İsveç Blog 1/8: İsveç ve Başkenti Stockholm

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

Blog 1: İsveç ve Başkenti Stockholm

  

İsveç bayrağı

 

İsveç ve başkenti Stockholm’un haritadaki konumu

İsveç ilginç bir ülke. Daha XX. yüzyılın başında, İsveç kökenli olmayanların oranı, ülke nüfusunun %1’inden azını oluştururken, günümüzde bu oran %25 civarlarında ve artmaya devam ediyor. Ülkeye ilk göç dalgası 1950’lerde başlamış ve sonraki yıllarda göç dalgası hızlanarak devam etmiş. İsveç’teki bu yabancı patlamasının birçok nedeni var: Refah seviyesinin çok yüksek olması, geleneksel sosyal demokrasi düzeninin başarıyla uygulanıyor oluşu nedeniyle refahın toplumun her kesimine eşit şekilde dağıtılması, İsveçlilerin yabancılara karşı hoşgörülü olması, devletin mültecilere yardım etmesi, ekonominin profesyonel bir şekilde yönetilmesi, temel hak ve özgürlüklerin herkese eşit şekilde sağlanması…vb. Böylece “Taşı toprağı altın” diyerek dünyanın her yerinden milyonlarca insan, İsveç’in soğuk iklimine ve karanlık kışlarına aldırış etmeksizin buraya yerleşmeye başlamışlar. Yerleşmeye de devam ediyorlar. Sokaklarda yürürken kimin turist olduğunu, kimin olmadığını artık anlayamıyorsunuz ve her tipten insanla karşılaşıyorsunuz.

2016 yılında yapılan istatistiklerde, İsveç nüfusunda 153 Finli, 150 bin Suriyeli, 135 bin Iraklı, 89 bin Polonyalı, 71 bin İranlı, 66 bin Eski Yugoslavyalı, 64 bin Somalili, 58 bin Boşnak, 50 bin Alman, 47 bin Türk, 42 bin Norveçli, 41 bin Danimarkalı, 40 bin Taylandlı, 35 bin Eritreli, 34 bin Afgan, 30 bin Çinli, 28 bin Şilili, 28 bin Romanyalı, 27 bin Lübnanlı, 26 bin İngiliz, 26 bin Hintli, 20 bin Rus, 20 bin Amerikalı, 18 bn Etiyopyalı, 18 bin Vietnamlı, 17 bin Yunanlı, 17 bin Macar, 13 bin Filipinli, 12 bin Pakistanlı, 12 bin Litvanyalı, 12 bin Kolombiyalı bulunuyor. Gördüğünüz üzere kıta ayırt etmeksizin dünyanın her yerinden insanlar toplanıp İsveç’e yaşamaya gelmişler (Kaynak: en.wikipedia.org/wiki/Immigration_to_Sweden).

İsveç’in resmi dilleri ise daha da ilginç: İsveççe, Fince, Meänkiel (Fince’nin bir diyalekti), Samice, Roman dili, Yidiş (Eski İbranice). Yıl 2017 ve İsveç tarihi boyunca ülkenin en büyük azınlığını oluşturan Finlilerin artık azınlıkta ikinci sıraya düştüğüyle ilgili bir haber okudum. Ülkede ise artık en çok konuşulan azınlık dili artık Fince değil, Arapça. Anlayacağınız, ülkenin resmi dil olarak kabul edilen azınlık dilleri, artık ülke içinde en az konuşulan diller olarak kalmış.

ABD için önemli bir kavram vardır: Melting pot. Direkt çevirisi “Eritme potası” olsa da gerçek anlamı “Çeşitli ırk ve ulustan insanların kaynaştığı yer”dir. Bilindiği üzere, Amerika’nın Kızılderililer haricinde yerli bir halkı yok ve dünyanın her yerinden gelen insanların ortak bir çatı altında buluşması gerekiyor: “Amerikalı olmak”. Herhangi bir Amerikalı ile konuştuğunuzda size önce Amerikalı olduğunu, sonra da nereden geldiğini söyleyecektir. Başka türlü “Eritme potası” işlevini yerine getiremez ve ülke içindeki uluslar birbiri ile çatışmaya başlar. Bu nedenle “Amerikalı” olmak kişinin gerçek kimliğinin, dininin, kültürünün üstünde bir kavramdır. Bunu neden söylüyorum? Çünkü İsveç’in de yapmaya çalıştığı şey gördüğüm kadarıyla ABD ile aynı: Eritme potası oluşturmak. Başka türlü bu kadar karmaşık bir halk oluşturamazlardı. Eminim bundan elli yıl sonra İsveç’te İsveçlilerin azınlıkta kaldığı ile ilgili haberler okuyacaksınız (Bu konuda Avrupa Birliği üyesi ülkeler içinde İsveç tek başına olmayacak, İsveç’ten önce Fransa’da Fransızların azınlık kalması söz konusu). Bazılarına göre bu bir sorun, bazılarına göre ise bu bir gözlem olacak. O zaman bu “eritme potası”nın ne kadar başarılı olduğunu göreceğiz.

