Biga Yarımadası = Antik Troas Bölgesi

Instagram:  gezenpati_, Facebook: @GezenPatii  

 

Biga Yarımadası = Antik Troas Bölgesi

Antik dönemde Troas olarak isimlendirilen Biga Yarımadası, günümüzde Çanakkale ve Balıkesir il sınırlarının içinde bulunuyor.

Troas’ta çok sayıda antik kent bulunuyormuş ama bunların büyük bir kısmı ya ortadan kalkmış ya da erişilmesi zor durumda. Biz de rotamızı, erişilmesi daha kolay olanlardan yana kullandık ve sırasıyla haritada işaretli olan yerleri ziyaret ettik.

 

Troya

Böylesine önemli bir antik kent, tek başına ayrı bir başlığı hakediyor 😊 Buraya tıklayarak Troya yazımıza ulaşabilirsiniz 😊

 

Alexandria Troas (Eski İstanbul)

Aslında oldukça önemli olan bir kentle karşı karşıyayız ama kent, tarih boyunca öylesine talan edilmiş ki geriye neredeyse hiçbir şey kalmamış. Bu nedenle kent ile ilgili bildiklerimiz aslında oldukça az.

Alexandria Troas, MÖ 4.yüzyılda Büyük İskender’in komutanı Antigonos tarafından kurulmuş ve şehre Antigoneia ismi verilmiş. 10 yıl sonra Lysimakhos, kente Büyük İskender’in adını verirse sevap işleyeceğini düşünerek ismini Alexandria Troas olarak değiştirmiş (Alexandria=İskender). Şehre, çevre kentlerden zorla göç yaptırılmış ve Alexandria Troas büyük bir hızla büyüyerek önemli bir merkez haline gelmiş.

Roma’da imparatorluk yıllarını başlatan İmparator Augustus döneminde kent yeniden canlanmış. İmparator Hadrian döneminde ise Alexandria Troas, en parlak dönemini yaşamış (MS 1-2.yüzyıllar). Şehir öylesine büyümüş ki yaklaşık 4 km2’lik bir alanı kaplamış ve surlarının uzunluğu 8 km’ye ulaşmış! Böylece bu dönem Alexandria Troas, Anadolu’nun en büyük kentlerinden biri olmuş. Bu süre zarfında Hristiyanlığın yayılmasında en önemli isimlerinden biri olan Aziz Paulos’un birkaç kez şehri ziyaret ettiğini, halka Hristiyanlığı tanıttığını, kentin limanından karşı tarafındaki Makedonya’ya geçtiğini de biliyoruz.

Alexandria Troas kentinin krokisi

MS 4.yüzyıla geldiğimizde Büyük Konstantin, imparatorluğun başkentini Roma’dan taşımak istemiş. Çünkü imparatorluğun asıl zenginliği Doğu’dan gelmekteymiş ve Roma, bu zenginlikten oldukça uzakmış. Böylece, ülkenin ekonomik krizden kurtulacağını düşünmiş. Bu amaçla yeni başkentin Thessaloniki (Selanik) olması gerektiğini savunmuş. Vazgeçmiş ve Alexandria Troas’ta karar kılmış. Sonra yine vazgeçmiş ve Troya’nın başkent olması gerektiğini düşünmüş, Troya Çanakkale Boğazı (Hellespontos)’nın girişinde stratejik bir öneme sahipmiş. Başkentin yeni binaları için Troya’nın üst tabakalarında düzlenmelere başlanmış, bu esnada Troya VI ve VII tabakalarına ciddi tahribat verilmiş. Sonra nedendir bilinmez, Büyük Konstantin, Troya’yı da başkent yapmaktan vazgeçmiş ve yeni başkentin İstanbul’da olmasına karar vermiş. Böylece adı Byzantion olan İstanbul, “Konstantin’in şehri” yani Konstantinopolis adını almış ve günümüzdeki İstanbul’un temelleri atılmış. Bu nedenle Alexandria Troas’a Eski İstanbul adı verilmiştir.

İmparatorun, başkent tercihini İstanbul’dan yana kullanmasıyla Alexandria Troas, unutulmuş. Kent süratle küçülmüş ve yapılar tahrip edilerek İstanbul’daki yeni binalar için devşirme malzeme olarak kullanılmışlar. Bu tahribat Bizans ve Osmanlı döneminde de devam etmiş. Hatta Osmanlı döneminde Eminönü’ndeki Yeni Cami’nin Alexandria Troas’tan getirilen parçalardan oluşturulduğu tahmin edilmektedir. Taşınmayan parçalar ise burada kurulan taş ocaklarında cayır cayır yakılmış. Böylece şehirden günümüze “kuş kadar” malzeme kalmış. Bu nedenle şehir hakkında detaylı bilgi sağlamak oldukça güçtür.

