhur eden kısım, üç kuleyi birbirine bağlayan ve on dönüm büyüklüğündeki gökyüzü terasıdır. Bu terasta seyir yeri, CÉ LA VIE restoran/bar ve dünyaca meşhur bir yüzme havuzu bulunuyor. Orchard Caddesi’nde tanıştığımız bir turizm enformasyon görevlisi bize, seyir yerine tırmanmak yerine CÉ LA VIE’ye girmemizi önerdi. Çünkü bu iki yere giriş için ödediğiniz ücretler birbirine yakın ama seyir yerinde birşeyler ikram edilmezken, CÉ LA VIE’ye ödediğiniz giriş ücretiyle yukarıda birşeyler yiyip içebiliyorsunuz. Ancak hatırlatalım: Menüde size gösterilen yüksek fiyatlara KDV ve garsoniyer ücretleri dahil değil.

CÉ LA VIE, seyir yerinden bir kat daha yukarıda konumlandırılmış ve hem restoran hem de bar olmak üzere iki kısımdan oluşuyor.

CÉ LA VIE, seyir terasından (Sands Skypark) bir kat daha yukarıda. Alttaki fotoğrafta, alt katta görülen yer, seyir terası.

Üstteki fotoğrafta CÉ LA VIE’nin restoran kısmı, alttaki fotoğrafta bar kısmı.

Manzara ise göz alıcı ve bütün Singapur ayaklarınızın altında:

 

Marina Bay Sands’in gökyüzü terasından Singapur manzarası

Marina Bay Sands, gökyüzü terasındaki “Sonsuzluk Havuzu” (Infinity Pool) ile büyük ün salmış. Bu yüzme havuzu 146 metre uzunluğunda ve yerden 191 metre yüksekliğinde. Otel müşterisi değilseniz havuza girmeyi bırakın, yaklaşmanız bile yasak. Otel oldukça pahalı olduğu için Singapur’da uzun süre tatil yapanlar genelde bir günlerini Marina Bay Sands’te geçirirler, tatillerinin devamında başka bir otelde kalırlar.

Üstteki fotoğrafta, otel müşterisi olmadığınız zaman görebileceğiniz en iyi havuz manzarası. Alttaki fotoğrafta, otel müşterisi olduğunuzda görebileceğiniz en kötü havuz manzarası 😊

http://www.marinabaysands.com

  1. Gardens by the Bay

Gardens by the Bay (Koydaki Bahçeler), Singapur’a geldiyseniz mutlaka ziyaret etmeniz gereken bir yer. 1000 dönüm, başka bir deyişle bir kilometrekare alanı kaplayan bu doğal park, her yıl milyonlarca turisti kendine çekiyor. Marina Bay Sands’ten çektiğimiz Gardens by the Bay fotoğrafı aşağıdaki gibiydi ve harita niteliğindeydi:

Dragonfly Lake (Yusufçuk Gölü), Botanical Gardens (Botanik Bahçeleri), Supertree Grove (Süper Ağaç Korusu), Flower Dome (Çiçek Kubbesi), Cloud Forest (Bulut Ormanı) doğal parkın ana kısımları.

Marina Barrage (Marina Barajı), Singapur’un su ihtiyacının bir kısmını karşılıyor ve sellere karşı şehri koruyor. Bu bölge, aynı zamanda yeşillendirilerek bir rekreasyon alanına dönüştürülmüş.

Gardens by the Bay’in tam karşısında ise Marina Bay Golf Course (Marina Bay Golf Sahası) bulunuyor.

Doğal parkın büyük bir kısmı, açık alan botanik bahçelerinden ve yapay göllerden oluşuyor. Botanik bahçeleri; Çin, Malay, Hint bahçeleri gibi çeşitli konseptlere ayrılmış.

Dragonfly Gölü ve botanik bahçeleri

Botanik bahçelerinden görüntüler

Botanik bahçelerinden en çarpıcı olanı şüphesiz Supertree Grove. Bu koru, 25-50 metre arasında değişen dikine bahçelerden oluşuyor ve hem gündüz hem de gece ayrı ayrı güzel görünüyorlar.

Dik yöndeki bahçeler: Supertree grove

Gardens by the Bay’de iki adet cam kubbe var ve kesinlikle bu kubbelerin ikisine de vakit ayırmanızı öneririz: Flower Dome ve Cloud Forest.