Ne kadar doğru ne kadar yanlış bilmiyorum ama şahsi fikrimi söyleyeceğim, Avrupa Birliği üyesi ülkeler mülteci kabul ederlerken, en az bir o kadar kalifiye eleman alması ve sistemin sömürülmesine müsaade etmemesi gerekiyor. Çünkü şahsen, kalifiye eleman olarak Avrupa’da kalmanın, mülteci olarak kalmaktan daha zor olduğunu deneyimledim. Kalifiye eleman olduğunuzda kendi yaşamınızı finanse etmeniz, diploma denkliği almak için sabır ve para gerektiren bir süreçten geçmeniz gerekiyordu ama mülteci olduğunuzda süreç biraz daha kolaydı. Devlet, mültecilere maaş bağlıyordu ve mülteciler içinde çaba gösterenler bir meslek edinip yaşamlarına devam ederlerken, çaba göstermeyenler sürekli çocuk yapıp çocuk başına devletten daha fazla para alıp hayatlarını “beleş” bir şekilde idame ettiriyorlardı. Neticede eğitim, sağlık, temel hizmetler ücretsizdi ve devletten aldığı maaş ile çaba göstermeyen mülteciler hayatlarını fazla zorlanmadan devam ettirebiliyorlardı. Bu durum, birçok kişi tarafından “sosyal demokrasinin nimetlerini sömürmek” olarak görülüyor çünkü siz çalışıp bir yerlere varmaya çalışıyorsunuz ancak sizden alınan yaklaşık %60 oranındaki vergi (İskandinav ülkelerinde vergi oranı gerçekten de bu kadar yüksek), hiç çalışmayan ve sürekli çocuk doğuran birilerine gidiyor. Bu bana göre ciddi bir sorun ve önüne geçilmesi gereken bir durum. Sosyal demokrasi gerçek anlamda uygulandığında parasal sistemler içinde en iyi sistemlerden biri olduğunu deneyimledim ama sistemin sömürülmeye çok açık olduğunu ve sisteme dahil olmadığınızda (mülteci olmadığınızda) size ne kadar büyük zorluklar çıkarabileceklerini de şahsen yaşadım. Bu bana göre haksızlıktı, elbette yardıma muhtaç insanlara yardım etmek güzel bir şey ama bunu yaparken sistem dışı insanlara da belli kolaylıkların sağlanması gerekiyor. Bu konuda belli adımlar atılmazsa önümüzdeki yıllarda İskandinavya’nın çeşitli sosyal, kültürel, ekonomik sorunlar ile karşı karşıya kalacağını ve ırkçılığın patlayacağını düşünüyorum. Umarım yanılıyorumdur… (Bkz. Finlandiya’da Politika)

İsveç, beş İskandinav ülkesinin içinde (Danimarka, Finlandiya, Norveç, İzlanda) 10 milyonun biraz üzerinde olan nüfusuyla en kalabalık olanı ve başkenti Stockholm, 2 milyon 300 bin kişiyle İskandinavya’nın en büyük şehri. İskandinav ülkelerinden İsveç, Danimarka, Finlandiya, Avrupa Birliği üyesi. Norveç ve İzlanda ise Avrupa Birliği’nin dışında ama Avrupa Kıtası içinde serbest dolaşım sağlayan Schengen’e dahiller. Avrupa Birliği üyesi olan Finlandiya ulusal para birimi olan Markka’yı bırakıp Euro’ya geçmiş ama İsveç ve Danimarka, referandum sonucunda Euro’yu reddedip kendi para birimi olan Kron’u tutmuşlar. 1 Euro, aşağı yukarı 10 İsveç kronuna denk geliyor. Ama bu “Para birimi değersiz ülkeler ucuz olur” görüşünü savunanları yanıltabilir. Çünkü İsveç, dünyanın en pahalı ülkelerinden biri. Bu nedenle gezerken, sınırlı bütçemiz nedeniyle Stockholm’de neredeyse hiçbir müzeye giremedik. En küçük müzenin bile fiyatı 100 İsveç kronundan daha fazlaydı. Aşırı pahalılık ve sınırlı bütçemiz nedeniyle doğru düzgün bir restoranda da oturup yemek yiyemedik, hep konservelerle atıştırmalıklarla zamanımızı geçirdik. Bu nedenle size hep dış mekân görüntülerini sunabileceğiz. Ama neyse ki Stockholm, dış mekân konusunda da görselliği zengin bir şehir.

Finlandiya ve İsveç, toplumsal düzen açısından birbirine benzediği için, Finlandiya’nın ile ilgili olan birçok şey İsveç için de geçerli. Bu nedenle Finlandiya yazımı okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Bu yazıların içinde İskandinavya ve sosyal demokrasi düzeni hakkında bol bol yazdım.