19.yüzyılın başlarında bölgeye gelen araştırmacıların çoğu, Homeros’un İlyada’sında geçen Troya’nın bu kent olduğunu düşünmüşler. Calvert ve Schliemann’ın bulgularıyla bu teori çürütülmüş ve gerçek Troya’nın yeri tüm dünyaya tanıtılmış.

İmparator Augustus döneminden Podyumlu Tapınak

Alexandria Troas’ın limanının olduğu yöne baktığınızda, karşıda Bozcaada’yı görüyorsunuz.

 

Apollon Smintheion

Antik dönemde Troas bölgesinin en büyük tapınağını olan Apollon Smintheion, bir kent değil, kutsal alanmış.  Helenler ve Romalılar tarafından MÖ 4.yüzyıl – Ms 4.yüzyıl arasında tapınım gören bu kutsal alan, Gülpınar Köyü’nün içinde bulunuyor ve bölgedeki kazılar 1980 yılından beri Prof. Dr. Coşkun Özgünel başkanlığında yürütülüyor.

Apollon Smintheion Tapınağı ve rekonstrüksiyonu (Rekonstrüksiyon fotoğrafı, Troya Müzesi’nde çekildi). 44 sütunlu tapınak, oldukça büyük bir alanı kaplıyor.

Tapınak üzerindeki kabartmalarda Homeros’un İlyada’sından Troya Savaşı sahneleri bulunuyor. Kabartmalar şu an tapınağın yanında bulunan bir odada sergileniyorlar. Bu kabartmada Priamos’un Akhylleus’tan, oğlu Hektor’un cesedini almaya gidişi sahnelenmiş.

Apollon, ilginç bir tanrı çünkü Anadolu kökenli ve Troya Savaşı’nda Anadolulu Troyalıları destekleyen tanrılardan biri. Tapınağın adı ise daha ilginç çünkü Apollon Smintheion, “Farelerin efendisi Apollon” anlamına geliyor çünkü bu tanrının fareleri de kontrol ettiği düşünülüyor. Bu nedenle bir dönem ya farelerin tarlalara musallat olduğu ya da bir veba salgınının gerçekleştiği akla geliyor.

Şimdi tapınağın köşesinde bulunan fare biblolarının neden burada olduklarını anlıyorsunuz 😊

Anadolu ve Yunanistan’da bulunan Apollon tapınaklarının ortak bir özelliği ise hepsinin birer kehanet merkezi olması. Kehanetin de tanrısı olan Apollon’un kahinleri, bu merkezlerde sadece halkın değil, yöneticilerin de kararlarını etkiliyorlarmış.

Böylesine önemli bir merkez için antik dönemde insanlar, 30 kilometre uzaklıktaki Alexandria Troas kentine bir kutsal yol inşa etmişler ve bu yoldan gelip giderek Apollon’a olan saygılarını iletmişler. Sporun da tanrısı olan Apollon adına spor müsabakaları düzenlemişler ve müsabakalarda başarılı olanların anıtlarını yerleştirmişler.

30 kilometre uzunluğunda Apollon Smintheion – Alexandria Troasındaki kutsal yolundan günümüze sadece 50 metresi ulaşmış.

Roma döneminde tapınağın yanına insanlar bu kutsal alanda arınsın diye büyük bir hamam ve su depoları ilave edilmiş. MS 1-4.yüzyıllar arasında kullanılan bu hamamda, yine birçok Roma hamamında görüldüğü gibi yerden ısıtma sistemi (Hypocaust), soyunma odası, soğuk oda, ılık oda, sıcak oda ve külhan kısımları izlenebiliyor.

 

Tapınağın yanında yer alan Roma hamamı ve Apollon adına gerçekleştirilen spor müsabakalarında başarılı olanların anıtları

Alexandria Troas’tan çıkan bir ana tanrıça (Kybele) heykeli.

Ana tanrıça kültü binlerce yıl çok farklı coğrafyalarda, çok farklı şekillerde saygı görmüştür ama ataerkilliğin anaerkilliğe baskın hale gelmesiyle tanrıça figürleri daha geri planda kalmaya başlamıştır. Nihayetinde baş tanrı, bir erkek olan Zeus (Roma’da Jüpiter) olmuştur ve sonra da Zeus, tek Tanrı inanışı şeklinde evrilmiştir. Doğanın, bereketin, dağların ve vahşi hayvanların tanrıçası olan Kybele, sıklıkla bir tahtta kucağında bir aslanla tasvir edilir. Sonra bu tahtta Zeus’un, İsa’nın hatta Tanrı’nın oturduğunu görmeye başlarız (Fotoğraf, Troya Müzesi’nde çekildi).