Flower Dome (Çiçek kubbesi), 12 dönüm büyüklüğünde, 38 metre yüksekliğinde cam bir kubbe. Kubbenin içinde çoğunlukla Akdeniz ve yarı kurak tropikal bölgelerin (Avustralya, Güney Amerika, Güney Afrika) bitkileri yetiştiriliyor.

Kubbenin içerisi gerçekten çok güzel tasarlanmış ve modernizm, doğayla tam olarak bütünleştirilmiş. Kubbenin içerisi biraz soğuk olduğu için bir hırkaya ihtiyaç duyabilirsiniz. Ancak bir süre sonra soğuğu unutursunuz, çünkü Flower Dome’da birbirinden güzel ağaçlar, bitkiler, çiçekler, heykeller kendinizi bu güzelliğe kaptırmanıza neden olacak.

Flower Dome’dan görüntüler

Ağaçların arasındaki boşluklar çeşitli bitkilerle, çiçeklerle ve heykellerle doldurulmuş. Çoğunluğu ahşap olan heykellerin hepsi birbirinden güzeldi.

Flower Dome’da heykeller

Flower Dome’un ufak bir kısmında bitkiler, Alice Harikalar Diyarı’ndaki karakterlerle süslenmişti.

Flower Dome ve Alice Harikalar Diyarında karakterleri

Antoine de Saint-Exupéry’nin yazarı olduğu Küçük Prens kitabını çoğunuz eminiz bilirsiniz ve kitap, Baobab ağaçları ile bütünleşmiştir. Flower Dome’da Baobab ağaçlarının bulunduğu bir bahçe de bulunuyor:

  

Flower Dome’da Baobab ağaçları

Cloud Forest (Bulut Ormanı), Gardens by the Bay’deki iki kubbeden diğeri.  Bu kubbe, Flower Dome’a göre biraz daha küçük ama biraz daha yüksek. Sekiz dönüm büyüklüğündeki bu kubbenin içinde tropikal dağlık bölgelerde 1000-2000 metre arasındaki rakımlarda yetişen bitkiler bulunuyor.

Kubbenin içinde 42 metre yüksekliğinde bir dağ ve bu dağdan akan 35 metre yüksekliğinde bir iç mekan şelalesi ile karşılaşıyorsunuz. Bu tasarımı oluşturan ekibin gerçekten kafa patlattığını düşünüyoruz. Çünkü hem fikir çok orijinal hem de yapılan her birşey en ince ayrıntısına kadar düşünülmüş.

Cloud Forest’a ilk girdiğinizde büyüleniyorsunuz ve içinizdeki dürtü hemen “En üste tırman” diyor. Bu dürtünün hareketiyle enerjimizi tam toplamıştık ki bir asansör ile karşılaştık 😊 Bu nedenle Cloud Forest’ta sadece iniş bulunuyor. Sizi yoracak hiçbir şey yok ve engelli vatandaşlar da düşünülmüş.

Üstte, Cloud Forest’ın girişi. Altta, şelalenin aktığı yerden Cloud Forest görüntüsü.

Bu yapay dağ sadece girişten ve şelalenin üstünden ibaret diye düşünürken çok yanıldığınızı farkettik. Çünkü yapı, sekiz katlıymış. Her katında ayrı bir tasarım vardı ve gezmesi çok zevkliydi.

Cloud Forest’taki her katta ayrı bir tasarım bulunuyordu.

Cloud Forest’ta “İklimin Bitki Örtüsüne Etkisi” hakkında canlı bir anlatım:

Cloud Forest’tan iniş rotası da muazzam güzellikteydi. Dağa bağlanmış olan köprülerden inerken hem şehri izliyorsunuz hem de dağı kaplayan bitkileri inceleme fırsatını buluyorsunuz.

 

Cloud Forest’tan aşağıya iniş

İnişimizi tamamladığımızda karşılaştığımız manzara şöyleydi:

Cloud Forest, modernizmin, doğayla bütünleşebileceğini gösteren en güzel kanıtlardan biri. Bize göre Singapur’da gördüğümüz en çarpıcı yerlerden biriydi ve bu fikri sunup gerçekleştiren ekibin eline, aklına, yüreğine sağlık diyoruz.

Yazının devamı için buraya tıklayınız.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

9091total visits,13visits today

Bir Cevap Yazın