Beyaz Zambaklar Ülkesinde Yaşamak… Finlandiya… yazı serisi için buraya tıklayabilirsiniz.

 

 

İsveç’in Kısa Tarihi

Stockholm yazımıza başlamadan önce size İsveç’in kısaca tarihinden bahsetmek istiyorum: İsveç topraklarında ilk yerleşim MÖ 12000’li yıllara dayanıyor ama biz onları ilk Vikingler ile tanıyoruz. Sadace İsveçli değil, Finliler hariç tüm İskandinav halkları (İsveçliler, Norveçliler, Danimarkalılar, İzlandalılar, Faroe Adaları’nda yaşayanlar) Viking kökenlidir. Vikingler, VIII.-XI. yüzyıllar arasında Avrupa Kıtası’nı kasıp kavurmuşlar. Kanada’dan Kuzey Afrika’ya, Rusya’dan İstanbul’a, Britanya’dan İran’a, İspanya’dan Bağdat’a her yeri gezmişler, yağmalamışlar ve buralara yerleşmişler. Zamanla Viking soyundan gelenler Britanya’yı tümüyle ele geçirmiş ve İngiltere’nin en güçlü hanedanları olmuşlar. İsveççe, Norveççe, Danca, İzlandaca’nın İngilizce’den etkilendiği düşünülür ama aslında İngilizce, İskandinav dillerinden etkilenmiştir. Hatta bazı bilim insanları, yeryüzündeki mavi gözlülerin hepsinin Vikingler ile bir şekilde bağlantısı olduğunu iddia ediyor (Bu bir varsayım tabii ki).

 

Vikinglerin yayıldığı coğrafya ile ilgili haritalar (Wikipedia’dan)

Vikingler IX. Yüzyılda Hristiyanlık ile tanışmış ama bu yeni din, XII. yüzyıla kadar ilgi görmemiş. XII.-XIV. yüzyıllar arasında İsveçliler, Finlileri sömürgeleştirmekle uğraşmışlar ve başarılı olmuşlar. XIV. yüzyılda İsveç nüfusunun üçte biri Kara Veba nedeniyle ölünce ülke bir bocalama dönemine girmiş ama 1397 yılında Danimarka, Norveç ve İsveç krallıkları birleşip Kalmar Birliği’ni kurmuşlar. Böylece bütün İskandinavya tek çatı altında toplanmış. Krallıklar arası “şiddetli geçimsizlik” nedeniyle 1523 yılında bu birlik dağılmış.

 

Kalmar Birliği (1397-1523) (Wikipedia’dan)

XVI. yüzyıl boyunca İsveç, fakir ve güçsüz bir ülke olarak kalmış ama XVII. yüzyılda İsveç Krallığı’nın kurulmasıyla ülke, Avrupa’daki süper güçlerden biri haline gelmiş hatta bir ara neredeyse Kutsal Roma İmparatorluğu’nu bile yönetmeyi planlamışlar. Bu dönem Reformizm hareketinden etkilenip Protestanlık mezhebine geçiş yapmışlar. XVIII. yüzyılda krallık, gerileme dönemine girmiş ve İsveç son savaşını 1815 yılında gerçekleştirmiş. 1815’ten bu yana İsveç hiçbir savaşa girmemiş. Almanların yoğun baskılarına rağmen I. ve II. Dünya Savaşları’nda bile tarafsızlıklarını koruyabilmişler.

XVI.-XIX. yüzyıllar arasında İsveç Krallığı’nın sınırları (Harita Wikipedia’dan alınıp tarafımdan Türkçeleştirilmiştir).

XIX. yüzyıl ve XX. yüzyılın başlarında İsveç yine fakir bir ülkeymiş ve ülkede kıtlıklar baş göstermeye başlamış. Bu dönem birçok İsveçli, ABD başta olmak üzere ülkeden göç etmiş. 1889 yılında İsveç Sosyal Demokrat Partisi’nin yönetime gelmesiyle ülkede bir demokratikleştirme süreci başlatılmış. Sanayi artmaya, refah seviyesi yükselmeye başlayınca dışarıya verilen göç dalgası durmuş. XX. yüzyılın ortalarından itibaren halkın refah seviyesi iyice yükselmiş ve günümüzdeki durumuna gelinmiş.

Bu arada Batı ile sıkı ilişkilerine rağmen İsveç hâlâ NATO üyesi bir ülke değil ve tarafsızlık konusundaki çizgisini çok sıkı bir şekilde koruyor. Çünkü savaşın ve gerilimin, hem kazanan hem de kaybeden taraf için kayıp olduğunun farkındalar.

Yazının devamı için buraya tıklayınız.

 

8515total visits,54visits today

Bir Cevap Yazın