 

Assos (Behramkale)

Geçmişle günümüzün uyum içinde yaşadığı az sayıda yer vardır. Assos ile Behramkale ikilisi de bunlardan biridir. Bu ikili, denizden hızlıca yükselen bir tepenin üzerine ve eteklerine kurulmuştur. Köy, tepenin karaya bakan kısmında yer alırken, antik kent tepenin denize bakan kısmında yer alır.

Denizden hızlıca yükselen bir tepenin üzerine kurulu olan Assos-Behramkale ikilisi.

Behramkale; taş evleri, sokakları, dükkanlarıyla biraz Şirince’ye benzeyen sevimli bir köy. Köyün sokaklarından yukarı çıktıkça Assos Antik Kenti’nin Akropol’üne yaklaşıyorsunuz.

Behramkale’den Assos’un Akropol alanının görüntüsü

Assos kentinin MÖ 7.yüzyılda Lesvos (Midilli) Adası’ndan gelen ve bir Hellen boyu olan Aioller tarafından kurulduğu düşünülüyordu. Ancak yapılan arkeolojik çalışmalarda, kentin tarihinin MÖ 3000’lere kadar gittiği ve buranın bir Luvi yerleşim olduğu düşünülmeye başlandı.

Kent kurulduktan sonra her yüzyıl başka bir halk/devlet tarafından yönetilmiş. MÖ 6.yüzyılda Lidyalılar, MÖ 5.yüzyılda Persler, MÖ 4.yüzyılda Büyük İskender, MÖ 3.yüzyılda Bergama (Pergamon) Krallığı, MÖ 2.yüzyılda Romalılar kentin kontrolünü ele geçirmişler.

Romalılardan sonra Bizans dönemi başlamış ancak kent, 12.yüzyılda Haçlılar tarafından büyük tahribata uğramış. 14.yüzyılda ise Osmanlılar bölgeye gelmişler ve bu bölgedeki yerleşim devam ederek günümüze gelinmiş. Dolayısıyla Assos-Behramkale’de gezerken burada birçok uygarlıktan dokunuşlar görmek mümkün.

Akropol alanına ulaştığınızda muhteşem bir manzarayla karşılaşıyorsunuz. Denize doğru uzanan burnun arkasında Kadırga Koyu, önünde (Aslında gözetleme kulesinin arkasında) Assos kentinin antik limanının bulunduğu Sivrice Plajı bulunuyor.

Assos, denizden tepeye kadar yerleşim görmüş bir şehir. Çok dik bir yamaç üzerine kurulduğu için tepeyi yapılaşmaya elverişli hale getirmek için teraslar oluşturulmuş, böylece yapı birimleri kolaylıkla inşa edilebilmiş. Aşağıda kentin gymnasion, agora, tiyatro yapılarını görmek mümkün ve ziyarete açıklar. Bizim ziyaret etmeye vaktimiz olmadı ama sizin mutlaka görmenizi isteriz.

Akropol’ün en tepesindeki Athena Tapınağı ve rekonstrüksiyonu. Antik dönemde her kentin koruyucu bir tanrısı ya da tanrıçası varmış. Aslında günümüzde bu uygulama hâlâ birçok yerde devam ediyor ve bazı kentlerin koruyucu azizlerinin/azizelerinin olduğunu görüyoruz (Çok tanrıcılıktan Hristiyanlığa geçen uygulamalardan biri). Athena ise Assos’un koruyucu tanrıçasıymış ve şehrin en yüksek yerine tanrıça adına görkemli bir tapınak inşa edilmiş (Atina’nın da koruyucu tanrısı Athena, hatta şehrin ismi bu tanrıçadan geliyor).

Tapınak, MÖ 6.yüzyılda yapılmış ve mimarisiyle Anadolu’da Arkaik döneme uzanan ilk tapınak olma özelliğini barındırıyor. Ancak, mimari parçalarının büyük kısmı günümüzde Louvre Müzesi (Paris) ve Boston Güzel Sanatlar Müzesi (Boston Fine Art Museum, ABD)’nde sergileniyor.

Tapınağın arkasında görülen kara parçası ise Yunanistan’ın Midilli (Lesvos) Adası. Tapınağın manzarasının Midilli’ye bakmasının rastlantı olmadığını düşünüyor çünkü Helen karakterli Assos’u kuranların Midilli üzerinden geldiklerini biliyoruz.

Akropol’ün kara kısmında bir Osmanlı eseri de bulunuyor. 14.yüzyılda inşa edilen bu caminin adı Murat Hüdavendigar (I.Murat).

 

Zeus Altarı, Adatepe

Bölgenin Şirince’si olan Adatepe, Mübadele öncesi Rum ve Türk ailelerinin yaşadığı bir köymüş. Mübadele sonrası Rumlar ayrılmış ama yapıları Şirince’deki gibi kalmış ve köy tamamen koruma altına alınmış. Kahvaltı yerleri, kır sofraları, kafeleriyle günümüzde bölge insanını kendisine çekiyor. Ama Rumlar, aslında köyün en yeni tarihini temsil ediyorlar çünkü köyden çıkan parçalar, buranın antik dönemde de yerleşildiğini gösteriyor.

Bölgenin Şirince’si olan Adatepe köyü

Adatepe’nin karşısında Zeus Altarı bulunuyor. Altara ulaşmak için köy yolunda aracınızı park etmeniz ve 800 metre yokuş tırmanmanız gerekiyor. Tepenin üstünde ise bir kaya parçası, bir yatır ve güzel bir manzarayla karşılaşıyorsunuz.

Altar, “sunak” demek. Burası, antik dönemde tanrıların tanrısı Zeus adına kurbanların kesildiği, adakların adandığı noktaymış. Hatta Zeus’un Troya Savaşı’nı buradan izlediğine inanılıyormuş (Paris’in de Kaz Dağları’nda büyüdüğünü yazmıştık. Burası da Kaz Dağları’nın başlangıç noktası ve Thetis-Peleus nikahına kendisinin buradan getirildiğine dair bir düşünce var ama bu bilgiden emin değiliz, buraya tıklayarak insanlık tarihine derin izler bırakan Troya Savaşı yazımıza ulaşabilirsiniz). Savaş esnasında tanrıların ikiye ayrıldığını, bir kısmının Akhaları, diğer kısmının Troyalıları desteklediğini söylemiştik. Zeus ise tarafsız kalmayı yeğleyen ve savaşı uzaktan izleyen tek tanrıydı çünkü kendisini her iki halka da yakın hissediyordu.

Altarın yanında Erdem Baba adlı ulu bir kişinin de yatırı bulunuyor. Böyle bir kişi var mıdır yok mudur bilmiyoruz ama antik dönemde kutsal sayılan yerlerin, sonraki yüzyıllarda da kutsallaştırılması sıklıkla karşımıza çıkan bir olgu. Örneğin, Ayasofya, aslında Apollon Tapınağı’nın üzerine kurulu bir yapı. Antik dönemde büyük saygı gören Apollon’un tapınağının üstüne, Hristiyanlık döneminde dev bir kilisenin kurulması rastlantı değil. Bu tarz örnekler öylesine çoktur ki insanı şaşırtır. Dolayısıyla tarihi bir kilise, cami gördüğümüzde altından birşeyler çıkabilme ihtimalinin de yüksek olduğunu, şu andaki bilgilerimizin aslında çok daha kadim kaynaklardan geldiğini bilmemiz gerekiyor.

Tepenin üstünde bulunan kaya parçası, Zeus Altarı olarak isimlendiriliyor. Antik dönemde burada Zeus adına kurbanlar kesilir, adaklar adanırmış ve Zeus’un Troya Savaşı’nı buradan izlediği düşünülürmüş. Altarın yanında bulunan yatırın ise rastlantı eseri burada olmadığını düşünüyoruz.

Zeus Altar’ından manzara. Kaz Dağları ve Altınoluk yönüne bakan bu manzara hem güzel hem de çirkin. Yeşil ve mavinin uyumu harika ancak bölgede görülen yoğun yapılaşma ve talan, bu güzelliğe gölge düşürüyor.

 

Antandros

Altınoluk’un yakınlarında bulunan Antandros Antik Kenti’ni de görecektik ancak havanın kararmaya başlaması nedeniyle uğrayamadık. Adramyttenos Körfezi’nde bulunan bu kent (Bu kelime zamanla Edremit şeklinde evrilmiştir), Troya Savaşı’nda da geçer. Efsaneye göre Aeneas, babası ve oğlunu alarak Troya’dan kaçar ve Antandros limanından bir tekneye binerek İtalya topraklarına giderler. Böylece burada Roma’yı kurarak yeni bir medeniyetin ortaya çıkmasını sağlarlar.

Antik Troas / Modern Biga Yarımadası hakkında söyleyeceklerimiz burada bitti ama bölge, çok daha geniş bir coğrafyayı içeriyor. Buraları ziyaret ettikçe yazımıza ilaveler yapıp, içeriğini genişleteceğiz ama şimdilik bu kadar 😊

SON

101628total visits,74visits today

Bir Cevap Yazın